10.11.2005 tarihinden itibaren ziyaretçi sayısı:
 
AKADEMİK ÇALIŞMALAR

Tez Özetleri

ALİ ATA YİĞİT
ATATÜRK DÖNEMİ EĞİTİM VE KÜLTÜR POLİTİKASI 1923-1938 KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ

Atatürk dönemi eğitim ve kültür politikasının esaslarını, gaye ve hedeflerini tespit etmek, gerçekleştirilen inkılap hareketlerini ve buna bağlı olarak yürütülen uygulamaları incelemek ,gelişmeleri sonuçları itibariyle değerlendirmek, nihayet yeni Türkiye'nin dayandırıldığı kültürel zemini ve buna paralel olarak kurulan eğitim yapısını ortaya koymak, böylece her yönüyle büyük bir değişimin yaşandığı Atatürk dönemini, " eğitim ve kültür" açısından aydınlatmak, bu araştırmanın amacını teşkil eder. Varlığını fasılasız altı yüz yıldan fazla sürdüren ve üç kıta üzerinde muazzam bir coğrafyaya hükmeden Osmanlı İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalamak zorunda kaldığı Mondros Mütarekesi ile, fiilen ömrünü tamamlamış oluyordu. Türkiye Cumhuriyeti, bu muhteşem imparatorluğun Türk nüfusuyla meskun bakiye toprakları üzerinde, İstiklal Savaşı verilerek kuruldu. Bu yeni Türk devleti, Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde yürütülen Milli Mücadelenin ruhuna uygun tarzda, "millet" esasına dayalı "milli devlet" olarak teşekkül etti. Böylece "milliyetçilik" Türkiye Cumhuriyeti'nin temel esaslarından biri oldu. Diğer taraftan, çağımızın bilgi ve teknolojik birikiminin en son batıda vücut bulması ve batı medeniyetinin hakim medeniyet haline gelmiş olması dolayısıyla, "batılılaşmak" yeni Türkiye'nin ikinci temel esası olarak benimsendi.Bunun için Cumhuriyetin ilanını müteakip ilk beş yıl içinde gerçekleştirilen radikal inkılaplarla, kültürel yapı yeni baştan inşa edildi. Bu kısa sürede ülke, "modern Türkiye" ve " milli devlet" olarak anılmaya başladı. Atatürk inkılaplarının birinci dönemi olarak adlandırabileceğimiz, 1923-1930 arası yıllarda gerçekleştirilen inkılaplar, bütünüyle radikal özelliğe sahiptir. Bu dönemde, rejim asli hüviyetini tespit ve tayin etmiştir. İnkılapların ikinci dönemi olan 1930-1938 arası yıllarda ise, birinci dönemin tamamlanmasına ve olgunlaştırılmasına çalışılmıştır.

SUMMARY

The aim of this thesis is to study the principles and goals of the educational and cultural politics of the Atatürk era; the revolution movements and the related applications of his period and their consequences; and finally the cultural background upon which the modern Turkey was based and the educational system developed to support it, thus sheding light on the Atatürk period during which great changes had taken place in almost every aspect of life. The Ottoman Empire, which had ruled over large geographical areas over more than six hundred years, ceased to exist ofter the Mondros. ( 30 October 1918 ) . The Turkish republic fas founded following an independence war on the remaining territorios of the Empire populated largely by ethnic Turks. This was a national state based on "nation" in accord with the sprit of the national struggle led by Kemal Atatürk. Nationalism therefore, become one of the basic principles of the Turkish Republic. "Westernisation" was adopted as a second principle due to the foct that wester civilisation was dominant in the world because of its superiority in terms of science and technology. The cultural structure, thefore, was reformed radically during the first five years following the proclamation of the republic. The reforms carried out during the period 1923-1930, which may be called the first period of the Atatürk's reforms had a radical character. It was this period during which the political system had acquired its main features. During the second period, 1930-1938, the reforms of the first period were completed and perfected.

NECDET EKİNCİ
İKİNCİ DÜNYA SAVAŞINDAN SONRA TÜRKİYE'DE ÇOK PARTİLİ DÜZENE GEÇİŞTE DIŞ ETKENLER 
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ

Bu tezin amacı, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Türkiye'de çok partili düzene niçin geçildiğini, dış etkenler açısından incelemektir. Bu geçişte İkinci Dünya Savaşı'nın etkisi nedir? Bir etki sözkonusuysa, nereden kaynaklanmaktadır? Türkiye'yi bu yola iten dış baskılar var mıdır? Bunları dış baskı olarak nitelendirmesek de, uluslararası ilişkilerin aldığı yeni nitelik mi bu sonucu doğurmuştur? Savaş'ın sona ermesiyle, kısıtlayıcı önlemlere gerek kalmadığı için mi "Milli Şef" demokrasiye yönelmiştir? Bunların yanında, Türk toplumunun içinde bulunduğu koşullar bu geçişte ayrı bir etken olarak rol oynamış mıdır? Tezimizin konusu bu sorulara verilecek yanıtlardan oluşmaktadır. "Üç Büyükler" (ABD, İngiltere, SSCB)'in savaş boyunca geliştirdikleri ortak siyasa bu savaşın totaliter-diktatörlüklerin saldırgan siyasaları sonucunda çıkmış olması, Almanya'nın dünyanın statu-quo'sunu alt-üst eden tutumuyla daha da belirginleşmiştir. Faşizm ve Nasyonal Sosyalizme karşı beliren tepkiler Roosevelt üzerinde büyük bir duyarlılık oluşturmuştur. Savaşın hemen ardından, başta ABD ve İngiltere olmak üzere tüm batı kamuoyunda anti-demokratik yapıdaki devletlere karşı köklü bir davranış içine girmişlerdir. Bu dönemde Türkiye'de "Tek Parti Yönetimi" vardır. Özgürlükler savaşın etkisiyle oldukça kısıtlanmıştır. Türkiye'de anti-demokratik bir rejim yürürlüktedir. Üstelik Türkiye'nin savaş boyunca izlediği Almanya'ya dönük siyasa tepkilere neden olmuştur. "Rus Tehdidi" ile birleşen bu etkenler iç ögeleri hareketlendirmiş, Türkiye de rejim değişikliğine yönelmek zorunda kalmıştır.

SUMMARY

The aim of this thesis is to examine why Turkey adapted Multi Party System from the foreign effects point of view. What was the role of World War II in this transition? If there was an influence, where did it originate? Were there any foreign pressures on Turkey to be in this process? Or, is this the result of new past-war characteristics of international relations? The restrictive measures weren't needed any more with the end of war. Could it be the reason for the "National Leader" to turn to the Democratic System? Besides all above, did the conditions of Turkish society, as detached factors, play important role during this transition. The topic of the thesis covers the responses of all those questions mentioned above. The collective policy of "The Alliance Power" (USA, England, USSR) along with the war became clearer with the attitudes of Germany which changed status-quo and resulted in break-out of war because of her totalitarian dictatorship. Reactions against Fascism and National Socialism made Roosevelt more sensitive. Soon after the war, USA, England and whole European Public opinion began to show deep reaction against anti-democratic states. In this qeriod, there was a Mono-Party System in Turkey liberties were highly restricted and regime was anti-democratic. Moreover, the foreign policy of Turkey to Germany attracted many reactions. All those factors, together with "Russian Threat", drove internal elements into the motion. As a result of this, Turkey was obliged to make changes as far as the regime is concerned.

ATİLLA KOLLU
TÜRKİYE BALKAN İLİŞKİLERİ (1919-1939) 
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ

Anadolu'nun coğrafi yapısı, Türkiye'nin uygulamak zorunda olduğu dış politikanın ana hatlarını belirler. Kuzey-Güney istikametinde yapılacak bir askeri harekata karşı, kuzeyde Karadeniz Dağları, Güneyde Toros Dağları ile koruma sağlanır. 1919-1939 döneminde Doğu'da Rusya ve İran'dan, Güney'de Irak ile Suriye'den Türkiye'ye karşı yönetebilecek bir askeri harekatı destekleyebilecek karayolu ve demiryolu yoktur. Arazi ve Hava Şartları doğuda hızla ilerlemeyi engeller, ama Batı da durum böyle değildir. Dağların denize dik olarak uzanması ve demiryolu bulunması bölgede Yunanistan'ın askeri harekata girişmesine olanak vermiştir. Balkanlar Türkiye'nin Avrupa'ya açılan kapısıdır. balkanları bir duvar gibi kullanarak onu Avrupa'dan soyutlamak isteyen güçlere karşı Türkiye 1919-1939 yılları arasında aktif bir politika izlemiştir. Balkan yarımadası, güneydoğu Avrupa'da büyük güçlerin sıcak denizlere inmelerini, siyasi ve ekonomik güç oluşturmalarını sağlayabilecek bir coğrafi yapıya sahiptir. Avusturya, Macaristan İmparatorluğu, İtalya ve Rusya'nın Balkanlardaki faaliyetlerini, İngiltere ve Fransa siyasi ve ekonomik önlemler alarak engellemeye çalışmışlardır. Yaklaşık 800.000 km2 lik bir alanda çeşitli din, dil ve ırk farklılıklarına sahip toplumların oluşturduğu, adeta etnik bir mozaikler demetinde çeşitli nedenlerle sonu gelmeyen hem kendi aralarında hem de diğer ülkelerle kavgalar meydana gelmiş ve bunlardan birisi 1.Dünya Savaşına neden olmuştur. Jeopolitiğin ortaya koyduğu gerçek, Kafkaslarda, Ortadoğu'da ve balkanlar'da kilit ülkenin Türkiye olduğudur. Bu gerçeğin ışığı altında, Balkanlar'daki tarihi gelişmeleri çok iyi incelemek zorunluluğu nedeniyle, türkiye-Balkan İlişkileri (1919-1939)'ni konu olarak seçtik. Etüd edilen bu yirmi sene, bazı özellikler taşımaktadır. Bunların en önemlisi, anılan süre içerisinde Türkiye'nin Balkan Politikasını Mustafa Kemal Atatürk'ün yönlendirmesidir. Büyük Önderin uyguladığı balkan Dış Politikası, bugüne ışık tutabilecek niteliklere sahiptir.

SUMMARY

Geographical structure of Turkey determines main lines of foreign politics that Turkey should carry out. Opposing a military operation a natural protection provide by Karadeniz mountains in north and Toros mountains in south. There were not sufficient road and railway to support any military operation against Turkey which would be occured by Iraq and Syria in south. Land and weather provisions obstacled rapid movement in east. But same conditions were different in west. Railway and mountains that stretched out upright through the sea, gave possibility to Greece perform a military operation. Balkans is the door for Turkey which opens to Europe. Turkey had followed an active politcs in 1919-1939 against the powers who wanted to abstract Turkey from Europe by using Balkans such as a wall. In the area approximately 800.000 km2, many endless quarrels had become a reality between themselves and others by many various reasons in an ethnic mozaic bunch which constituted by communities that had different religion, language and race and ona of them had caused the world war! Jeopolitical reality explains that Turkey is thekey country in Caucasia, Middle East and Balkans. In the light of this truth and absolute necessity to well examine historical development in Balkans we chose this topic. This twenty years which was studied had some peculiarity. Most important of them is, her Balkans politics had leaded by Mustafa Kemal Atatürk and this politics has some quality to show the best way in foreign politics today.

CEMALETTİN TAŞKIRAN
TARİHİ AKIŞ İÇİNDE KARABAĞ MESELESİ VE TÜRKİYE'NİN KARABAĞ POLİTİKASI
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ
Bu günkü Dağlık Karabağ'ın bulunduğu bölge çok eski zamanlardan beri bir Türk yurdudur. Urartuların hâkimiyetindeyken Batı'ya doğru akın eden Türk boyları bölgeye gelmeye başlamışlardır. MÖ 8 nci yüz yılda tarih sahnesine çıkan Saka (=İskit) Türkleri Kafkaslara gelmişler ve bu bölgenin sakinleri olmuşlardır. Sakaların bir kolu olan Partlardan sonra bölgede Albanları görüyoruz. Albanlar da Türk menşelidir ve Sakaların bir kolundan gelen Arşak sülâlesi tarafından kurularak Karabağ'ın bulunduğu bölgeye hükmetmişlerdir. VIII.yüzyılda Arapların bölgeyi işgal etmeleri sonucu Alban Çarlığı'nın da varlığı sona erer. Albanların bölgede yaşayanlarından bir kısmı "Grigoryanlaşarak" Ermeni kimliğini benimsemiştir. Böylece de Karabağ Ermenileri denilen topluluk ortaya çıkmıştır. Albanların bölgede yaşayanlarının büyük çoğunluğu İslâmlaşarak bu günkü Azeri Türklerini oluşturmuşlardır. Daha sonra bölgeye Selçuklu Türklerinin geldiğini görüyoruz. Moğolların hakimiyetinde kalan Karabağ daha sonra "İlhanlılar"ın yönetimine girmiştir. XIV. Yüzyıl sonlarında ise Karabağ'da Timur hükümranlığı başlamıştır. Onu Karakoyunlular ve Akkoyunluların yönetimi izlemiştir. Zaman zaman, İran'da hüküm süren Türk Safevilerin hâkimiyetine girmiştir. XVIII. Yüzyıla kadar Safevilerle Osmanlılar arasında sıkça el değiştiren Karabağ daha sonra tekrar İran'a terk edilmiştir. XVIII. Yüzyılda bölgede Karabağ Hanlığı kurulmuştur. XIX. Yüzyılın başlarından itibaren ise bölgeye Ruslar hâkim olmaya başlamışlardır. Karabağ'da ilk Türk-Ermeni çatışması ciddi olarak Rusya'daki 1905 ihtilalinden sonra meydana gelmiştir. 1905 yılında Karabağ'da Ermenilerin saldırılarıyla başlayan olaylar Gence ve Tiflis'e de sıçramış, Ermeniler Karabağ ve Tiflis'teki Rus askeri garnizonları tarafından da destek görmüştür. 1918 yılında bölgedeki istikrarsızlıktan yararlanan Karabağ Ermenileri Karabağ'da daha büyük çapta bir isyan çıkarmışlar ve Türklerin evlerine, iş yerlerine saldırmışlardır. Ancak Türk ordusunun Baku'yü alması ve Karabağ harekatına girişmesi sonucu katliam durdurulabilmiştir. Mondros Mütarekesi sonrasında Türk Ordusu bölgeyi terk ederken, İngilizler bölgeye girmişlerdir. Önceleri bölgede Ermeni ve Gürcülere dayalı bir politika izleyen İngilizler 1920 yılında Karabağ'ın Azerbaycan'a bağlı olmasını kabul ve ilan etmişlerdir. 1920 yılında Karabağ Ermenileri tekrar büyük katliamlara girişmişler ve Karabağ'ı Ermenistan'a bağlamak istemişlerdir. Daha sonra Sovyet Kızıl Ordusu Bakü'ye girmiş ve Azerbaycan Cumhuriyeti'ni ortadan kaldırmıştır. Karabağ'ı da Sovyetleştiren Ruslar 1923 yılında Karabağ'ın Azerbaycan'a ait olduğunu kabul ve ilan etmişlerdir. Sovyetler Birliği'nin parçalanması ile Ermeniler önce Karabağ'daki Türk yerleşim yerlerine saldırmış, kanlı katliamlar gerçekleştirmek suretiyle Karabağ'ın tamamını işgal etmiş; Karabağ'ın Ermenistan'la kara yolu irtibatını sağlayacak bölgelere saldırarak Karabağ dışındaki Azerbaycan topraklarının da önemli bir bölümünü (1/15) işgal etmişlerdir. Türkiye ekonomik yetersizlikleri, bir türlü çözemediği güneydoğu problemi ve dış politikada gerçekçi ve istikrarlı bir politika izleyememiş olması nedeniyle "Karabağ meselesi"nin çözümüne büyük bir katkıda bulunamamıştır.

ŞERAFETTİN ZEYREK
TEK PARTI DÖNEMİ TÜRKİYE'DE KÖY, KÖYLÜ VE KÖYCÜLÜK POLİTİKASI 
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ
Adından da anlaşılacağı gibi, araştırmamız 1923-1945 yılları arasını içermektedir. Amaç; Cumhuriyet öncesi köylünün durumunu ortaya koyduktan sonra, Cumhuriyet Dönemi'nde köylü için nelerin yapılıp-yapılamadığını ve geçmişle yeni dönem arasındaaki farklı ortaya koymaktır. Tez 680 sayfa olup, istatistik ve resimlerle de donatılmıştır. Tezin bölüm başlıkları özetle şöyledir: 1. Cumhuriyetten Önce Köy ve Köylü 2. Savaş İçinde Köy ve Köylü 3. 1923-1929 Yılları Arasında Köy ve Köylü 4. Tek parti öne gelenlerinin Köy ve Köylü ile ilgili düşünce ve anıları 5. 1930-1938 yılları arasında Köy ve Köylü 6. 1938-1945 yılları arasında Köy ve Köylü 7. Özelliği olan Köy ve Köylüler 8. Köylüyü Yerleştirme Politikası 9. Köylünün Sermayesi, Gelir-Gideri, Geçimi ve Yaşam Pahalılığı 10. Köylüye Kredi veren Kuruluşlar ve Krediler 11. Tarım ve Hayvancılık alanında yapılan Islah Çalışmaları 12. Köylünün Sağlık Durumu ve Sağlık alanında Yapılan Çalışmalar 13. Köylüyü ilgilendiren Tekniğin Köylere Girişi 14. Köylü için Toprak ve Orman Davası 15. Köylünün Önemli Sosyal Sorunları ve Bunlara Karşı Devletin İzlediği Politika 16. İç Ayaklanmalarda Köylü 17. Doğal Afetler Karşısında Köylü ve Devlet 18. Yayınlardaa Köy ve Köylü 19. Köylüye Bazı Sosyal ve Siyasal Hakların Verilmesi 20. Tek Parti Döneminde Köy ve Köylüde Ortaya Çıkan değişimler Sonuç olarak, bu politikada bazı eksiklikler olmasına karşın, Tek Parti Yönetimi'nin köylü için çok şeyler yaptığı ve bu politikada başarılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

AHMET YEŞİL
TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NDE İLK TEŞKİLATLI MUHALEFET HAREKETİ: TERAKKİPERVER CUMHURİYET FIRKASI
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ

Milli Mücadele ve Müdafaa-i Hukuk Hareketi, asıl olarak bağımsız bir Türk Devleti'nin son kez tarih sahnesine çıktığı devredir. Devletin kurucularının karşılaştıkları en önemli mesele silahlı olarak "düşman"a karşı verilen mücadele yanında siyasi olarak geçici kaydıyla açılan B.M.M. ve onun Hükümeti'nin kalıcı olması konusudur. Bu iise T.B.M.M.'nin ilk devresinde olabildiğince geniş ölçülerde bir rejim tartışması, bir demokratik ortam yaratmıştır. Müdafaa-i Hukuk Hareketi'nin başlangıçta amacı Kongrelerde deklere olunan, Meclislerde tasdiklenen amacı; anayasal-meşruti-monarşi çizgisinde bir siyasal modeli vatanla birlikte korumaktı. Bu amaç, Sevr'le birlikte M.Kemal Paşa'nın belirlediği yeni zemine; demokratik-lâik bir devlet oluşumuna yönelmesi meclis içerisinde M.kemal Paşa'nın liderliğindeki yenilikçiler ile Osmanlı'dan devralınan son siyasal modeli benimseyen gelenekçiler arasında bir mücadele ekseni doğurdu. Bu oluşum, Lozan'da elde edilen bağımsız bir devlet olma hakkının onaylandığı ikinci devre T.B.M.M.'nde de kendini kısa bir süre sonra buldu. Bu kez birinci devredeki "asıl gaye"nin amansız savunucusu bir muhalefet yerini, irade-i milliyye'yi vazgeçilmez dustur, demokratik hak ve talepleri sınırsız ölçülere benimseyen daha çok da iktidardaki siyasi iradenin otoritesini sınırlamayı amaçlayan bir muhalefete bırakmıştır. Kişilerden fikirlere kadar Cumhuriyet Taarihimizin ilk ciddi muhalefet hareketi ve onun iktidarla mücadelesini konu alan çalışmamız ağırlıklı olarak T.B.M.M. İstiklal Mahkemeleri dökümanlarına dayalı olarak hazırlanmış Türkiye'deki ilk çalışmadır. Beş bölüm ve bir ek'den oluşan çalışmanın bölüm başlıkları şu şekildedir. I.Bölüm: "Milli Mücadele'de Siyasi Rejim Meselesi". Bu bölümde Milli Mücadele'nin başlangıcından Kongrelerde aranan siyasi yaklaşımlar, Milli egemenliğe dayalı yeni model arayışları ve T.B.M.M. içinde ortaya çıkan gruplaşma ve fıkralaşmaya yöneliş sergilenmiştir. 2.Bölüm: "Terrakkiperver Cumhuriyet Fırkası"nın Kuruluşu". İkinci dönem T.B.M.M. ile başlayan bu bölüm, dönembaşı cereyan eden siyasi olaylar ve Cumhuriyetin ilanı ile halolunan rejim meselesini önce vermektedir. Bu bölümün sonu Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kuruluşu öncesi siyasi ortamı detaylı olarak aktarmaktadır. 3.Bölüm: "Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası"nın Siyasi Hayata Girişi ve Yükselişi". Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın siyasi kimliği, teşkilatlanışı ve iktidarla olan ilişkileri bu bölümde bulunmaktadır. 4.Bölüm: "Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın Kapatılışı". Kapatılma öncesi Ankara ve Şark İstiklal Mahkemelerinde Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'yla alakalı görülen davalar mahkeme zabıtları ve belgelerine dayanılarak verilmektedir. Ayrıca bu bölümün sonunda Şeyh Sait İsyanı ve bu isyanla Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın alakası araştırılmaktadır. Sonuç bir bölüm olarak ele alınmış ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın "Kapatılma Sebepleri ve Sonrası" bu bölümde mütelâ edilmiştir.

YUSUF SARINAY
TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN TARİHİ GELİŞİMİ VE TÜRK OCAKLARI (1912-1931)
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ

Tezde, Türk milliyetçiliğinin kaynakları, doğuş ve gelişme safhaları anahatları ele alınarak konuya tarihi bir perspektif kazandırıldıktan sonra; Türk toplumunun imparatorluktan milli devlete, ümmet yapısından millet yapısına geçiş süreci ile Türkiye Cumhuriyeti'nin 1931 yılına kadar olan döneminde Türkçülük-Milliyetçilik düşüncesinin merkezi durumunda olan Türk Ocakları'nın yeri ve fonksiyonu ortaya konulmuştur. Bir diğer açıdan Türkiye Cumhuriyeti'nin ideolojik temelleri belli bir açıdan aydınlatılmaya çalışılmıştır. Özellekle Türk Ocakları çevresindeki aydınların II.Meşrutiyet dönemindeki millet, milliyetçilik, vatan, Turan, iktisat, halkçılık ve çağdaşlaşma gibi fikirleri ile Türk Ocakları'nın Cumhuriyet dönemindeki ideolojik açıdan geçirdiği değişiklikler, inkılaplara bakış açısı, yürüttüğü sosyal ve kültürel faaliyetler ile kapatılmasının sebepleri devrin şartları içerisinde tahlil edilerek değerlendirilmiştir.

ADİL DAĞISTAN
TÜRK-FRANSIZ İLİŞKİLERİ (1918-1939)
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ

1918-1939 dönemi; Türk-Fransız ilişkilerinde, 400 yıllık köklü sorunlara çözüm aranması bakamından çok çetin çatışmalara sahne olmuş olan bir dönemdir. Bunların en önemlilerini; Kapitülasyonlar, Osmanlı Borçlarının Tasfiyesi, Fransız Okullarının Statüsü, Osmanlı Bankası'nın geleceği ve nihayat 1936 yılında ortaya çıkan Hatay sorunu gibi sorunları kapsamaktadır. Mustafa Kemal Paşa liderliğinde başlayan milli mücadelenin temel hedefi, Misak-ı Milli sınırları içerisinde her alanda taam bağımsız bir devlet kurmaktı. Bu hedefini gerçekleştirebilmesi için askeri malzemelere ve ayrıca diplomatik desteğe ihtiyacı vardı. Bu strateji ile yola çıkan Mustafa Kemal Paşa Moskova Hükümeti ile ilişkileri geliştirirken, İtilaf Devletlerinin kendi aralarındaki çıkar çatışmalarından da faydalanmıştır. Diğer taraftan Türk-Fransız entelektüel yakınlık ve Fransa'nın Çukurova'da karşılaştığı şiddetli direnişler Türk-Fransız yakınlaşmasında önemli rol oynamıştır. İşte bu şartlar sonucunda, Türkiye-Fransa arasında imzalanan ankara İtilafnamesi (20 Ekim 1921) ile ihtiyaç duyulan askeri yardım Fransızlar tarafından karşılanmış ve bu bölgede bulunan birlikler Yunanlılar üzerine sevkedilmiştir. Ne var ki, bu iyi ilişkiler Lozan Konferansı'nda bozulmuştur. Özellikle Kapitülasyonların Kaldırılması ve Osmanlı Borçlarının ödenmesi konusunda her iki ülke ilişkileri tekrar gerginleşmiştir. Ankara İtilafnamesinde alınan kararla bir ay sonra kurulacak bir komisyonla İskenderun-Suriye sınırı belirlenmesi gerekirken, ancak 1925 yılında komisyon kurulabilmiştir. Nihayet 18 Şubat 1926 tarihli Dostluk ve İyi Komşuluk Sözleşmesi ile sınır tespit edilirken, yeni bir dostluk dönemi de başlamıştır. 1936 yılında ortaya çıkan İskenderun Sancağı (Hatay) sorunu tekrar iki ülke ilişkilerini çıkmaza sokmuşsa da, İkinci Dünya Savaşı'na doğru gidilmekte olan bu konjonktörden yararlanmasını çok iyi bilen Atatürk, Hatay'ı bağımsızlığına kavuşturmuştur. Sonuç olarak denilebilir ki, beşyüz yıllık Türk-Fransız ilişkileri her iki ülkenin jeopolitik konumları, Avrupa'da güçler dengesini bozmak isteyen devletlere karşı işbirliğini gerektirmiştir.

ŞEFİKA KURNAZ
II.MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE TÜRK KADINI
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ

Türkiye'de kadın haklarıyla ilgili gelişmelerin tarihi boyutunu anlatan araştırmalar yok denecek kadar azdır. Bu ihtiyacı göz önüne alarak Cumhuriyet Öncesinde Türk Kadını (1839-1923) konulu bir yüksek lisans tezi hazırlamıştım. Bu çalışmam sırasında, Osmanlıların son yılları olan II.Meşrutiyet dönemi (1908-1918)'nin kadın hareketleri açısından oldukça renkli ve canlı olduğunu gördüm. Bu dönemdeki kadın faaliyetlerinin daha ayrıntılı olarak incelenmesi gereğine inandım. Gerçekten "Meşrutiyet", Cumhuriyetin laboratuvarı mıydı? Cumhuuriyet, Meşrutiyet döneminden neleri devr almıştır? Bunların tesbit edilmesi gerekiyordu. Böyle bir çalışmayı gerçekleştirebilmek için o yıllarda çıkan kadın gazete ve dergileriyle, çeşitli siyasi görüşlerin yayın organı niteliğindeki gazeteleri taradım. Cumhuriyet ve Başbakanlık Arşivlerinden ve TBMM, Mikrofilm arşivinden yararlandım. Konuuyla ilgili kaynakları inceledim. Tez, üç ana bölümden oluştu. Birinci bölümde, devrin siyasi yapısı verilerek, Türkçü, İslamcı ve Batıcı aydınların kadın meselesiyle ilgili görüşlri gözler önüne serildi. İkinci bölümde, iktidar partilerinin kadınlarla ilgili uygulamaları incelendi. Bu bölüm kendi içinde eğitim, hukuk ve çalışma hayatı olmak üzere üç ana başlık altında ele alındı. Üçüncü bölümde, bu dönemde yayınlanan kadın gazete ve dergileriyle kadın cemiyetleri değerlendirildi. Kadın dergilerinin büyük çoğunluğunun Batıcılar ve Türkçüler tarafından çıkarıldığı, İslamcıların ise böyle bir faaliyetlerinin olmadığı tesbit edildi. Kadın cemiyetlerinin de daha çok yardım, kültür ve siyasal amaaçlı kuruluşlar olduğu görüldü. Sonuçta, kadın faaliyetlerinin artışında en çok siyasal ortamın etkili olduğu anlaşıldı. II.Abdülhamid'in sıkı rejiminden sonra gelen II.Meşrutiyet'in nisbeten demokratik ortamı, bu canlılığın önemli faktörüdür. Bu yıllarda ardarda gelen savaşlar da, kadıa duyulan ihtiyacı artırmıştır. Savaşın getirdiği zaruretler, kadınların ekonomik hayata girişini kolaylaştırmıştır. Genelde, öncelikle büyük şehirlerde görülen bu gelişmelerin taşraya yeterince yansıdığı söylenemez. Ancak, bu dönemde elde edilen tecrübe ve birim, Cumhuriyet dönemindeki uygulamalar için bir hazırlık niteliği taşımaktadır. Cumhuriyet döneminde, o yıllarda tartışılan konular az çok boyut değiştirmekle birlikte, güncelliğini sürdürmektedir.

ADNAN SOFUOĞLU
KUVAY-I MİLLİYE DÖNEMİNDE KUZEY-BATI ANADOLU
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ

Bilindiği gibi Milli Mücadelenin önemli bir kısmı gerek stratejik konumu gerekse sosyal yapısı itibarıyla ilginç bir çatışma sahası durumunda bulunan Kuzeybatı Anadolu olarak tespit ettiğimiz, günümüz vilayet teşkilatına göre Balıkesir-Bursa-Bilecik-Sakarya-Kocaeli ile İstanbul'un Anadolu yakası ve Bolu'nun Düzce ilçesini kapsayan bölgede cereyan etti. Nitekim bölge Milli Mücadele liderlerinin de belirttiği gibi hem iç hem de dış cephe özelliği taşımıştır. Bu bakımdan bölge hem İstanbul yönetimi, hem de itilaf Devletleri ve onların desteklediği Megali İdea peşinde koşan Yunanlıların yoğun bir şekilde faaliyetlerine ve bunlara karşı koymaya çalışan Milli kuvvetlerin mücadelesine sahne oldu. Bu çalışmada Mondros Mütarekesinden sonra bölgedeki gelişmeler ve Kuvay-ı Milliye'nin teşekkülünden düzenli orduya kadar geçen süre içinde bölgede gelişen olaylar, Milli Mücadele hareketinin bütünü içinde değerlendirilerek ele alınmış bu bağlamda konu beş ana bölümde incelenmiştir. Buna göre birinci bölümde Milli Mücadele başlarında Kuzeybatı anadolu'nun genel durumu incelenmiştir. İkinci bölümde Mütarekenin ilk dönemlerinde bölgedeki gelişmeler İzmir işgali ve sonrası olaylar Yunan işgaline karşı oluuşturulan sivil direniş yani Kuvay-ı Milliye ile bu gelişmelere karşı İstanbul Hükümetinin tavrı incelenmiştir. Üçüncü bölümde de Heyet-i Temsiliye'nin teşkilatlanma döneminde yani Erzurum ve Sivas Kongreleri döneminde bölgelerdeki gelişmeler ortaya konmuştur. Dördüncü bölümde ise Meclis-i Meb'usan'ın faaliyeti sırasında ve İstanbul işgali ile sonrası dönemde meydana gelen bölgedeki gelişmeler incelenmiştir. Son bölüm olan beşinci bölümde de M.M.döneminde 23 Nisan 1920'den Kuvay-ı Milliye'nin düzenli orduya çevrilmesine kadarki geçen dönemde bölgede gelişen iç ve dış (Yunan işgali) olaylar ele alınmıştır. Bu çalışmada telif eserler ve konu ile ilgili makaleler, hatıratlar dönemin genel ve bölgesel basının yanı sıra Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Genel Kurmay ATASE arşivi, Türk Tarih Kurumu Arşivi; ile Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Arşivinden geniş ölçüde yararlanılmıştır.

MEHMET KAYIRAN
TÜRK TARIMINDA MODERNLEŞME ÇABALARI (1923-1950)
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ

Araştırmanın amacı, "Tek Parti Dönemi" olarak da adlandırılan 1923-1950 devresindeki tarımsal yapıyı tarihsel bir bütünlük içerisinde ele alarak Türkiye'nin yakın dönemlerdeki iktisadi tarihinin anlamlandırılabilmesine katkıda bulunmaktır. Türkiye'deki tarımsal yapıyı açıklama ve anlama uğraşında belirleyici olanı olmayandan ayırma çabası temel çalışma ilkemizi oluşturmuştur. Sayısal veriler ise çalışmamızın temel dayanağını teşkil etmiş ve tahlillerde güvenilir sonuçlara ulaşmanın ancak ölçülebilir bulguulardan yola çıkmakla mümkün olabileceğini göstermiştir. Tez beş ana bölümden oluşmakla beraber birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Her bölümün ve ara bölümlerin başında amacımız, sonunda ise özet niteliğinde birer değerlendirme yapılmıştır. Birinci Bölüm'de, Türkiye Cumhuriyeti'nin devraldığı tarımsal yapı, Birinci Dünya Savaşı döneminde tarımın genel görünümü, Milli Mücadele yıllarında Türk tarım sektörünün sorunları ve yapılan çalışmalar ele alınmıştır. Ikinci Bölüm'de, Cumhuriyet'in ilk yıllarında tarımsal gelişmeler (1923-1929), Üçüncü Bölümde, Büyük Buhran'ın Türk tarımı üzerindeki etkileri, 1929 Buhranı ve ekonomik politika değişikliği incelenmiştir. Dördüncü ve Beşinci Bölümlerde, 1930'lu ve 1940'lı yıllarda Türkiye'de izlenen tarım politikaları, Türkiye'nin tarımsal yapısı, sorunları, çözüm yolları, üretim düzeyi, tarımı teşvik tedbirleri ve alınan sonuçlar değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin devraldığı geri tarımsal yapıyı değiştirmek için 1920'li, 1930'lu ve 1940'lı yıllarda hukuki, mali, teknik ve örgütsel önlemler başlatılarak tarımda yapısal değişim gerçekleştirilmeye çalışılmış, Cumhuriyet'in kuruluşuyla birlikte belirlenen "besin maddelerinde kendine yeterlilik" hedefine Atatürk döneminde ulaşılmış, Türk tarımında modernleşme çabaları, 1950'li yılların hızlı tarımsal hamlesine temel teşkil etmiştir. Başta Atatürk olmak üzere Cumhuriyet hükümetleri köylüyü güçlendirmenin devleti güçlendirmek anlamına geldiği kanısını benimseyip hareket etmişler ve Türk tarımını modernleştirmek için çaba harcamışlardır.

MUSTAFA ALBAYRAK
TÜRK SİYASİ TARİHİNDE DEMOKRAT PARTİ (1946-1960) 
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ

Cumhuriyet yönetiminin ilk yirmiüç yıllık döneminde iki defa çok partili demokrasiye geçiş denemesi yapılmış ancak bunlar sürekli olamamıştır. Tek parti yönetiminin çoğulcu demokrasiye karşıt olmayan tutumu, siyasal bir muhalefetin zaman zaman ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Atatürk Türkiyesi'nin en büyük amacı çağdaş ve demokratik bir yönetimin kurulmasıydı. Türkiye İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Batılı demokratik yönetimlerin yanında yer alarak bu amacını kanıtlamıştır. Türkiye'nin çok partili sisteme geçmesinde, bu tercihinin yanı sıra, kendi toplumsal, ekonomik ve siyasal nedenleri de etkili olmuştur. Dış nedenler arasında ise, Sovyet tehdidinin rol oynadığı söylenebilir. Savaş sonuna doğru ortaya çıkan ve Toprak Kanunu sırasında şekillenen mühalefet, "Dörtlü Takrir" diye bilinen belge ile önemli bir adım atmıştır. Cumhurbaşkanı İnönü ve CHP ileri gelenleri de bu muhalefeti adeta bir parti kurmaya mecbur bırakmışlardır. Demokrat Parti 7 Ocak 1946'da; Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan tarafından kurulmuştur. Parti programında liberal düşüncenin derin izleri dikkati çeker. Partinin kısa sürede güçlenmesinde; Türkiye'de daha çok özgürlük yanlısı olan aydınların, ticaret kesimi, toprak sahipleri, eşraf, işçiler ve daha önceki otoriter yönetime tepki duyanların katkıları fazladır. Parti 1946 seçimlerinde 64 milletvekilliği kazanabilmiştir. 1950 genel seçimlerine kadar başarılı bir muhalefet yapan ve iyi örgütlenen Demokratlar, siyaseti çok geniş bir toplumsal tabana taşıyarak, büyük halk kitlelerinin desteğini sağlamışlardır. Bu arada kendi iç sorunlrını da en az kayıplarla çözmeyi başarmışlardır. Iktidarın kendilerine karşı gösterdiği uzlaşmacı tutum da, partinin güçlenmesinde etkili olmuştur. Parti, Hürriyet Misakı ve Milli Teminat Misakı gibi belgelerde öngördüğü hedeflere bu uzlaşma ortamında varabilmiştir. 1950 yılında yapılan genel seçimlerde, çoğunluk sisteminin de etkisiyle, DP. Büyük bir zafer kazanmış ve iktidarı ele geçirmiştir. DP'nin 1950-1954 yılları arasında izlediği ekonomik, siyasi ve toplumsal anlamdaki popülist politikalar, halkı memnun etmiştir. Bu dönemde özel girişime önemli destekler verilmiş, tarım kesimi, küçük esnaf, işçiler gibi toplumun büyük bölümünü oluşturan nüfusunun gelir düzeyi yükseltilmiştir. Ayrıca bu dönemde yapılan bazı düzenlemelerle basın özgürlüğü gibi konularda olumlu gelişmeler sağlanmıştır. Arapça ezan yasağının kaldırılması, okullara zorunlu din derslerinin konulması gibi konularda da yapılan düzenlemeler, daha önceki iktidara tepki duyan kesimleri mutlu etmiştir. Bu dönemde kalkınma hızının % 13'leri bulması, DP'ye olan desteği arttırmıştır. 1954 seçimlerinde bu gelişmelerin bir sonucu olarak Demokratlar 503 milletvekilli kazanmayı başarmışlardır. Bu dönemden sonra ekonomik alanda başlayan sorunlar giderek artmış, bunu eleştiren, basın, Üniversite ve muhalefete sınırlamalar getiren yasal düzenlemelere gidilmiştir. Millet Partisi'nin kapatılması, Halkevlerinin çalışmalarına son verilmesi ve CHP'nin mallarına el konulması gibi olaylar dönemin çarpıcı örneklerindendir. Bu dönemde yüksek enflasyon, mal darlığı, karaborsa, özel kesime büyük kısıtlamalar getiren Milli Korunma Kanunu gibi sorunların yarattığı sıkıntılar DP'ye verilen desteği azaltmaya başlamış, bu durum 1957 seçimlerinde belirginlik kazanmıştır. Bu seçimlerde DP'nin milletvekili sayısı 424'e düşerken; ana muhalefet partisi CHP ise, milletvekili sayısını 31'den 178'e çıkarmıştır. Bu gelişmeler DP'de istenen ve beklenen olumlu gelişmeleri sağlayamamıştır. Basın ve üniversite üzerindeki baskılar arttırılmış, işçilere grev hakkı verilmemiş, yüksek enflasyon önlenememiş, muhalefet rahat çalışma olanaklarından yoksun bırakılmıştır. Bu gelişmeler DP içinde de tepkilere yol açmış, partiyi daha önce destekleyen aydın ve liberal grupların desteğini çekmelerine neden olmuştur. Bu gelişme DP'nin programındaki çizgisinden uzaklaşmasına yol açmıştır. Türkiye'de siyasal muhalefet TBMM içinde ve dışında engellenmiştir. DP liderlerinin izledikleri uzlaşmazlık toplumsal kesimleri çok rahatsız etmeye başlamıştır. Son olarak ise, Tahkikat Komisyonlarının kurulması ile bu rahatsızlık adeta bir siyasal çatışmaya dönüşmüştür. İçine düşülen uzlaşmazlık ortamından çıkılamaması, bir süreden beri gelişmeleri yakından izleye hatta siyasal iktidarın uygulamalarını onaylamayan ve bu iktidardan kurtulmak gerektiğine inanan genç subayların örgütlenmelerine yol açmıştır. Bu örgütler, 27 Mayıs 1960 tarihinde siyasal iktidara el koyarak DP yönetimine son vermişlerdir.

TEMUÇİN FAİK ERTAN
KADROCULAR VE KADRO HAREKETİ (GÖRÜŞLER, YORUMLAR VE DEĞERLEDİRMELER)
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ

Kadro Dergisi, 1932 yılının ilk ayında yayın hayatına atılan ve üç yıl boyunca Türk Devriminin ideolojisi olan Kemalizmi sistematik hale getirmeyi amaç edinmiş olan bir yayın organıdır. Bu dergi, ortaya koyduğu ekonomik, politik, toplumsal ve kültürel görüşler ve sunduğu özgün çözümlerle kısa zamanda bir basın-yayın hareketi olmaktan öte bir niteliğe bürünmüş ve entelektüel bir hareket haline gelmiştir. Derginin sahibi Atatürk'e yakınlığı ile tanınan Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) iken, Şevket Süreyya (Aydemir), Vedat Nedim (Tör), Burhan Asaf (Belge) ve İsmail Hüsrev (Tökin) ise yazdıkları yazılar ve ortaya koydukları ideolojik içerikli görüşlerle diğer Kadrocular olarak literatüre geçmişlerdir. Kadrocular, iç politikada önerdikleri devletçilik ve planlama ve dış politikada önerdikleri merkez-çevre kuramıyla özgün bir akımın temsilcileri olmuşlardır. Yakup Kadri dışındaki Kadrocu yazarların geçmişte kominist hareketlere olan yakınlıkları ve tarihsel materyalist dünya görüşleri nedeniyle Kadro Hareketi bazı çevreler tarafından komünist olmakla suçlanmış ve devamlı kuşkuyla karşılanmıştır. Bununla birlikte komünist hareketten ayrılmış olmaları ve otoriter eğilimleri nedeniyle de faşist ve dönek gibi olumsuz yakıştırmalarla karşılaşmışlardır. Kadrocular tarihsel materyalizmi benimsemekle birlikte sınıf kavramına, sınıf çatışmasına ve proleterya diktatörlüğüne karşı çıkarak Marksist düşüncenin hedeflerinden farklı bir toplum yaratmayı amaçlamışlardır. Aynı şekilde ulusal kurtuluş savaşlarını Marksizmden farklı olarak ilk planda ele almışlardır. Kapitalizmi de tüm ulusal ve uluslararası eşitsizliklerin sorumlusu olarak gören Kadrocular, kapitalizmin bir sonucu gördükleri faşizme de tepki göstermişlerdir. Devletçilik anlayışı ile İş Bankası ve çevresinden, devrim ideolojisi oluşturmak gayreti nedeniyle de CHP'deki bazı gruplardan büyük tepkiler alan Kadro Dergisi 1935 yılının Ocak ayında yayın hayatından çekilmek zorunda kalmıştır.

M.DERVİŞ KILINÇKAYA
ARAP MİLLİYETÇİLİĞİ VE MİLLİ MÜCADELE'DE TÜRKİYE-SURİYE İLİŞKİLERİ
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ

Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılma süreci, çağdaşı olan diğer çok uluslu imparatorluklara nazaran daha uzun bir zamana yayılmıştır. Çalışmada, Osmanlı İmparatorluğunun müslüman çoğunluğunu teşkil eden Türklerle Arapların birbirlerinden kopuş süreçlerinin incelenmesi ana ekseni teşkil etmektedir. Bu konunun seçilmesi, imparatorluğun dağılma sürecinde din ve milliyetçilik olgularının iki toplumdaki milletleşme sürecinde üstlendiği işlevi anlamaya çalışmak amacını taşımaktadır. Tez, kaynakların tanıtıldığı bir Önsöz; Giriş ve Problemin incelendiği Yedi Bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde XIX.yüzyıldan itibaren milliyetçiliğin üstlendiği siyasal işlevin bir "ümmet toplum" olan "Osmanlı toplumu"nu nasıl etkilediği ortaya konulmaktadır. Bunu takibeden I.Bölümde çevre ve insan faktörü üzerinde durularak, çalışmanın coğrafi sınırları içindeki toplumsal yapı, "devlet-toplum" ve "halk-aydın" ilişkileri üzerinde fikir yürütülmüştür. İkinci bölümde; Türk ve Arap aydınlarının birlikteliklerini sürdürmek için harcadıkları "Osmanlıca" çabalardan "Milliyetçiliği" yönelmeleri süreci üzerinde durulmuştur. Üçüncü Bölümde bu fikri hazırlık devresinin siyasal eyleme ve örgütlenmeye yönelişini incelemektedir. Çalışmanın dördüncü bölümü Hicaz'daki "Arap Ayaklanması" ve Osmanlı topraklarının "büyük güçler" tarafından paylaşılmasından doğan problemleri ele almaktadır. Doktora Tezinin V.Bölümünde Mondros Mütarekesinin hemen öncesinde başlayan Türk ve Arap önderleri arasındaki uzlaşma arayışlarının batı diplomasisinin Ortadoğu'daki uygulamalarından doğan bir yakınlaşma olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın orjinal kısmını teşkil eden ve tamamen arşiv belgelerine dayalı olan altıncı ve yedinci bölümlerinde TBMM hükümetinin Arap ve Suriye politikalarının inşa süreci ve bölgedeki Fransız karşıtı direnişin örgütlenmesi incelenmiştir. Çalışmanın ortaya koyduğu sonuçlar; Batı diplomasisinin Ortadoğu'daki uygulamalarının Arap Milliyetçiliğini bir mukavemet ideolojisine dönüştürdüğünü; devlet geleneği ve yöneticilik yeteneği dolayısıyla Türk Milliyetçiliğinin daha farklı laik milliyetçilik çizgisine yöneldiğini göstermektedir.

M.MURAT HATİPOĞLU
1923-1938 YILLARI ARASINDA TÜRK-YUNAN İLİŞKİLERİ
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ

Türkiye ve Yunanistan uzun ve çatışmalı yüzyıllardan sonra, 24 Temmuz 1923 Lausanne Barış Andlaşması ile ilk defa iyi komşuluk, işbirliği ve hatta dostluk ilişkileri kurabilmişlerdir. Adı geçen barış andlaşması, bir taraftan Türkiye'nin artık imparatorluk tipi bir beklenti içinde olmadığını ortaya koyarken, Yunanistan'ın da bilinmeyen bir zaman için tarihi "Megali İdea" emellerinden vazgeçtiğini belgelemişir. Böylece, o tarihlerde her iki ülkenin başında bulunan siyasiler Türk-Yunan ilişkilerine bir çeki düzen vermek üzere masaya oturmuşlardır. Lausanne'ın hemen ardından etabli sorunu, patriklik sorunu gibi bazı sıkıntılar yaşanmışsa da, Atatürk ile Venizelos'un akılcı ve gerçekçi yaklaşımları sonucunda iki ülke arasında 1934 Balkan Paktı'na örnek olacak dozda iyi ilişkiler kurulabilmiştir. Aralarında Romanya, Yugoslavya gibi Balkan ülkelerinin de yer aldığı Balkan paktı'na Arnavutluk ve Bulgaristan hem revizyonizm hem de İtalya'nın etkisiyle katılmamıştır; bütün bu Balkan ülkelerinin içinde bulundukları özel durumları ve bunların beklentileri adı geçen tezde ayrı ayrı serimlenmektedir. Sonuç itibariyle, 1923-1938 yılları arasında Türkiye ile Yunanistan hem iç hem de dış politikaları itibariyle işbirliğine yönelmişler, bunda dünyanın siyasi konjonktürü de önemli bir rol oynamıştır. İkili yakınlaşma göstermiştir ki, Türkiye ile Yunanistan bölgesel işbirliğinden yola çıktıkları zaman, bütün bölgeyi ve Doğu Akdeniz'i etkileyebilecek bir istikrar ortamı yaratabilmektedirler.

AYTEN SEZER
ATATÜRK DÖNEMİ'NDE YABANCI OKULLAR (1923-38) 
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ

Yabancı Okullar konusu Cumhuriyet'in Osmanlı'dan devraldığı önemli meselelerden biridir. Çalışma girişten sonra beş bölümden meydana gelmektedir. Birinci Bölümde Cumhuriyet'ten Önce Yabancı Okullar, İkinci "Atatürk Dönemi Mili Eğitim Politikası ve Bu Dönemde Yabancı Okullara Getirilen Düzenlemeler ele alınmıştır. Üçüncü Bölümde ise Yabancı Okullara Getirilen düzenlemelerin Uygulanması üzerinde durulmuştur. Dördüncü Bölümde, Yabancı Okuların Bulundukları Yerler, Öğrenci ve Öğretmen Duumları, Müfredat Programları ve Bütçeleri incelenmiş, Son Bölümde ise Yabancı Okulların Türk Toplumuna Etkileri üzerinde durulmuştur. Kuruluş tarahleri oldukça eskiye dayanan yabancı okulların büyük çoğunluğu misyonerler tarafından açılmıştır. Kendi ifadeleriyle "dinsiz dünyayı hıristiyanlaştırmak maksadıyla kendi dinlerini diğer insanlara yaymayı amaçlayan misyonerler, gerek bu amaçla gerekse Osmanlı topraklarında kendi dil, din ve kültürlerini serbestçe kullanarak yaşayan gayrimüslim tebaa ile yabancı çocukların eğitim ve öğretimlerini sağlamak maksadıyla Osmanlı topraklarında okullarını açan misyonerler kapütilasyonların da sağladığı haklardan da yasaklanmış, 1931 tarihli bir kanunla Türk çocuklarının yabancı okulların ilk kısımlarına gitmelerine engel olunmuştur. Sıkı denetime rağmen açıkça emellerini gerçekleştiremeyeceğini anlayan misyonerler niyetlerini "isimsiz hıristiyanlık" adı altında örtülü olarak gerçekleştirmeye karar verdiler ve daha çok insani ve ahlaki boyutu ile etkilerini göstermeye çalıştılar. Daha çok yabancı dil öğretmeleri meslek bilgisi vermeleri, ülkelerinden sağladıkları maddi destekle daha iyi imkanlarda eğitim yapmaları açılarından tercih edilirken bu kurumlara rağbetin azaltılabilmesi için bu düzeyin üzerinde yeni eğitim kurumları açılarak sayılarının arttırılması ile hem sözkonusu kurumların olumsuz etkilerinden kurtulabilir hem de Cumhuriyet prensipleri doğrultusunda nesillerin yetiştirilmesi sağlanmış olacaktır.

OĞUZ AYTEPE
MİLLİ MÜCADELE BAŞINDA MUSTAFA KEMAL PAŞA (ATATÜRK) VE HEYET-İ TEMSİLİYE'NİN İÇ SİYASETİ
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ

Tezimizde; ileride Türkiye Cumhuriyeti'ni kuracak olan kadroların kurduğu kurumlar, cemiyetler, kongreler, İstanbul hükümetleri, basınla olan ilişkiler, karşılaşılan güçlükler ve mücadeleleri incelenmiştir. Osmanlı Meclis-i Mebusanı'na alternatif olarak kurulan Heyet-i Temsiliye Kurtuluş Savaşı'nı başlatması, ulusal iradeye dayanan yeni bir Meclis kurması bakımından çok önemlidir. Devletimizin temellerini oluşturan bu kurul, Erzurum Kongresinden sonra kurulmuş, Sivas Kongresi'nde üye sayısı ve yetkileri arttırılarak Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyet-i Temsiliyesi adını almıştır. Heyet kurulduğu tarihten itibaren Anadolu'da fiilen yönetimi ele almış ve hükümet etmiştir. Trakyada dahil bütün cephelerle temas kuran Heyet-i Temsiliye bütün olanaksızlıklara rağmen iyi bir organizasyonla her türlü yardımı cephelere ulaştırmaya çalışmıştır. Sivas'ta Damat Ferit Paşa hükümeti ve İstanbul ile ilişkilerini kesen heyet daha sonra kurulan ali Rıza Paşa Hükümeti ile ilişkilerini geliştirmiş ve kendi egemenliğine müdahaleyi önleyerek bağımsız hareket etmiştir. Heyet-i Temsiliye haklı bildiği her işte akıllara hayret verecek bir cesaretle direnmiş ve savaşmış; fakat hiçbir zaman aşırılığa kaçmamış, sağduyunun klavuzluğunu asla bırakmamıştır. Gerçekçilik onun en belirgin niteliği olmuştur. Hiç şüphe yok ki Heyet-i Temsiliye'nin ruhu ve sürükleyicisi kurulun başkanlığını yapan Mustafa Kemal'in kendisidir. O baştan beri Ulusal hareketin ruhu ve önderi olmuştur. Kuvay-i Milliye ruhunun iman ve coşkusu içinde hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan ulusun büyük çoğunluğu gibi yanındaki arkadaşları da fikir ve hareketleri ile başkana destek olmuşlar ve ulusal dava elele verilerek başarıya ulaşmıştır.

MEHMET ÇANLI
MİLLİ MÜCADELE DÖNEMINDE TÜRK-YUNAN ESİRLERİ VE MÜBADELESİ (1920-1923) 
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ

Bu çalışmada Türk-Yunan ilişkilerinin siyasi ve askeri ilişkilerinin farklı bir kesiti incelenmiştir. Türk-Yunan esirlerinin her türlü işlemleriyle ilgili bilgiler verilmiş olup, bununla ilgili dönemin Türk-Yunan askeri politikası ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışma dört ana başlık altında toplanmıştır. Önce esir ve esirliğin genel bir tarihçesi verilerek, uluslararası statüsü üzerinde durulmuştur. Daha sonra yine Türk-Yunan ilişkileri üzerinde durulduktan sonra dönemin Türk askeri sistemi içersinde esir teşkilatı ve işlemleri üzerinde durulmuştur. En son olarak da Türk ve Yunan esirlerinin mübadelesi incelenmiştir. Çalışma, yayınlanmış bilgi ve belgelerin yanında Kızılay Arşivi, ATASE Arşivi ve dönemin yerli basınından faydalanılarak hazırlanmıştır.

ORHAN AVCI
TÜRK ORDU TEŞKILÂTİ: IRAK CEPHESI: (1914-1918) KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETI

Bu tez, Türk Ordusu'nun, Birinci Dünya Savaşı'nda görev yaptığı harp cephelerinden biri olan Irak'daki teşkilat ve hayatını incelemektedir. 1914 -1918 arasında devam eden savaş boyunca, bölgesel gelişmelerin orduya yaptığı etkiler de konunun tamamlayıcı unsurlarıdır. Bu esaslar üzerine kurulan tez, iki bölümden oluşmuştur. Çalışmanın ilk bölümünde, askerî teşkilatın Irak'da bulunan Türk birliklerindeki yapısı araştırılmıştır. Kurum olarak silahlı kuvvetler hakkında genel bilgiler verilerek, bu kuvvetlerin lojistik çalışmalarına temas edilmiştir. Ordunun; haberleşme, ulaştırma başta olmak üzere, istihkâm, sağlık, eğitim, teftiş, askerî kurallar ve sansür teşkilatları bu bölümün ana başlıklarıdır.
 İkinci Bölüm'de ise, askerî hayatı şekillendiren noktalara değinilmiştir. Türkiye'nin müttefiki Almanya ve Avusturya - Macaristanlı askerî personelin Irak'da görevlendirilmeleri, savaşlarda ele geçen esirler, bütün Müslümanlar'ın kutsal savaşa davet edildikleri cihat ilanı, bölgesel güvenlik, Iraklı Arap aşiretlerinin siyasî davranışları, bölge halkı ile ordunun etkileşimi, başarılı görülen ordu personeli ve aşiret üyelerinin ödüllendirilmeleri, savaş bölgesindeki iktisadî ve malî gelişmeler, ordunun sağlık hayatının ana hatları, askerlerin ve ulaştırma işlerinde kullanılan hayvanların beslenmeleri ve ordu personelinin giydirilmesi konuları başlıca işlenen hususlardır. 
 Anlaşılacağı üzere, bu çalışmanın amacı, Türk Ordusu'nun düzeni ve yaşayışının 1914 - 1918 arasında Irak'daki yapısını ortaya koymaktır. Dolayısiyle, muharebelerin yapılış şekilleri ve safhaları, tezin kapsamına girmemiştir. Askerî tarih çalışmalarında hâlâ, öncelikle ele alınmakta olan muharebelerin izahının savaşın bütünü içerisindeki rolü, genellikle kalıcı olmayabilmektedir. Harp tarihi bakımından önemli husus ise, meydana gelen olayların oluşum şartları ve tarihî tecrübelere katkıları olmalıdır.
 Zira, bu cephede görev yapan asker ve subayların, Türk Millî Mücadelesi'nde fiilî hizmette bulundukları tarihî bir vakıadır. Irak Cephesi'nde kazanılan savaş tecrübelerinden yararlanıldığının işareti, subaylar tarafından kaleme alınan ve Askerî Mecmua'nın muhtelif sayılarında yayınlanan bu cephe ile ilgili makalelerdir. Bu yazılar, Kurtuluş Savaşı sonrasında ve bu savaşa katılan subaylar tarafından yazıldığından, Irak'a ait tecrübelerin etkileri anlaşılabilir. Askerî olayların incelenmesinde bu yöntem uygulanarak, bu gelişmelerin sosyal boyutu da yapılan çalışmada ortaya konulan hususlardan biri olmuştur.

SUMMARY

This thesis deals with the organization and social conditions of the Turkish Army, functioned in the Iraqi front which was one of the fronts of the Turkish Army during the First World War. The effects of the local developments to the army during the war, extended from 1914 to 1918, are the suplementary elements of the subject. The thesis, organized on these bases, forms of two chapter. In the first chapter of the study, the structure of the Turkish military ünits in Iraq is examined. General informations are given about the armed forces as an institution and the logistics works of these forces are mentioned. The institutions of the army, namely communication, transportation, military engineering, healt, training, inspection, military laws and censor are the main topics of this chapter.
 In the second chapter, it is mentioned about the points which shaped military life. Charge of military staff from Germany and Austria-Hungary, allies of Turkey, in Iraq, prisoners of war, declare of holy war in which whole müslims are invited to fight, regional security, political attitudes of the Iraqi Arabs, relations between native people and the army, reward of successful military members and the Arabs, economic developments in the war area, the main features of the army's health life, feed of the soldiers and the animals used in transportation and clothing of the military staff are the principal subject which are studied.
 As it is understood, the aim of this study is to bring up the order and the manner of living of the Turkish army and its structure in Iraq between 1914-1918. For this reason, the thesis doesn't contain the topics dealing whit the types and phases of the battles. The Battles' occurrence manners, which are studies first in military history studies, can't have a lasting role inside of complete war. In respect of the war history, the important point should be occurence conditions of the events and their contributions to the historical experiences.
 However, it is a historical truth that the soldiers and officers, charged in this front, adually served in the Turkish National Struggle. The mark of using the war experiences gained from the victory in the Iraqı front, are the articles written by officers about the Iraqı front. They were published in various issues of the military review. As, these articles were written after the Independence War by the officers joined the war, the effects of Iraqi experiences are obvious.
 By using this method in the study of military wents, bringing up the social dimensions of mentioned developments in this study is another objective case.

SÜLEYMAN TÜZÜN
İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI YILLARINDA TÜRK İÇ POLİTİKASINDA DIŞ TÜRKLER MESELESİ (1939-1945) KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ

 “Dış Türkler meselesi,” Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olmayan “Türkler” ile “Türkiye Türkleri”nin aralarındaki ilişkilerin her türlü boyutunu ve bu boyutun ne şekilde değerlendirileceğini ele alan bir konudur. Daha geniş bir anlamıyla, Türk toplumları arasındaki ilişkilerde siyasî, ekonomik ve kültürel boyutlardan hangisinin ne derece yer alacağı meselesi, dış Türkler meselesi’dir.
 Bu anlamda dış Türkler meselesi, II. Dünya Savaşı yıllarında Türkiye’de çok yoğun bir şekilde tartışılmıştır. II. Dünya Savaşı yıllarındaki tartışmanın tarafları; iktidar çevreleri, dış Türkler’e yakınlığı savunan çevreler, dış Türkler’e yakınlığı savunmayan çevreler olarak başlıca üç gruba ayrılabilir. Ancak, her grubun üyelerinin tamamen benzer görüşleri taşımadığını da özellikle vurgulamak gerekmektedir.
 Bu gruplar, II. Dünya Savaşı yıllarında, seslerini kamuoyuna basın yoluyla duyurmaya çalışmışlardır. Ancak, bu alanda iktidarın belirleyici bir rolü olmuştur. İktidar, yasal olanakları ile tartışmanın taraflarını gerektiğinde, gerek gördüğü kadar bir süreyle susturmaktan kaçınmamıştır. İktidar, politik tercihini, Türkiye’nin savaşa katılmaması yönünde yapmıştır ve düzenlemelerini de bu tercihe göre belirlemiştir.
 Dış Türkler’e yakın bir politika izlenmesini istemeyenler, genel olarak, etnik temele dayanan bir milliyetçiliğin bilimsel olmadığını ve Türkiye’nin koşullarına uymadığını savunmuşlardır. Buna karşılık, dış Türkler’e yakın bir politika izlenmesini isteyenler ise, savaş koşullarının Türkiye’ye tarihi bir fırsat sunduğunu, enerjik davranılırsa esaret altındaki Türklerin kurtulabileceklerini düşünüyorlardı. Esaret altındaki Türklerin kurtulması, Türkiye ile birleşsinler veya birleşmesinler, Türkiye’ye büyük avantajlar sağlayacaktı.
 II. Dünya Savaşı’nda dış Türkler’le ilgili olarak yapılan tartışmaların, 1930’larda yapılan ve savaş sırasında da en yoğun haline ulaşan ideolojik tartışmalarla yakın ilgisi vardı. Tartışmalar dünyadan kopuk tartışmalar değildi ve konuyu asıl ilginç kılan ve renklendiren de dünya ile kurulan bağlantı idi. Tartışmanın bütün tarafları, dünyayı kapsayan ideolojik mücadeleden etkilenerek dış Türkler meselesini yorumlamışlar ve böylece dış Türkler meselesi kısır bir döngü içinde kalmamış, bir bakıma siyasi, ekonomik ve kültürel boyutları ile ideolojik bir tartışmaya dönüşmüştü. 

ABSTRACT

 “The Question of Out of Turks” is subject dealing with dimension and evaluation of dimension of the relationship between the “Turks” who are not conected to Republic of Turkey by a citizenship concern and “Turkey Turks.” In a more commen meaning, The Question of Out of Turks is the political, economical and culturel dimensions and which one to lead the first.
 The Question of Out of Turks have been discussed intensively in Turkey in the years of The Second World War. The parties of the discussion in the years of The Second World War divided mainly into three groups as goverment surroundings, Out of Turks close defending surroundings. Buti it is needed to point that the members of all group do not lead similar points of wiew.
 In the years of The Second World War, these groups tried to loud their voice to the public by tha press. But the goverment had an effective role in this area. The goverment kept quiet the parties of the discussion for a period of time as much as they liked, when ever found to be necessary. The goverment used its political chose as Turkey not attending the war. And determined its developments accordingly.
 The own who wanted to lead a polical place not being close to Out of Turks, generally, defended a nationalisation based on ethnic is not scientific and is not scientific and is not suıtable for Turkey coditions. Against this, the ones who wanted the policy to be close to Out of Turks, defended that the conditions of war represent a historical change for Turkey and the Turks could be gathered if a certain courage be gatherid if a certain courage is presented. The concurrence of Turks who are not free will lead great advantages for Turkey.
 The discussions performed about Out of Turks in the years of The Second World War, dealth with ideological discussions intensively performed in 1930 is and during the war. The discussions were not apart from the world. And the point that lead the subject to be interesting wan the connection with the world. All the parties of the discussions, effected from the ideological war and interpreted Out of Turks so that the Question of Out of Turks was not stuck in a circle and turned into an ideological discusses by its dimensions of political, economical and cultural.

NERİMAN TONGUL
TÜRK TOPLUMUNUN SİYASAL, SOSYAL VE EKONOMİK GELİŞİMİ (1974-1983) 
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ

 Kıbrıs Türk Toplumu, Kıbrıs’ın Türkler tarafından alındığı 1571 yılından beri adada varlığını sürdürmektedir.
 Adanın İngiliz yönetimine geçmesi (1878) ve bu tarihten sonra Kıbrıs Rumlarının Enosis faaliyetlerine başlaması, Kıbrıs Türklerini huzursuz etmiştir. Türklerin bir kısmı adadan ayrılmış, kalanlar ise köylerde tarımla, küçük el sanatları ile uğraşarak ve memurluk yaparak yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Kıbrıs Türklerinin Rumların Enosis faaliyetlerine karşı, Birinci Dünya Savaşı’na kadar ciddi bir örgütlenmesi olmamıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Rumlar Enosis faaliyetlerini artırınca Türkler de örgütlenmeye başlamışlardır. 1955 yılında Enosis’I gerçekleştirmek için EOKA’nın İngilizlere ve Türklere karşı terör eylemlerine başlaması karşısında Türkler, başta TMT olmak üzere silahlı ve siyasi örgütler kurarak kendilerini savunmuşlardır. Bu dönemde Türklerin bir kısmı, Rumlar yüzünden yaşadıkları yerleri terketmek zorunda kalmış, ekonomik durumları giderek bozulmuştur. Türklerle Rumların ortak çalıştığı kurumlar yavaş yavaş Rumların eline geçmeye başlayınca, Türkler de, kendi kurumlarını oluşturmuşlardır.

 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nde, Türklerin ekonomik durumu Rumlardan daha kötü olmasına rağmen kendi Cemaat Meclislerine ve diğer anayasal haklarına kavuşmaları onları rahatlatmıştır. Cumhuriyet’in Türklere tanıdığı hakları fazla bulan Rumlar, 1963 sonunda Türklere saldırmaya başlamış, saldırılar karşısında Türkler kendilerini korumak için “anklav” denilen küçük bölgelerde toplanıp birarada yaşamak zorunda kalmışlardır. Türk Toplumunun Rumlardan tamamen koparak küçük bölgelerde ve çok zor koşullarda bu şekilde yaşamaları 1974’e kadar sürmüştür. Bu süre içinde toplum düzenini ve güvenliğini sağlamak için önce “Genel Komite” daha sonra “Geçici Türk Yönetimi” oluşturulmuş ve Türkleri yönetmiştir.

 1974 Türk Barış Harekatı’ndan sonra, Türklerin can ve mal güvenliği sağlanmış, sahip oldukları Kuzey Kıbrıs topraklarında 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti kurulmuştur.

 Devlet, önce halkın ev, toprak, işyeri ve sağlık ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmış, birkaç yıl içinde Türkiye’nin de yardımlarıyla, Türk Toplumunun sorunlarını büyük ölçüde çözmüştür. Siyasi, ekonomik ve sosyal yapılanma hızla tamamlanmış, Türkler normal yaşamlarına dönmüşlerdir. Diğer yandan Rum tarafı ile ortak bir devlet kurma konusunda anlaşmazlık yıllarca devam etmiş ve uzlaşma sağlanamamıştır. Olaylar Türkler aleyhine gelişince, Türk tarafı, egemen bir devlet olduğunu ilan etmek zorunda kalmış, 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni kurmuştur. Türklerin egemenliklerini ilan etmeleri, çeşitli ülkeler ve uluslararası kuruluşlar tarafından tepkiyle karşılanmış, Türkiye dışında KKTC’yi tanıyan ülke olmamıştır. Rum tarafı ile ortak devlet kurma girişimleri ve görüşmeleri günümüze kadar sürdürülmüştür.

ABSTRACT

 Cyprus Turkish community has been living on the island since it was conquered by the Ottomans in 1571.

 The Turkish Cypriots felt uneasy after the beginning of the British administration on the island in 1878, which increased the Enosis activities of the Greek Cypriots.

 Some of the Turkish people left the island, and the rest survived on agriculture, minor handicrafts and worked as government officers. Turkish Cypriots didn’t have any serious organization against the Enosis until World War I. After World War II, as the Greeks increased their activities, Turks set up an organization, as well. In order to enforce the Enosis, EOKA started terrorist activities against the British and Turkish in 1955. Turkish people, primarily Turkish Resistance Organization, set up militant and political acts to protect themselves. In this period, some of the Turkish people had to leave their lands and their economic situation got worse in time because of the Greeks. Since the common institutions where Turkish and Greek Cypriots worked together were captured by the Greeks, Turks established their own institutions.

 In 1960, of Cyprus Republic was established. Even though the economy of the Turks was in a worse condition than the Greeks’, having their own council and constitutional rights relieved the Turkish community. The Greeks, who couldn’t put up with the rights owned by the Turks, with the establishment of the Republic, started to attack the Turkish community in 1963. In order to protect themselves, Turks had to gather in small areas called “inclave”, and tried to survive there. Isolated from the Greeks, the Turkish Community had to live under these hardships in small areas until 1974. In this period, first the General Committee and then the Temporary Turkish Government were set up and administrated the Turks.

 After the Turkish Military Peace Operation in 1974, the security of Turkish people and their property were obtained. In 1975, the Turkish Federated State of Cyprus was established in Northern Cyprus.

 Initially, importance was given to accommodation, land and health needs by the state. In a few years, thank to  the aid of Turkey, many problems of the Turkish Community were solved. Political, economic and social institutions were rapidly established and Turks returned to their normal lives. On the other hand, the negotiations to build up a common republic of the Turks and Greeks have been going on for years but still they haven’t reached any consensus. As the developments took up a contrary position, the Turkish side had to declare their sovereignty in 1983 and it established the Turkish Republic of Northern Cyprus. At the praclamation of their sovereignty, some countries and international institutions reacted against this, except for Turkey no other country officially recognised the Turkish Republic of Northern Cyprus. The talks between the Turkish and Greek Cypriots to build up a joint state are continuing up to this day.
 

ALİ GÜRSEL
CUMHURİYET DÖNEMİ SAĞLIK POLİTİKALARI 1920-1960 
KONULU DOKTORA TEZ ÖZETİ

Cumhuriyetimizin kurulus yillarinda saglik alaninda en büyük sorun bulasici hastalik ve salginlarin önlenebilmesi idi. Bu yillarda savaslarin neden oldugu sosyo-ekonomik yipranma, her sorun gibi saglik sorununu da güçlestiriyordu. Saglikli insan gücü yetersizligi de ayri bir sorun idi.1927 yilinda 555 hekim, 139 hemsire ve 347 ebe bulunuyordu.
Hükümetler hekimlik hizmetlerini özellikle salgin hastaliklarla savas için kurduklari örgütleri genel bütçeden finanse etmislerdir. Hükümet tabiplerinin temel görevi tifo,tifüs,çiçek,trahom ve frengi ile savas olmustur. Ankara’da Hifzissihha Enstitüsü kurularak, laboratuarlarda asi ve serum üretilmeye baslanmistir. Bu dönemde hastane hizmetler yerel yönetimlere birakilmistir. Bakanlik sadece örnek olsun diye 5 tane Numune Hastanesi kurmustur. Bu dönemde birinci basamak saglik hizmetlerinde çok ileriye gidilememis, fakat genelde saglik alaninda çok seyler yapilmistir. Hekim açigini kapatmak için Leyli Tip Talebe Yurtlari açilmis, buradaki tip ögrencilerine zorunlu hizmet görevi verilmistir. Ebe, hemsire gibi personelin yetistirilmesine de büyük önem verilmis, saglik personelinin maas ve ücret durumunda da iyilestirmelere gidilmistir. Sitma mücadelesindeki personelin maas durumu daha da iyiydi. Vali ve kaymakamlar, il ve ilçelerdeki saglik personelinin amiri idiler. 1955’te kurulan Hifzissihha Okulu saglik personeline kisa süreli kurslar veriyordu. 
1946’da Behçet Uz saglik bakani olunca, her 20 köye birinci basamak koruyucu ve tedavi edici hizmetleri birlikte götürmek istemistir. Bu çok basarili bir uygulama idi. Fakat, yalniz ilçe düzeyinde kalmistir. Daha ileriye gidememistir. Bu plan, ekonomik nedenlerden dolayi uygulanamamistir. Demokrat Parti döneminde saglik alaninda önemli degisiklikler olmustur. Yerel idareye bagli olan hastaneler dogrudan Saglik Bakanligi’na devredilmis, genel saglik sigortasi uygulamasina gidilmis, UNICEF ve Dünya Saglik Örgütü ile iliskiye girilmis ve bu kurumlardan yardim saglanmasina çalisilmistir. 1960’ta hekim sayisi 9826, hemsire sayisi 2440 ve  ebe sayisi 3126’ya yükselmistir. 
1961 yilindan itibaren saglikta büyük bir reform baslamistir; Saglik hizmetlerinin sosyallestirilmesi yasasi kabul edilmis ve bununla herkesin saglik hizmetlerinden ücretsiz ve esit bir sekilde yararlanmasi esasi kabul edilmistir. Bu yasa  15 yil içinde tüm yurtta uygulanacakti.  Ancak, personel ve finansman sikintisi nedeniyle bu konuda basarili olunamadi. Ilk uygulama Mus Ilinde baslamistir. Daha sonraki dönemlerde de saglik alaninda önemli ilerlemeler olmustur. Türkiye’nin bu konuda da digerlerinde oldugu gibi gelismis ülke düzeyine varmasi, nitelikli personele ve giderlerinin karsilanmasi için genel bütçeden sagliga daha fazla pay ayrilmasina baglidir. 

ABSTRACT

The biggest problem in the early period of Turkish Republic was the prevention  of infectious diseases. socio-economic disorders which were caused by the wars were constraining the health problems waiting to be solved. The insufficiency of health laborer was another problem in these years. There were 555 nurses and 347 midwives in 1927. 
In these years, governments financed medical services, especially, the organizations for prevention of infectious diseases by the state budget. The main duties of doctors were to fight against syphilis, typhoid, typhus, trachoma and smallpox. Viccine against these diseases were tried to be produced by the Institute of Hıfzısıhha which was established in Ankara. During that period, hospital services were left to local governments. The Ministry established 5 hospitals to present samples. In this period, no real advances had been realized in the medical services at first instance but many things were achieved in the general health field. Dormitories for medical students were opened to remove the insufficiency in the number of medical doctors. In addition to that, students from those schools were assigned with compulsory services. The training of nurses and midwives gained importance and the salaries of personnel in medical services were increased. Salaries of personnel fight against malaria were better.
Governor of the city was the executive officer of the medical staff. The Personnel of Hıfsısıhha which was established in 1955 were trained in short-term courses. In 1946, when Behçet Uz became the Minister of Health, he wanted to present first class medical services to every 20 villages. This was a successful application, it could be carried out in towns not nationally-wide.The reason for this insufficient application was economic problems.
During the period of Democratic Party, some rearrangements were realized. Hospitals which were under the control of local authorities were transformed to Ministry of Health and also general health insurance application was put into action. The connection with UNICEF and World Health Organization was realized and aid was received from these institutions. In 1960, the number of medical doctors increased up to 9826, nurses 2420 and midwives 3126.
The biggest reforms were realized in the medical sector, specially following 1961 and onwards. The socialization of medical services were accepted and these free services were presented equally to the usage of every citizen.
The first application started in Muş. In the following period, several important advances were realized.
Today, since there are still problems in the field of health, Turkey should train more qualified personnel and allocate more money from the state budget for the expenses of health.

SABİT DUMAN
FİLİSTİN SORUNU VE TÜRKİYE'NİN İSRAİL POLİTİKASI (1947-1967)
KONULU DOKTORA TEZİ

Türkiye’nin komşuları arasında yer alan İsrail devletinin Filistin’le sorunu ve Türkiye’nin İsrail’e ilişkin Politikasının incelendiği bu çalışmada Ortadoğu’da 1948’de başlayan süreç ve sonrası incelenmektedir.
 Sekiz bölümden oluşan tezin ilk bölümünde Osmanlı İmparatorluğu’nda Yahudilerin ve Filistin’in durumuna ilişkin genel bir değerlendirme yapılmaktadır. İkinci bölümde, İngiltere’nin Mandaterlik Dönemi başlığı altında Filistin’de İngiliz mandaterliğinin kurulması, Yahudilerin Filistin’e yerleştirilmesi ve 1920-1939 arası dönem incelenmektedir. Üçüncü bölümde Türkiye’nin Ortadoğu politikası ve oluşan kamuoyundan söz edilmekte, bir sonraki bölümde ise İsrail’in kuruluşu ve bu durum karşısında Türkiye’nin takındığı tutum anlatılmaktadır. Türkiye’nin Arap politikasına yön veren faktörlerden NATO’ya giriş, çok partili politikaya geçiş ve Arap milliyetçiliğinin uyanışının da anlatıldığı bu bölümden sonra beşinci bölümde Bağdat Paktı karşısında Türkiye ve İsrail, altıncı bölümde ise Ortadoğu’da yaşanan krizler incelenmektedir. Yedinci bölümde, Türkiye’de yaşanan 1960 darbesinin Arap ve İsrail politikalarındaki etkisi anlatıldıkta sonra son bölümde de 1967 Arap-İsrail savaşı ve Türkiye’nin aldığı vaziyete bakılmaktadır.
 Konumu gereği Arap dünyasına karşı İsrail’e tam destek vermesi zor olan Türkiye’nin diplomatik ilişkilerden ziyade ticari ve sosyal ilişkileri geliştirmeye önem verdiği vurgulanmaktadır.

NECATİ AKSANYAR 
ÇAĞDAŞLAŞMAYA GİDEN YOLDA CELAL NURİ VE FİKİR ALANINDA ETKİNLİĞİ 
KONULU DOKTORA TEZİ

Bir Cumhuriyet aydını olan Celal Nuri’nin belli başlı görüşlerini içine alan monografik bir inceleme olan bu çalışmada, Osmanlı Meclis-i Mebusanında görev almış, TBMM’de beşinci döneme kadar milletvekilliği yapmış, otuz üç adet kitabı ve çok sayıda makalesi bulunan bu aydının hayatı ve görüşleri detaylı bir biçimde incelenmektedir.
Beş bölümden oluşan tezin ilk bölümünde Celal Nuri’nin hayatı ve eserleri, siyasi faaliyetleri ve gazeteciliği de ele alınarak incelenmektedir. İkinci bölümde, Meşrutiyet dönemi fikir hayatı anlatılarak, Celal Nuri’nin çeşitli konulardaki fikirleri ve dönemin fikir adamlarına bakışı anlatılmaktadır. Bir sonraki bölümde Osmanlı İmparatorluğuna bakışı, eğitim-öğretim, hukuk, dil, edebiyat ve kültür başlıkları altında toplanmıştır. Dördüncü bölümde mütareke ve milli mücadeleye bakışı, ülkedeki iç siyasi durum ve dış ülkelerle olan ilişkiler kapsamında ele alınmıştır. Son bölümde ise, Celal Nuri’nin Cumhuriyet dönemindeki fikirleri Tarih, millet ve milliyetçilik anlayışı, devlet şekilleri ve Türk inkılabının temel meselelerine ilişkin yaklaşımları şeklinde değerlendirilmiştir.
Türk milletinin önemli tarihi olaylara şahit olduğu bir dönemde yaşamış olan, zamanından ileri düşünen batıcı ve inkılapçı bir bilim adamı olduğu vurgulanmaktadır.

SUAT AKGÜL
RUSYA'NIN DOĞU ANADOLU POLİTİKALARI (1918’E KADAR)
KONULU DOKTORA TEZİ

Rusya’nın Doğu Anadolu üzerinde yürüttüğü politikayı çeşitli yönleriyle inceleyen bu çalışmada, başlangıcından 1918 yılına kadar olan Türk-Rus ilişkileri kapsamlı bir şekilde anlatılmaktadır.
Altı bölümden oluşan tezin birinci bölümünde Türkiye’nin jeopolitik ve stratejik durumu dahilinde Doğu Anadolu’nun coğrafi ve stratejik durumu ele alınmaktadır. İkinci bölümde Doğu Anadolu’nun Türk-Rus ilişkileri içindeki yeri, Rus politikasının Doğu Anadolu’ya yönelmesi, Rusya’nın Kürt politikası oluşturmaya çalışması ve çeşitli ayaklanmalarda Rusların rolü alt başlıklarıyla incelenmektedir. Sonraki bölümde Rusya’nın Doğu Anadolu ve Kürt politikasındaki yeni dönem olarak adlandırılan (1889-1913) yıllarındaki gelişmeler anlatılmaktadır. Dördüncü bölümde Rus ve Kürt gizli örgütlerinin faaliyetleri ve bunların aralarındaki ilişkiler ortaya konmaktadır. Bir sonraki bölümde Bitlis ve civarında çıkan isyanlarda Rusya’nın etkisi ve rolü ayrıntılarıyla anlatılmaktadır. Altıncı bölümde Birinci Dünya Savaşında Rusya’nın Doğu Anadolu üzerindeki faaliyetleri, isyanlar ve Ermenilerden kurtulma mücadelesi ortaya konmaktadır.
Türkiye ve Rusya bu coğrafyada bulunduğu sürece Rusya’nın Doğu Anadolu üzerindeki emellerinin değişik şekil ve çehrelerle devam edeceği ve Türkiye’nin buna yönelik politikalar geliştirmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

NEVZAT GÜNDAĞ
TÜRK-YUNAN İLİŞKİLERİ İÇERİSİNDE GİRİD PROBLEMİ (1821-1913)
KONULU DOKTORA TEZİ

Bu çalışmada Yunanistan’ın bir devlet olarak ortaya çıkışından, Balkan Savaşlarını bitiren anlaşmaların imzalanışına kadar geçen sürede, Yunanistan’ın Megali İdea hedeflerini gerçekleştirebilmek için hangi iç ve dış dinamiklere dayandığı ve bu dinamiklerin geçerliliğini koruyup korumadığı ortaya konmaktadır.
 Üç bölümden oluşan tezin birinci bölümünde Osmanlı idaresinin Girit’te sükunet dönemini başlatması ve ardından da Girit sorununun başlamasının nedenleri anlatılmaktadır. İkinci bölümde Yunan bağımsızlığının sonuçlandırılmasıyla birlikte Megali İdeanın gerçekleştirilmesi için oluşturulan yeni ortam ve Girit’in bu ortamdaki yeri incelenmektedir. Son bölümde ise Girit Adasının Osmanlı Devleti’nin elinden kesin olarak çıkması ve adanın Yunanistan’a ilhakı değerlendirilmektedir.
 Türkiye Cumhuriyeti’nin Girit örneğinden hareketle kendi üzerindeki emperyalist emelleri, Atatürk dönemi dış politikalarındaki sağlam temelleri bularak ekonomik, sosyal ve iç politikadaki dalgalanmaları asgari seviyeye indirerek frenlemesi gerektiği vurgulanmaktadır.

ALİ DENİZLİ
KORE HARBİNDE TÜRK TUGAYLARI
KONULU DOKTORA TEZİ

Yapılan çalışmada Kore ile ilgili genel bilgi verildikten sonra, bölgedeki Sovyet politikası, Kuzey Kore ve Çin’in harbe katılması ve buna karşı Amerika’nın tutumu anlatılmaktadır. Takip eden bölümde 1950 öncesi Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi durum hakkında bilgi verilmekte ve I. Türk Tugayının Kore’ye intikali, aldığı görevler, savaşın aşamaları, dört Türk Tugayının savaştaki görevleri ve başarıları ayrıntıları ile anlatılmaktadır.  Ayrıca savaşta uygulanan psikolojik harp ve harp esirlerine uygulanan muameleler, verilen zayiat ve savaştan sonra gönderilen Türk birlikleri hakkında bilgi verilmektedir. 

SAİME YÜCEER
MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE TÜRK SOVYET İLİŞKİLERİ 1919-1923
KONULU DOKTORA TEZİ

Çalışmanın birinci bölümünde Bolşevik İhtilali’nden Milli Mücadele’nin başlangıcına değin Türk-Rus ilişkileri incelenmektedir. İkinci bölümde Heyet-i Temsiliye döneminden Moskova Antlaşması’na kadar ki süreçte ilişkilerin gelişimi anlatılmaktadır. İlişkileri etkileyen Mustafa Suphi olayı, İttihat Terakki ve diğer faktörler ile bunların etkisi altında ilişkilerin gelişimi üçüncü bölümde ele alınmaktadır. Son bölümde ise Moskova Antlaşması’ndan Lozan Antlaşmasına değin geçen süreçte Türk-Sovyet ilişkileri ele alınmaktadır. 

A.KÜRŞAT GÖKKAYA
TÜRK SİYASİ TARİHİNDE MUHALEFET ÖRNEKLERİ VE BİR ÖRNEK: CUMHURİYET HALK PARTİSİ MUHALEFETİ 1950-1960
KONULU DOKTORA TEZİ

 Bu çalışmada, Türk siyasi hayatında kaydedilen muhalefet hareketleri ve bu hareket içerisinde Cumhuriyet Halk Partisi örneği seçilerek bu partinin 1950-1960 yıllarında iktidardaki Demokrat Partiye karşı yürüttüğü muhalefet politikası incelenmiştir.
 Araştırma üç bölüm altında derinleştirilmiştir. Birinci bölümde genel anlamıyla Türk siyasi hayatında muhalefet olgusuna değinilmiş, bu bağlamda Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Türk Siyasi Tarihinin önemli dönüm noktalarını oluşturan Tanzimat, Birinci Meşrutiyet ve İkinci Meşrutiyet Dönemleri mercek altına alınmış ve sonrasında Milli Mücadele Dönemi irdelenmiştir.
 İkinci bölüm Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonraki siyasal gelişmeleri kaydetmektedir. Burada özellikle Cumhuriyet Halk Partisinin kuruluşu ve faaliyetleri yanında bu partiye muhalif olarak kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve sonrasında Serbest Cumhuriyet Fırkasının siyasi yaşamları değerlendirilmiş ve çok partili hayatın başlangıcı ile Türk demokrasi hayatının filizlenmesi ve Demokrat Parti’nin gelişim seyri hakkında bilgiler verilmiştir.
 Üçüncü ve son bölümde ise Cumhuriyet Halk Partisinin ilk kez düştüğü muhalefet konumunda yürüttüğü mücadeleyi, parti içinde yaşanan gelişmeyi görebilmenin yanı sıra Türkiye’nin yaşadığı sosyo-ekonomik ve siyasal sorunlara da tanık olmak mümkündür.

MUHİTTİN GÜL
ATATÜRK DÖNEMİNDE TÜRKİYE’NİN SANAYİLEŞME POLİTİKASI (1923-1938)
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ

 Bu çalışmada Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan Atatürk’ün ölümüne dek geçen süre içerisinde izlenen sanayileşme politikası ve bu politika çerçevesinde kaydedilen gelişmeler incelenmiştir. Araştırma üç bölümden oluşmuştur. Birinci bölüm 1923-1930 yıllarını kapsayan liberal dönem olarak adlandırılmış ve bu başlık altında Kurtuluş Savaşı yıllarından itibaren Türkiye’nin ekonomik yapısı değerlendirilerek, sanayileşmenin zorunluluğu vurgulanmıştır. Bu çerçevede Atatürk’ün olaylara yön verici çalışmaları ile sanayileşme konusunda karşılaşılan sorunlar, alınan önlemler ve önemli uygulamalara değinilerek, dönemin önemli kuruluşları mercek altına alınmıştır.
 1930-1933 dönemi başlığını taşıyan ikinci bölümde bütün dünyayı saran ekonomik kriz karşısında gen Türkiye Cumhuriyeti’nin çözüm arayışlarına yer verilmiş, bunun bir sonucu olarak devletçilik düşüncesinin ağırlık kazanması ile birlikte 1931 yılında devletçilik modelinin CHF programına girişi ve bundan sonraki uygulamaların yanı sıra dönemin önemli sanayi ve malî kuruluşları hakkında bilgiler verilmiştir.
 Araştırmanın üçüncü ve son bölümü 1933-1938 yılları arasındaki planlı ve devletçi modeli kapsamaktadır. Bu bölümde plan ve planlı kalkınma hakkında genel bilgiler verildikten sonra Atatürk’ün bu konudaki çalışmalarına ve buna bağlı olarak birinci ve ikinci beş yıllık sanayi planlarına yer verilerek dönemin önemli kuruluşları ve faaliyetleri aktarılmıştır.

ERDAL İLTER
TÜRKİYE'DE SOSYALİST ERMENİLERİN FAALİYETLERİ (1890-1923)
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ

 Bu çalışmada 1890- 1923 yılları arasını kapsayan dönem içerisinde dönem içerisinde Türkiye’de yaşayan sosyalist Ermenilerin yürüttükleri faaliyetlere yer verilmiştir. İki bölüm halinde hazırlana araştırmanın birinci bölümü, asırlarca Osmanlı İmparatorluğu’nun bünyesinde barış içerisinde yaşayan Ermenilerin, Osmanlı Devleti’nin güçsüzleştiği dönem içerisinde ayrılıkçı bir politika izleyerek, silahlı faaliyetlere girişmelerini, Ermeni komitelerinin ortaya çıkışından itibaren ihtilalcilik ruhu ile Ermeni meselesini alevlendirmesini, Birinci Dünya Savaşı’ndaki tutumlarını ve büyük devletlerin Ermeni meselesini çözme yolundaki gayretlerini gözler önüne sermektedir.
Araştırmanın ikinci bölümünde ise Milli Mücadele döneminde Türkler ve Ermenileri kapsayan ancak bunların gerisinde bulunan İtilaf Devletlerinin de dahil olduğu bir dizi mücadele anlatılmaktadır. Bu mücadele Mondros Mütarekesi ve sonrasındaki işgalleri, Ermeni isteklerini, Sevr Antlaşması’nı, Doğu Cephesindeki Ermenistan’daki kazanılan zaferi ve nihayetinde Lozan Barış Antlaşmasıyla Türkiye’de yaşayan Ermenilerin de konumunu belirleyen azınlıklar meselesinin çözüme kavuşturulmasını içermektedir.
Çalışmanın kapsadığı dönemle ilgili olarak çok sayıda belgeye de ulaşılmış ve araştırmanın sonunda bu belgelere yer verilmiştir.

YAŞAR KALAFAT
ŞARK MESELESİ IŞIĞINDA ŞEYH SAİT OLAYI, KARAKTERİ, DÖNEMİNDEKİ İÇ VE DIŞ OLAYLAR
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ

 Bu çalışma, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında yaşadığı ve kendisini epeyce uğraştıran bir ayaklanma hareketini, bu hareketin iç ve dış dinamikleri ve bağlantılarını birlikte değerlendirerek sonuçlarının nelere yol açtığını araştırmak üzere kaleme alınmıştır. Araştırma ayrıntılı bir giriş haricinde iki bölümden oluşmuştur. Giriş kısmında olayın geçtiği bölgenin etnik yapısı üzerinde durularak, Cumhuriyetin ilanından sonra gelişmeye başlayan muhalefet olgusu ve bu çerçevede Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kurulması aktarılarak konunun içsel bağlantıları ortaya konmuştur.
 Birinci bölümde Şeyh Sait’in kimliği ve kişiliği hakkında bilgiler verilmiş, ayaklanmanın başlangıcında etken olan organizasyonlar ve örgütler ve bunlar arasındaki ilişkiler gözler önüne serilmiş, ayaklanmanın seyri ve sonucu ile Türkiye’deki iç politika alanında yaşanan değişiklikler aktarılmıştır.
 Çalışmanın ikinci ve son bölümü Şeyh Sait ayaklanmasının karakterini inceleme altına almıştır. Bu bağlamda İngiltere faktörü ve Musul sorununa dikkat çekilmiş, ayaklanmada rol oynayan sosyal, ideolojik, kültürel ve dinî faktörler göz önünde tutulmuş ve olaya çeşitli çevrelerin bakış açıları yansıtılarak geniş çaplı bir değerlendirme yapılmıştır.

İ. CEYHAN KOÇ
TEK PARTİ DÖNEMİNDE BASIN-İKTİDAR İLİŞKİLERİ (1929-1938)
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ

 Bu çalışma 1929-1938 yılları arasında Türkiye’deki tek parti dönemi ve bu dönemdeki basın ve iktidar arasındaki ilişkiler ele alınmıştır. Çalışma dört bölüm halinde sürdürülmüştür. Birinci bölümde 1929-1938 arası dönemde basın alanındaki mevzuat ve kurumlaşmalar anlatılmıştır. Bu çerçevede basın ile ilgili çıkan yasalar, yönetmelikler ve Meclis içi ve dışındaki etkileri yansıtılarak konu ile ilgili çeşitli kesimlerin değerlendirmeleri aktarılmıştır.
 Çalışmanın ikinci bölümü Serbest Cumhuriyet Fırkası döneminde basın-iktidar ilişkileri başlığı altında devam etmektedir. Bu bölümde SCF’nin kuruluşunu basındaki yankıları ve basının SCF’ye yönelik değerlendirmeleri ile bu dönemde yaşanan belli başlı olayların basında nasıl yer aldığı örneklerle incelenmiştir.
 Üçüncü bölümde 1929-1931 yılları arasında Cumhuriyet Halk Fırkası ile basın arasındaki ilişkiler anlatılmış ve bu dönem partili olan ve olmayan basının ayrı ayrı irdelenmesi ile aktarılmış ve basında tek parti-çok parti kavramlarının tartışılmaya başlanmasına dikkat çekilmiştir.
 Dördüncü ve son bölümde ise Matbuat Kanunu sonrasındaki basın-iktidar ilişkileri anlatışmış, dönemin basın politikası ile birlikte güdümlü bir basın yönetiminin oluşturulmasının altı çizilmiş, bu dönemde yaşanan Cumhuriyet ve Tan Gazeteleri arasındaki tartışmalar ve faşizm suçlamalarına yer verilmiş, daha sonra İsmet İnönü’nün Başvekillikten ayrılmasının basındaki yankıları aktarılmış ve nihayetinde Anayasa değişikliklerine basının bakış açısı yansıtılmıştır.

BAYRAM SAKALLI
MİLLİ MÜCADELEDE TEŞKİLATLANMA DÜŞÜNCESİ MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETLERİ VE SOSYAL YAPILARI
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ

 Bu çalışma Birinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye’nin yaşadığı işgallere karşı başlatılan Milli Mücadelede teşkilatlanma düşüncesinin ortaya çıkışı, bu mücadelenin bir ürünü olan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri ve cemiyetlerin sosyal yapılarını ortaya koymayı hedeflemiştir. Çalışma beş bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde Türkiye’nin Mondros Mütarekesi döneminde içinde bulunduğu siyasi ve iktisadi durumun ve Osmanlı Hanedanlığının işgaller karşısındaki tutumu izah edilmiştir.
 Çalışmanın ikinci bölümü direniş duygusu ile birlikte teşkilatlanma düşüncesinin ortaya çıkışını ve bu çıkışın geri planındaki fikirsel tartışmaları ortaya koyarken, Müdafaa-i Hukuk ismiyle cemiyet kurma girişimlerinin başlamasını aktarmıştır. Bunu takip eden üçüncü bölümde ise yurdun çeşitli bölgelerinde işgallere karşı oluşturulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri birer birer tanıtılarak faaliyetleri hakkında bilgiler verilmiştir.
 Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerindeki sosyal yapı başlığını taşıyan dördüncü bölümde bu cemiyetlerde faaliyet gösteren kişiler, sivil memurlar (bürokratlar), askerler (subaylar), din adamları (ulema), eşraf, halk ve köylüler şeklinde sınıflandırılmış ve bu sınıfların içinde bulundukları konum belirtilmiştir.
 Beşinci ve son bölümde ise cemiyetlerdeki değişiklikler, gruplaşmalar ve partilileşmeye doğru bir gidiş başlığı altında Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin kurulması, Kuvva-yı Milliyeyi ve cemiyetleri resmî otoriteye bağlama faaliyetleri, Büyük Millet Meclisi’nde gruplaşma ve partilileşme çalışmaları anlatılmıştır.

ALİ OSMAN AKALAN
IX.DÖNEM TBMM
KONULU YÜKSEK LİSANS TEZİ ÖZETİ

Bu çalışmada, Osmanlı dönemindeki çağdaşlaşma hareketleri çerçevesinde başlayan süreç incelenmiş ve Türkiye'de çok partili sisteme geçilen 1950-54 yılları arasındaki T.B.M.M.'nin durumu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Özellikle bu dönemde Türkiye'nin gündeminde yer alan siyasi, ekonomik, iç ve dış olaylar T.B.M.M. bağlamında irdelenmiştir. IX. Dönem'in en büyük özelliği yirmiyedi yıllık C.H.P.'si iktidarının halk oyu ile değiştirilerek D.P.'nin iktidara gelişidir. Bu açıdan da IX. Dönem T.B.M.M.'nin Türk Demokrasi Tarihi açısından ayrı bir yeri vardır.
Bu çerçevede Tezimiz genel bir girişten sonra altı bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Milli egemenlik ilkesinin tarihi gelişimi çerçevesinde Türkiye'de çok partili hayata geçiş ele alınmıştır. İkinci bölüm tezimizin ağırlık noktasını teşkil etmektedir. Bu bölümde IX. Dönem Milletvekillerinin siyasi, sosyal ve ekonomik durumları ile eğitim ve kültür seviyeleri tablolar ortaya konularak değerlendirilmiştir. Tezin üçüncü ve dördüncü bölümlerinde, iktidar değişikliğine paralel olarak Türkiye'nin iç ve dış politikası önceki dönemle karşılaştırılarak incelenmiştir. Beşinci bölümde, IX. Dönemde uygulanan ekonomik politikalar ele alınmıştır. Son bölümde ise D.P. hükümetlerinin eğitim ve kültür politikaları incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise dönemle ilgili genel bir değerlendirme yapılarak teze son verilmiştir.

ABSTRACT

In this study, it is tried to evaluate the position of the Turkish Grand National Assembly in the time of transition period from one party system to the multi - party system in 1950-54 and the developments of this period is examined carefully in connection with the modernization movements of the Ottoman period. The political, economic, internal and foreign developments and the policies of the Turkish Grand National Assembly are also studied in this thesis. the IX. th. Period, the power of the Republican People's Party which had been continued since 24 years was changed with the votes of the Turkish  citizens and the Democratic Party came to the power. Because of that reason, IX. th. Period of the Assembly has an important place in the history of the Turkish Democracy.
In this respect, the thesis, with an introduction has six chapters. In the first chapter, the transition period from one party system to the multi - party system is studied in the respect of the development of the principle of the national sovereignty. The second chapter is the focus of the thesis and in this chapter, the political, economic, social and educational positions of the deputies of the IX. th. Period are showed in the tables. In the third and the fourth chapters, the internal and foreign policies of this transition period are studied in comparison with the preceeding period of the assembly. In the last chapter, the educational and cultural policies of the Democratic Party are examined carefully. At the conclusion there is a general evaluation of the IX. th Period of the Turkish Grand National Assembly.

ARZU ÇALTIK 
HAMDULLAH SUPHİ TANRIÖVER’İN TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ TARİHİNDEKİ YERİ 
KONULU YÜKSEK LİSANS TEZİ ÖZETİ

 Seçkin bir aileye sahip olan Hamdullah Suphi Tanrıöver’in (1885-1966) babası Abdullâtif Suphi Paşa, annesi Ülfet hanımdır. I. Abdülhamid aleyhine şiirler yazmıştır. Türkçülük hareketinin teşkilâtlanmasında Türk ocağı başkanı olarak rol oynamıştır. 1912 yılında resmen kurulan Türk Ocakları Türkçülük fikrinin etkin bir müessesesidir. Türk  Ocakları başkanlığı gibi önemli bir konuma ulaşan Hamdullah Suphi, çalışkanlığı ve hitabet yeteneğiyle ocakların gelişimine katkı sağlamıştır. Millî mücadele döneminin önemli bir şahsiyeti olan Hamdullah Suphi, Misak-ı Millî’nin kabulünde rol oynamıştır. T.B.M.M’de Atatürk’ün yanında yer alarak, matbuat ve istihbarat umum müdürlüğü, iki kez de maarif vekilliği görevlerinde bulunmuştur.
 Cumhuriyet’in ilanıyla beraber, milliyetçilik modern Türkiye’nin dayandığı temel ilkelerden biri olmuştur. I. Meşrutiyet ortamında müesseseleşen Türkçülük fikrinin halk kitlelerine ulaştırılmasında, Türk Ocakları başkanı Hamdullah Suphi’nin önemli bir rolü olmuştur. Türk Ocakları 1931 yılında kapatılmış ve  Tanrıöver’de Bükreş elçiliğine atanmıştır. Elçilik vazifesini yerine getirirken bu bölgedeki Türklerle de alakadar olmuştur. Bükreş’ten döndükten sonra, 1945 yılında C.H.P’den istifa ederek, Demokrat Parti’ye geçmiştir. 1949 yılında Türk Ocaklarını yeniden açmıştır. 1954 yılında Hürriyet partisine geçmiş ancak milletvekili seçilememiştir.
 Hamdullah Suphi faşizm, komünizm, irticai fikirleri tehlikeli akımlar olarak değerlendirmiştir. Ona göre Komünizm, İrticai hareketlerden daha da tehlikelidir. Bu bakış açısısıyla Atatürk ilke ve inkılâplarına sahip çıkmış ancak türbelerin kapatılmasına karşı bir tutum sergilemiştir. 1930 yılında yazdığı “Bu Sesi Koruyacaksın” adlı makalesinde, kitleleri muhalefete sahip çıkmaya davet etmiştir. Kültür temeline dayanan bir milliyetçilik anlayışını benimsemiş ve ırkçılığı reddetmiştir. Millet anlayışının esasları din, dil ve dilek birliğidir. Çağdaşlaşma meselesinde ise batı medeniyetine dahil olunmasını, ancak bunun Türk kültürünü muhafaza etmek suretiyle gerçekleşmesi gerektiğini öne sürmüştür.
 Türk Ocaklarıyla özdeşleşen Hamdullah Suphi 10 Haziran 1966’da vefat etmiştir.

SUMMARY

 Hamdullah Suphi  Tanrıöver (1885-1966),  whose father is Abdullâtif  Suphi Pasha and mother is Mrs. Ülfet, has a distinguished family. He writes poems that are against I. Abdülhamid, During the organization of Pan-Turkism act, he takes role as the president of the Turkish Association. The Turkish Associations -built officially in 1912-  are the active institutions of the trend: Pan-Turkism. Hamdullah Suphi, who attains a remarkable status like the president of Turkish Associations, contributes to the development of the associations through his diligence and skill of rhetoric. Having a strong personality in the period of the national struggle, Hamdullah Suphi takes role in the acceptance of the National Pact. Siding with Atatürk in the Turkish National Assembly, he takes part as the general administrator of press and intelligence and he becomes representative  of instruction twice.
 Together with the declaration  of  republic, nationalism has become one of the fundamental principles an which modern Turkey depends. As the president of the Turkish Associations, Hamdullah Suphi plays important role in conveying the idea of Pan-Turkism -that is institutionalized during the circumstances of the second constitution- to the public masses. The Turkish Associations are closed in 1931 and Tanrıöver is appointed  to  the embassy of Bucharest. while he is fulfilling his mission as an ambassador, he deals with Turks in this region. After  turning back from  Bucharest, he resigns from C.H.P. (The political party of the people in Republic of Turkey) in 1945 and transfers into Democrat Party. In 1949, he opens the Turkish Associations again. In 1954 He transfers into the party of Liberty but  he is not elected as deputy.
 Hamdullah Suphi evaluates the ideas like; fascism, communism and reactionary thoughts, as dangerous trends. From his point of view, communism is more dangerous than the reactionary activities. Hence, he advocates Atatürk’s principles and revolutions  but he points out that he is against the banning of the mausoleums. In his article  titled as; “You Will Assert This Voice”, that is written in 1930, he invites the masses to advocate the opposition (parties). He assumes a nationalistic mentality  that  depends on cultural foundation and he rejects racism. The principles of the concept of a nation are the unity of religion, language and wish. As for the question of modernization, he advocates that the western civilization should be included but this will only come true, provided that the Turkish culture is preserved.
 Hamdullah Suphi who identifies himself with the Turkish Associations dies in 10 June 1966.

ETHEM KERİM
TÜRKİYE’DE NÜFUSUN TARİHSEL GELİŞİMİ (1923-1990) KONULU YÜKSEK LİSANS TEZİ ÖZETİ

 Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde toprak kayıpları sonucu Balkanlar ve Kafkasya’dan Anadolu’ya çok sayıda Türk göçü olmuştur.Göçler sonucu Anadolu’da Türk nüfusu hâkim unsur hâline gelmiştir.Bu durum Mustafa Kemal Atatürk’ün  “Millî Devlet” politikası izlemesinde etkili bir husus olmuştur.
 Türkiye’de Cumhuriyetin kuruluşundan 1965 yılına kadarki dönemde nüfus artırıcı politika izlenmiştir.Ekonomik, demografik, siyasî ve askerî nedenler, bu politikanın izlenmesinde etkili olmuştur.Nüfusu artırmak için sağlık alanında çalışmalar yapılarak ölüm oranları düşürülmüştür.Alınan yasal önlemlerle bu politika desteklenmiştir.Nüfusu artırmak için alınan bir diğer önlem, ülkeye göçmen kabul edilmesidir.1927-35 döneminde binde 21.10 olan yıllık nüfus artış hızı, 1955-60 döneminde binde 28.53’e yükselmiştir.Cumhuriyetin kurulduğunda yaklaşık 12-13 milyon olan nüfus, 1965 yılında 31 milyona ulaşmıştır. 
 Özellikle ekonomik nedenlerden dolayı 1965 yılında politika değişikliğine gidilmiştir.Nüfus artışını yavaşlatıcı politika ile birlikte nüfus plânlaması çalışmaları başlamıştır.1965 yılında binde 25.19 olan yıllık nüfus artışı hızı, 1990 yılında binde 21.71’e gerilemiştir.1990 yılında Türkiye nüfusu 56 milyon olmuştur.
 Nüfus artışını yavaşlatıcı politika ve nüfus plânlaması çalışmaları başarılı olamamıştır.Nüfus artış hızı, gelişmiş ülkelere göre hâlâ yüksek seviyededir.1993 yılında doğurganlık hızı 2.7, bebek ölüm hızı binde 52.6 düzeyindedirler.Bu oranlar da gelişmiş ülkelere göre yüksektir.Türkiye’de ise Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde doğurganlık ve çocuk ölüm hızı, ülke ortalamasının üzerindedir.Nüfus artışını yavaşlatıcı politika, günümüzde de devam etmektedir. 

SUMMARY

 The fact that  Ottoman Empire has lost land in its last period caused many  Turkish people to migrate into Anatolia from Balkans and Caucausus. As a result of migrations Turkish population has become a powerful factor in Anatolia. This situation was an effective point for Mustafa Kemal Atatürk to follow the policy of “national state”.
           After the Republic has ben established in Turkey, population increase policy was followed until 1965. The factors related with economic, demografic,political and military had a great influence in following  these policies. Death rates have ben reduced to a minimum level by doing studies in medical science in order to increase population. With the help of the legal preventions this policy has ben supported. Another precaution taken to increase population is to let migrates entering into country. Annual population increase rate which was  %o 21.10  betwen 1927-1935 has risen %o 28.53 in 1955-1960 period.In the Republic has ben the population which was about 12-13 million became 31 million in 1965.
           Particularly, because of the economic reasons in 1965 a change of policy was required. In the near time, along with the population diminishing policy, the population planning policy were began. Annual population increase rate which was %o25.19 in 1965 decreased to the rate of  %o 21.71 in 1990. Turkey’ s population has reached 56 million in 1990. 
           Population diminishing policy and population planning studies never became  successful. Compared with the developed countries our population increase rates are far more greater than them. In 1993 the rate of population  growth rate was % 2.7 and infancy death rate was %o 52.6 . These rates are also higher than the rates of the developed  countries. But in Turkey,in East and South East Anatolia regıons the population growth rate and infancy death rates are above the avarage. Population diminishing policy has still ben followed today.

TEOMAN GÜL
TÜRK SİYASAL HAYATINDA RECEP PEKER 
KONULU YÜKSEK LİSANS TEZİ ÖZETİ

 1888 yılında, İstanbul’da doğan Recep Peker, Kara Harp akademisini bitirdikten sonra, subay olarak göreve başladı. Trablusgarp ve Balkan savaşında, ayrıca Kafkasya cephesinde görev yaptı. Millî mücadelenin başlamasıyla birlikte, ankara’ya gelerek bu harekete katıldı. 23 Nisan 1920’de ilk Meclis’te Genel Sekreterlik görevine getirildi. 1924-1946 yılları arasında, üç defa CHP Genel Sekreterliği, iki defa CHP grup başkanvekilliği yaptı. ayrıca Millî Savunma, İçişleri, Maliye, Bayındırlık, İmar ve İskan Bakanlığı görevlerinde bulundu. 1946 yılında çok partili hayata geçilen dönemde, başbakanlık görevine getirildi. Parti İçi ve Demokrat Partinin muhalefeti sonucunda 1947 yılında başbakanlıktan istifa etti. 2 Nisan 1950’de vefat etti.
 Recep Peker’in Türk siyasi hayatına damgasını vurduğu görevi, tek partili dönemde en uzun süre görev yaptığı parti genel sekreterliği oldu. Recep Peker CHP’yi örgütsel yönden ve doktrin bakımından güçlendirmeye çaba harcadı. Partinin devlet ve hükümet üzerinde denetim kurabilecek ölçüde bir siyasi otorite olması için çalıştı. Parti ve Kurultay kararlarının, anayasadan üstün olduğunu, anayasanın parti ve kurultay kararları ışığında yeniden düzenlenmesi gerektiğini savundu. Türkiye Cumhuriyetinin ilk parti devleti olduğunu söyledi. CHP’nin ismi ve altı ok işareti Atatürk’e yaptığı öneriyle kabul olunduktan sonra, partinin altı ilkesinin, 1935 anayasasına girmesini sağladı. 1932 yılında İtalya ve Almanya’ya yaptığı geziler sonucunda, faşist partilerdeki örgütlenmeyi CHP içinde yapmak istedi. Liberal devlet tipine karşı olan Recep Peker, herşey ulusallaşmışken, partinin de ulusal ve tek olması gerektiğini savundu. İnkılabı; sosyal bünyeden geri, eğri, fen, eski... şeyleri birden bire yerinden söküp, onların yerine ileriyi, doğruyu koymaktır. eskiyi vurup devirmedikçe inkılâp uzun süre devam etmez şeklinde açıkladı.
 Yeni Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk İnkılâplarına iman derecesinde bağlı olan Recep Peker, çağdaş Türkiye’yi oluşturmanın ancak, otorite ve disiplin sayesinde sağlanacağına inandı. CHP, disiplin, otorite ve bağımsız Türkiye Recep Peker’in yaşam prensibi olmuştur.

SUMMARY

 Recep Peker who was born in 1888 began to work as military officer after he had finished Land War Academy. He was on duty in Tripoli and Balkan War, in addition to Caucasus front. When “national struggle” had begun, he took part in this action by coming to Ankara. He has ben charged with a duty of General Secretariat in the first assembly on April 23 nd, 1920. He did General Secretariat of CHP (Republic People’s Party) betwen the years of 1924-1946 thre times and Chp group vicepresidency twice and in addition he has ben appointed with Minister of National Defence, Minister of Interior, Minister of Finance, Minister of Public Works, and Minister of Development and Settling. He has ben charged with the duty of Prime Minister in the transition period to the multi-parties period in 1946. He has resigned in 1947 as a result of contrariety of his party and the democrat party. He died on April 2 nd, 1950.
 Recep Peker’s duty which has a great effect on the Turkish Political Life is the general secretariat of the party which is the longest term in his work life in the single party period. Recep Peker tried to make the CHP powerful in terms of organization and doctrine. He attempted for the party in order to be a powverful political authority as a control mechanism on the state and the goverment. He justified that the decres of the party and the congress are superlor of the Charter and tehe Charter should be rearranged under the light of party and congres’ decisions. He said that Turkish Republic is the first part state. After his propasals made to Atatürk about the name of the CHP and the six-arrow symbols accepted, he ensured to enter the six principal of the party to the Charter of 1935. He tried to do same organization of the fascist parties that he observed during his visit to İtaly and Germany in 1932 for the CHP. Recep Peker who was oppose to the liberal state justified that the party should be national and unique when everything have ben nationalized.
 He explained the constructive revolution as the discharge of posterios, unjust, bad and old things sudenly from the social structure and placing of future and the truths instead of them. He also said that the constructive revolution can not be continuous for a very long time unless the old ones are upsetted.
 Recep Peker who trusted to the new Turkish Republic and Atatürk’s revolutions at the level of faith believed that the contemporary Turkey should only be ensured by authority and discipline. CHP, discipline, authority and independent Turkey were the principles of Recep Peker’s life.

NUMAN YEDİYILDIZ
VI. DÖNEM TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (1946-1950) KONULU YÜKSEK LİSANS TEZİ ÖZETİ

 TBMM’nin incelenmesi iki bakımdan önemlidir. Açıldığı tarih olan 23 Nisan 1920’den itibaren Atatürk ilke ve inkılâplarının ve Türk demokrasisinin gelişim sürecini bu çatı altında net bir şekilde takip edebiliriz. VII.Dönem TBMM (1946-1950), Türk Siyasi hayatının nirengi noktalarındandır. Çok partili demokrosinin hazmedilmesi bu dönemde gerçekleşmiştir. Diğer dünya devletlerindeki demokrasiye geçiş dönemleriyle karşılaştırıldığında, Türkiye’de çok daha uyumlu bir değişim süreci yaşanmış olduğu görülür.
 1946-1950 yılları arasında Türkiye’nin iç ve dış siyasi gelişmeleri, ekonomisi ve kültür politikaları, TBMM’nin mesaisi ve yasama çalışmaları çerçevesinde incelenmiştir. Memleketin her tür meselesi Meclis’e, Meclis’in gündemi de halka yansımıştır. Bu durum incelenen dönemde halk ve Meclis ilişkilerinin sağlıklı olduğunu göstermektedir.
 VII.Dönem TBMM milletvekillerinin şahsi bilgilerinden oluşturulan veri tabanının bilgisayar yardımıyla sorgulaması yapılmıştır. Bu sorgulama milletvekillerinin tahsili, bildikleri yabancı dil, meslekleri, yaşları ve çocuk sayıları gibi veri birimleriyle gerçekleştirilmiştir. Meclis’te başlıca iki parti: CHP ve DP bulunmaktadır. Çok partili demokrasiye geçilen bu dönemde tahsil seviyesinin nispi olarak düştüğü, meslek dağılımının arttığı, hukukçuların çoğaltığı ve Meclis’in gençleştiği gözlenmiştir.
 VII.Dönem TBMM’nde, I.Dünya Savaşı sonrası iki kutuplu (ABD-SSCB) dünya dengesinde yer bulma gayretlerine yönelik yasama çalışmaları dikkat çekmektedir. Bu çalışmalar ekonomi ve kültür politikalarında liberalleşme ve esneklik şeklinde kendini gösteriştir. Bütçe görüşmeleri dış yardımların etkin kullanımı endişesi ve muhalefetin varlığı sebepleriyle fonksiyonel hale gelmiştir. Dış politikada VII. Dönem TBMM teksesli ve istikrarlıdır. Atatürk’ün temelini attığı ve dünyaya paralel gelişmelerin yaşandığı bu dönemde O’nun ilke ve inkılâpları yine rehber olmuştur.

SUMMARY

 The examination of Turkish Grand National Assembly is important in two aspects. From 23 April 1923, the process of development of the Turkish democracy and Atatürk’s principles and revolutions can be sen clearly through this examination. The VII.Term of the TGNA (1946-1950) is one of the turning points in Turkish political life. Adaptation to multi-party democracy has ben established during this term. The process of transition to multi-party system in Turkey was smoother, compared to that of other countries.
 The internal as well as external political developments concerning Turkey betwen 1946-1950. its economic and cultural politicies have ben studied within the framework of the legislatilative efforts of the TGNA. All kinds of problem with whish the country was facing, sem to have found reflection in the TGNA. The agenda of TGNA in turn was reflected in the daily lives of the public. This shows that the relationship betwen people and Assembly had a healthy character.
 The computer database containing the biographical information concerning the deputies has ben interrogated using the fields such as party affiliation, the education. foreing language, profession, age and number of children. The result of this interrogation has shown the following: There were two major parties in the assembly, RPP and DP: there was a relative decrease in the level of the education of the deputies, the occupational variation was a relative decrease in the level of the education of the deputies; the occupational variation was increased; the number of deputies coming form legal profession was on the rise; and on average, the deputies had a younger age.
 The legislation directed towards finding a place in two bloc world (USS-URSS) formed after World War I was notable in work carried out by VII.Term of the TGNA. This legislation manifested itself in the form of liberalisation and flexibility of the economic and cultural politicies. The budget discussion has become more functional because of the existence of the opposition and the concern to use the foreign aid efficiently. The TGNA in this period had a stable foreign policy and spoke with one voice. The principles and revolutions of Atatürk had once again guided Turkey during such a period as this in which development were taking place parallel to the other parts of the contemporary world.

YASEMİN DOĞANER
27 MAYIS İHTİLALİ VE KURUCU MECLİS
KONULU YÜKSEK LİSANS TEZİ  ÖZETİ

 Türkiye’de çok partili hayata geçildikten sonraki ilk iktidar partisi olan Demokrat Parti’nin yönetimi, 27 Mayıs 1960’ta yapılan ihtilal ile sona ermiştir. Ordu’nun bu hareketiyle, çok partili demokrasi bir süre için kesintiye uğramıştır.
 Kurucu Meclis, ordunun yönetime el koyduktan sonra oluşturduğu Millî Birlik Komitesi hükümetinin direktifiyle kurulmuştur.  Türkiye’nin bütün illerinin, meslek dallarının ve belli bir güçteki partilerinin temsilcilerinin bulunduğu meclis, cumhuriyet tarihinde bu nitelikteki ilk meclistir. Temsilcilerden ve on sekiz MBK üyesinden oluşan Kurucu Meclis, 1961 bütçesini, 1961 Anayasasını ve Seçim Kanununu hazırlamıştır. İhtilalden yedi ay sonra, 4 Ocak 1961’de açılan meclis, dokuz ay görev yapmış, Türkiye’de ilk kez Anayasa’nın referandumla onaylanmasına da zemin hazırlamıştır. Temsilciler Meclisi üye seçimlerinde, kitlelerin eşit bir şekilde temsilinin sağlanabilmesi için titiz davranılmaya çalışılmış ancak, Temsilciler Meclisinde DP Kurucu Meclis’in yaptığı 1961 Anayasası, DP dönemi uygulamalarına tepki olarak gelişmiş ve daha önceki anayasalardan farklı olarak “hukuk d6evleti, sosyal adalet gibi kavramlar anayasaya girmiştir. Bundan başka egemenlik anlayışında bir değişiklik olmuş ve parlamento, egemenliği kullanan tek güç olmaktan çıkarak, Anayyasa’da sözü edilen yetkili organlardan biri durumuna gelmiştir. 1961 Anayasası’nın getirdiği parlamenter sistemle, yasama organı iki meclisli bir parlemento olmuş, Türkiye Büyük Millet Meclisinden başka 150 üyeden oluşan Cumhuriyet senatosu kurulmuştur.
 Kurucu Meclis dönemi, ordunun Türkiye’de siyasi iktidara el koyduktan bir süre sonra MBK’nin insiyatifiyle oluşturulan ve tekrar çok partili demokratik sürece geçmek için hazırlıkların yapıldığı bir ara dönemdir. Bu ara dönem, DP’nin siyasi faaliyetlerine son vermekle birlikte, yeni siyasi partilerin oluşumunu ve tekrar çok partili siyasi hayata geçilmesini sağlamıştır.

SUMMARY

 The administration of the Democratic Party, which was the first powerful political party after the transformation to the Polymer System of parties, ended with the revolution which occured on 27th May, 1960. This democracy of the Polymer System stopped for a while with the action of the army.
 The Establishing Council was built with the order of the Comitte of National Union which was performed after the army had brougt about a revolution. The comitte, which was made up the representatives of the all cities, branches of occupations and the powerfur parties of Turkey, was the first comitte in the history of the Turkish Republic. The Establishing Council which was formed by the representatives and the 18 members of the Committe of National Union prepared the budget and Constitutional of 1961 and the Election Law. Seven months later after the revolution, the council, which was established on 4 th January, 1961, worked for nine months and prepared the background of Constitutional being accepted by the referandum. The Committte of the Representatives tried to be careful for represanting the societies equally in the elections of members, but the majority of the opposing party - CHP, which took a place in the period of Democratic Party in the Comitte of Representatives, could not be stopped. The Constitutional of 1961, made by Establishig Council, developed against the actions of the time of Democratic Party and the Constitutional included some concepts such as “the government of law or social justice” differing from the former constitutionals. Moreover, the concept of sovereignty changed an the parliament stopped being the only authority which had the sovereignty and became ona of the responsible organs mentioned in the Constitutional. With the Parliamentary System of the 1961 Constitutional, the legislative body turned to a parliament of two councils and besides from the Turkish Grand National Assembly, the Senate of Turkish Republic, which was made up 150 members, was established.
 The period of the Establishing Council was a period which was performed with the allowence of the Committe of National Union after the army brougt about a revolution and inwhich the preperations were made in order to transform to the Polymer System again. In this period, the actions of the Democratic Partyended, some new political parties were established and it was made possible to transform to the Polymer System again.

AYDIN TUĞ
KIBRIS SORUNUNDA 1994 SONRASI SİYASİ GELİŞMELER KONULU YÜKSEK LİSANS TEZİ ÖZETİ

 Coğrafi konumu nedeni ile Kıbrıs, tarih boyunca bölgede güç dengelerinin ve medeniyetlerin kültür ve ticaretin, çeşitli din ve dillerin etkisi altında kalmıştır. Böylece hem zaman zaman bölgedeki, çeşitli rekabetin, siyasi ve askeri üstünlük mücadelesinin yer aldığı bir alan, hem de üç kıtanın medeniyetlerinin kesiştiği bir kavşak noktası olarak Asya, Mısır ve Anadolu uygarlıklarının buluşup kaynaştığı bir ada olmuştur.
 Kıbrıs, ayrıca Türkiye’nin güvenliği ve savunması açısından da hayati bir konuma sahiptir. Coğrafi ve stratejik yeri itibariyle, Dünya ve Orta Doğu Ticaret yollarının olduğu kadar Orta Doğu Petrol belgelerinin ikmal yollarını da kontrol edecek bir öneme sahiptir.
 Kıbrıs jeo stratejik ve jeo politik önemini, Büyük Atatürk de Antalya’dan yapılan bir askeri tatbikatta, kurmay subaylara açıkça ifade etmiştir.
 Türkiye açısından önemi tartışılmaz olan bu ada son 40 yıldır dış politika gündemimizin en önemli sorunu olarak güncelliğini devam ettirmiştir.
 Yapılan bu çalışma ile Kıbrıs sorununda, 1974 yılından bu yana siyasi gelişmeler makro bir perspektif içinde, kronolojik bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Giriş bölümü ile başlayan kısımda sorunun nereden kaynaklandığı izaha çalışılmıştır. ayrıca; bu sorunu belirleyen iç ve dış koşullar nelerdir? İçeride ve dışarıda bu çatışmayı ideoloji haline getiren unsurlar neler olmuştur? Bu çatışma işbirliği haline dönüşebilir mi? Dönüşebilirse nasıl dönüşebilir? Bölgesel koşullar ne ölçüde bu değişime yardımcı olabilir? Hangi aşamalardan geçilmiştir? Şimdi bu sorun hangi safhadadır? Geçen yıllarda ne gibi gelişmeler olmuştur?
 Üç bölümden oluşan bu çalışmada ülkelerin izledikleri politikalara ve görüşlere de yer verilmiştir. Bunlara ilaveten, alternatifli çözüm şekilleri ile yeni gelişmeler ışığında yeni çözüm önerilerine temas edilmiştir.
 Her bölümde kendi yorumumuz da belirtilmiştir. Sonuç bölümünde ise bu konu ile ilgilenen kişilerin düşünceleri ve tamamen kişisel görüşlerime yer verilmiştir.

SUMMARY

 In the course of histor, Cyprus, because of her geographical position has ben under the influnce of regional balances of power and civilizations, culture and trade, and various, religions and languages.
 Thus, at times it has ben the area for variars competition and political and military dominance disputes; and at other times, being at the cross-roads of intersection of civilizations of thre continents, it has ben in İsland on which civilizations of Asia, Egypt and Anatolia met and unite.
 In addition, Cyprus, also posseses a vital position from Turkeys secuarity and defence point of view. Due to its geographical and strategic location, it is endowed with importance for being able to control the worlds trade routes with the middle east, as well as a supply routes of middle east and regions.
 Atatürk has also clearly expressed the geostrategic and geo-political importance of Cyprus to staff officers during a military maneuvre in Antalya.
 This ısland which its importance for Turkey ned not to be discussed, has continued to maintain its actuality as the most important problem in our foreing policy agenda for the last 40 years.
 With the condut of this study, the political developments in the Cyprus problem since 1974 has ben evaluated chronlogicaly within a macro perspactive.
 Under true part beginning with the introduction section, it has ben attempted to explain the source of the problem, in addition the following issus have ben explained: What are the internal and external conditions determing this problem?; What have ben the inside and outside factors, that caused this confict to become an ideology?
 May this confict turn into a cooperation? If so, how may it be realized? To what extent regional conditions may assist this transformation? Which stages we have gone through? What stage are we now? Have passed years, worked for or against us?
 Within this, study consisting of IV parts, policies and views of countries have also ben brouht forward. In addition to these, discussions are presented on the forms of alternative solutions, and in light of recent developments, on new solution proposals.
 Our comments are also presented under each part.
 As for the conclusion part, comments, of individuals who are connected with this topic and my exclusive personal views have ben brought about.

ESEN ÜNALAN
KARA KUVVETLERİ HAVACILIĞININ KURULUŞ DÖNEMİ KONULU YÜKSEK LİSANS TEZİ ÖZETİ

 Türk Havacılık Tarihi içinde Kara Kuvvetleri Havacılığının yerini ve önemini ortaya koyan bu araştırma, 1909-1913 yılları arasını kapsayarak aynı konuda yapılacak olan diğer çalışmalara temel teşkil edecek niteliktedir. araştırma, Kara Kuvvetleri Havacılığının kuruluş dönemi içinde karşılaştığı teknolojik, askeri, mali ve idari güçlükleri ve yetersizlikleri belirterek, henüz kuruluş aşamasında iken I. ve I. Balkan Harbi gibi iki büyük sınav veren Türk Askeri Havacılığının geçirdiği evreleri oytaya koymaktır. Bu çalışmada, incelenen konunun sağlam bir temel üzerine oturması için özellikle Genelkurmay Harp Tarihi Arşivi’ndeki belgeler esas alınmıştır. arşiv belgelerinin yetersiz kaldığı durumlarda, şimdiye kadar üzerinde yeterli incelemenin yapılmadığı Kara Kuvvetleri Havacılığının kuruluş dönemiyle ilgili olarak ortaya çıkan boşluklar, Türk Havacılık Tarihi hakkındaki, diğer yazılı eserler olan kitapve dergilere başvurularak kapatılmaya çalışılmıştır. Bu araştırmaya Osmanlı Devleti’nde yapılan ilk balon ve tayyare uçuşları hakkında bilgi verilerek başlanmış. Yüzbaşı Fesa ve Teğmen Kenan Efendiler’in Avrupa’ya uçuş eğitimine gönderilmeleriyle devam edilmiş, Trablusgarp Harbi ile I. ve I. Balkan Harbi’ndeki havacılık olaylarının anlatımıyla geliştirilen araştırma, I.Dünya Harbi öncesine kadar getirilen Kara Kuvvetleri Havacılığının son durumu ile sona erdirilmiştir.

SUMMARY

 This research which is introducing the importance and place of Army Aviation in Turkish Aviation History has the quality to lead other studies to be conducted at the same field by including 1909-1913 years. By pointing technological, military, fiscal and administrative difficulties and insufficiencies that Army Aviation has faced in its establishment period, the research brings out the evolutions of Turkish Military Aviation who has taken two great examinations such as Balkan War I and I while it was still in its establishment phase. In this study, documents form General Staff Archive of War History has ben considered especially in order to put the study which has ben conducted a remarkable investigation until today, were tried to compensate by scaning other written documents as books and magazines, concerning with the Turkish Aviation History. It has ben commenced to this study by giving information about the first balloon and aeroplane flights carried out in Ottoman State, continued by sending Capt. Fesa Efendi and Lt. Kenan Efendi to Europe for flight training. Research, enhancing with aviation events in Trablusgarb War, Balkan War I and I, ended up with final position of Army Aviation carried until just before World War I.

H.MURAT ARABACI
MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE HALİDE EDİB ADIVAR KONULU YÜKSEK LİSANS TEZİ ÖZETİ

 Osmanlı Devleti, özellikle 18. ve 19. yy.larda bir takım iç ve dış faktörlerin etkisiyle önemli bir gerileme dönemine girmiş ve toprak kaybetmeye başlamıştır. Uzun süren siyasi, sosyal, ekonomik buhran sonunda devleti bir dünya harbine kadar sürüklemiş ve harbin neticesinde, devletin filen sonunu hazırlayan bir mütareke imzalanmasına kadar gidilmiştir.
 Mondros Mütarekesi’nin imzalanması ve uygulanmaya başlaması ile birlikte, Osmanlı Devleti’nin bir paylaşılma tehlikesi ile karşı karşıya kalması ve zaten varolan sıkıntılarının had safhaya ulaşması Aydınlar arasında çözüm arayışlarının artmasına sebep olmuştur. işte bu dönemde yazdıkları, düşündükleri ve yaptıklarıyla dikkatimizi çeken bir aydın da Halide Edib Adıvar’dır.
 Halide Edib Adıvar, 1882 yılında İstanbul’da doğmuştur. O günün şartlarında oldukça iyi bir eğitim gören Halide Edib , Amerikan Kız Koleji’nin mezun ettiği ilk Türk öğrencidir. Bunun yanısarı Rıza Tevfik, Salih Zeki gibi devrin ünlü isimlerinden özel dersler almıştır. İşte bu eğitimin sonucunda Adıvar, henüz 15 yaşına gelmeden yazı hayatına atılmış, bir yandan gazetelerde yazarken, bir yandan da İngilizceden çeşitli klasik eserleri Türkçeye çevirmeye başlamıştır.
 1910-1912 yıllarında Türk Ocağı ile temasta olan Halide Edib, Ziya Gökalp, Yusuf Akçura gibi kimselerle Ocak’ta çeşitli faaliyetlere katılmaktadır. Türk Ocağı’nın ilk kuruluş yılları olan bu yıllarda Halide Edib Hanım oldukça aktif roller üstlenmiştir.
 Bir süre eğitimcilik yapan Halide Edib, Cemal Paşa’nın davetiyle Suriye’ye gitmiş bir süre orada çalışmıştır. Suriye’de Araplara Türkiye’yi sevdirmek ve savaştan dolayı yetim kalan çocuklarla meşgul olmak için çeşitli okullar açan Halide Edib, döndükten sonra tekrar öğretmenlik yapar.
 Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra, devletin içine düştüğü durumdan kurtuluş için çare arayan aydınlar arasında ön saflarda gördüğümüz Halide Edib Hanım, bu yıllarda Amerikan Mandası taraftarıdır. Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durumdan tek başına kurtulmasının imkansız olduğunu, bu sebeple ancak Amerika gibi büyük ve sömürgeci olmayan bir devletin mandası ile kurtuluşun mümkün olacağı iddiasındadır.
 Bu maksatla 1918 yılı sonlarında Wilson Prensipleri Cemiyeti adıyla bir dernek kuran Halide Edib, bir yandan gazeteci, idareci, aydınlar gibi entellektüel zümreyi bu konuda ikna etmeye çalışırken, bir yandan da Amerika Birleşik Devleti yetkilileriyle bu konuları görüşmektedir.
 Bu derneğin kapanmasından sonra, Halide Edib’i, İzmir’in işgalini protesto etmek için tertiplenen tel’in mitinglerinde görmekteyiz. Türk Ocağının daveti ile bu mitinglere katılan Halide Edib, buradaki konuşmalarıyla (mitinglerin ateşli hatibi) olarak anılacak ve her zaman bu mitinglerle birlikte onun adı da geçecektir.
 M.Kemal Paşa’nın Anadolu’ya geçmesinden sonra, fikir alışverişi yapmak için mektuplaştığı aydınlar arasında Halide Edib de bulunmaktadır. Halide Edib, M.Kemal’in bu mektubuna verdiği cevapta, memleketin kurtuluşu için mutlaka Amerikan Mandası altına girilmesi gerektiğini belirterek, bunun nasıl olacağını da ayrıntılı olarak ifade etmiştir. Ayrıca Sivas Kongresi’nde manda yanlısı bir karar çıkartabilmek için büyük gayret sarfetmiş fakat başarılı olamamıştır.
 İstanbul’un işgalinden sonra Ankara’ya, M.Kemal Paşa’nın yanına geçen Adıvar bundan sonra oldukça hareketli günler yaşamıştır. Bu dönemde karargahta çeşitli görevlerde bulunan Adıvar, Millî Mücâdele döneminde Atatürk’ün çevresinde İngilizce okuyup yazabilen yegane kişidir.
 Bir süre sonra kendi isteği ile orduya asker olarak katılan Halide Edib, burada “onbaşı” rütbesi ile cephe karargahında çalışmaya başlar. Bu yıllarda aynı zamanda cephe gerisindeki yerleşim yerlerini de görevli olarak dolaşan Halide Edib, buralarda ve cephede gördüklerinden yararlanarak Millî Mücâdelenin en güzel romanlarından olarak kabul edilen eserlerini vermiştir.
 Zaferden sonra İstanbul’a dönen Halide Edib, çeşitli gazete ve dergilerde yazı hayatına devam eder. Bu yıllarda eşi Dr.Adnan Bey’le beraber, başta M.Kemal Paşa olmak üzere devrin idarecileri ile anlaşmazlığa düşer. 1924 yılında da kocası ile birlikte yurtdışına çıkar. Onbeş yıla yakın bir süreyi yurtdışında geçiren Halide Edib Hanım, İngiltere ve Paris’te ikamet eder. ayrıca bu süre zarfında iki defa Amerika ve bir defa da Hindistan’a gider.
 Amerika’ya, düzenlenen bir toplantıya başkan ve konuşmacı olarak katılan Adıvar burada özellikle yeni Türkiye hakkında Amerikalılara bilgiler verir. Halide Edib’in bu konuşmaları Amerika’da büyük ilgi toplamıştır.
 Hindistan’da düzenlenen çeşitli etkinliklere katılmak için giden Halide EdibHanım, burada yaklaşık iki ay kalır ve çok sayıda konuşma yapar.
 Mustafa Kemal Paşa’nın ölümünden sonra 1939’da yurda dönen Adıvar, İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Profesör olarak çalışmaya başlar. 1950 yılında İzmir Milletvekili olarak meclise giren Halide Edib, buradaki ortama uyum sağlayamadığından bir daha aday olamaz.
&