AKADEMİK ÇALIŞMALAR
Tez Özetleri
ALİ ATA YİĞİT
ATATÜRK DÖNEMİ EĞİTİM VE KÜLTÜR
POLİTİKASI 1923-1938 KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ
Atatürk dönemi eğitim ve kültür
politikasının esaslarını, gaye ve hedeflerini tespit etmek, gerçekleştirilen
inkılap hareketlerini ve buna bağlı olarak yürütülen uygulamaları incelemek
,gelişmeleri sonuçları itibariyle değerlendirmek, nihayet yeni Türkiye'nin
dayandırıldığı kültürel zemini ve buna paralel olarak kurulan eğitim yapısını
ortaya koymak, böylece her yönüyle büyük bir değişimin yaşandığı Atatürk
dönemini, " eğitim ve kültür" açısından aydınlatmak, bu araştırmanın amacını
teşkil eder. Varlığını fasılasız altı yüz yıldan fazla sürdüren ve üç kıta
üzerinde muazzam bir coğrafyaya hükmeden Osmanlı İmparatorluğu, Birinci
Dünya Savaşı sonunda imzalamak zorunda kaldığı Mondros Mütarekesi ile,
fiilen ömrünü tamamlamış oluyordu. Türkiye Cumhuriyeti, bu muhteşem imparatorluğun
Türk nüfusuyla meskun bakiye toprakları üzerinde, İstiklal Savaşı verilerek
kuruldu. Bu yeni Türk devleti, Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde yürütülen
Milli Mücadelenin ruhuna uygun tarzda, "millet" esasına dayalı "milli devlet"
olarak teşekkül etti. Böylece "milliyetçilik" Türkiye Cumhuriyeti'nin temel
esaslarından biri oldu. Diğer taraftan, çağımızın bilgi ve teknolojik birikiminin
en son batıda vücut bulması ve batı medeniyetinin hakim medeniyet haline
gelmiş olması dolayısıyla, "batılılaşmak" yeni Türkiye'nin ikinci temel
esası olarak benimsendi.Bunun için Cumhuriyetin ilanını müteakip ilk beş
yıl içinde gerçekleştirilen radikal inkılaplarla, kültürel yapı yeni baştan
inşa edildi. Bu kısa sürede ülke, "modern Türkiye" ve " milli devlet" olarak
anılmaya başladı. Atatürk inkılaplarının birinci dönemi olarak adlandırabileceğimiz,
1923-1930 arası yıllarda gerçekleştirilen inkılaplar, bütünüyle radikal
özelliğe sahiptir. Bu dönemde, rejim asli hüviyetini tespit ve tayin etmiştir.
İnkılapların ikinci dönemi olan 1930-1938 arası yıllarda ise, birinci dönemin
tamamlanmasına ve olgunlaştırılmasına çalışılmıştır.
SUMMARY
The aim of this thesis is to study
the principles and goals of the educational and cultural politics of the
Atatürk era; the revolution movements and the related applications of his
period and their consequences; and finally the cultural background upon
which the modern Turkey was based and the educational system developed
to support it, thus sheding light on the Atatürk period during which great
changes had taken place in almost every aspect of life. The Ottoman Empire,
which had ruled over large geographical areas over more than six hundred
years, ceased to exist ofter the Mondros. ( 30 October 1918 ) . The Turkish
republic fas founded following an independence war on the remaining territorios
of the Empire populated largely by ethnic Turks. This was a national state
based on "nation" in accord with the sprit of the national struggle led
by Kemal Atatürk. Nationalism therefore, become one of the basic principles
of the Turkish Republic. "Westernisation" was adopted as a second principle
due to the foct that wester civilisation was dominant in the world because
of its superiority in terms of science and technology. The cultural structure,
thefore, was reformed radically during the first five years following the
proclamation of the republic. The reforms carried out during the period
1923-1930, which may be called the first period of the Atatürk's reforms
had a radical character. It was this period during which the political
system had acquired its main features. During the second period, 1930-1938,
the reforms of the first period were completed and perfected.
NECDET EKİNCİ
İKİNCİ DÜNYA SAVAŞINDAN SONRA
TÜRKİYE'DE ÇOK PARTİLİ DÜZENE GEÇİŞTE DIŞ ETKENLER
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ
Bu tezin amacı, İkinci Dünya Savaşı'ndan
sonra, Türkiye'de çok partili düzene niçin geçildiğini, dış etkenler açısından
incelemektir. Bu geçişte İkinci Dünya Savaşı'nın etkisi nedir? Bir etki
sözkonusuysa, nereden kaynaklanmaktadır? Türkiye'yi bu yola iten dış baskılar
var mıdır? Bunları dış baskı olarak nitelendirmesek de, uluslararası ilişkilerin
aldığı yeni nitelik mi bu sonucu doğurmuştur? Savaş'ın sona ermesiyle,
kısıtlayıcı önlemlere gerek kalmadığı için mi "Milli Şef" demokrasiye yönelmiştir?
Bunların yanında, Türk toplumunun içinde bulunduğu koşullar bu geçişte
ayrı bir etken olarak rol oynamış mıdır? Tezimizin konusu bu sorulara verilecek
yanıtlardan oluşmaktadır. "Üç Büyükler" (ABD, İngiltere, SSCB)'in savaş
boyunca geliştirdikleri ortak siyasa bu savaşın totaliter-diktatörlüklerin
saldırgan siyasaları sonucunda çıkmış olması, Almanya'nın dünyanın statu-quo'sunu
alt-üst eden tutumuyla daha da belirginleşmiştir. Faşizm ve Nasyonal Sosyalizme
karşı beliren tepkiler Roosevelt üzerinde büyük bir duyarlılık oluşturmuştur.
Savaşın hemen ardından, başta ABD ve İngiltere olmak üzere tüm batı kamuoyunda
anti-demokratik yapıdaki devletlere karşı köklü bir davranış içine girmişlerdir.
Bu dönemde Türkiye'de "Tek Parti Yönetimi" vardır. Özgürlükler savaşın
etkisiyle oldukça kısıtlanmıştır. Türkiye'de anti-demokratik bir rejim
yürürlüktedir. Üstelik Türkiye'nin savaş boyunca izlediği Almanya'ya dönük
siyasa tepkilere neden olmuştur. "Rus Tehdidi" ile birleşen bu etkenler
iç ögeleri hareketlendirmiş, Türkiye de rejim değişikliğine yönelmek zorunda
kalmıştır.
SUMMARY
The aim of this thesis is to examine
why Turkey adapted Multi Party System from the foreign effects point of
view. What was the role of World War II in this transition? If there was
an influence, where did it originate? Were there any foreign pressures
on Turkey to be in this process? Or, is this the result of new past-war
characteristics of international relations? The restrictive measures weren't
needed any more with the end of war. Could it be the reason for the "National
Leader" to turn to the Democratic System? Besides all above, did the conditions
of Turkish society, as detached factors, play important role during this
transition. The topic of the thesis covers the responses of all those questions
mentioned above. The collective policy of "The Alliance Power" (USA, England,
USSR) along with the war became clearer with the attitudes of Germany which
changed status-quo and resulted in break-out of war because of her totalitarian
dictatorship. Reactions against Fascism and National Socialism made Roosevelt
more sensitive. Soon after the war, USA, England and whole European Public
opinion began to show deep reaction against anti-democratic states. In
this qeriod, there was a Mono-Party System in Turkey liberties were highly
restricted and regime was anti-democratic. Moreover, the foreign policy
of Turkey to Germany attracted many reactions. All those factors, together
with "Russian Threat", drove internal elements into the motion. As a result
of this, Turkey was obliged to make changes as far as the regime is concerned.
ATİLLA KOLLU
TÜRKİYE BALKAN İLİŞKİLERİ (1919-1939)
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ
Anadolu'nun coğrafi yapısı, Türkiye'nin
uygulamak zorunda olduğu dış politikanın ana hatlarını belirler. Kuzey-Güney
istikametinde yapılacak bir askeri harekata karşı, kuzeyde Karadeniz Dağları,
Güneyde Toros Dağları ile koruma sağlanır. 1919-1939 döneminde Doğu'da
Rusya ve İran'dan, Güney'de Irak ile Suriye'den Türkiye'ye karşı yönetebilecek
bir askeri harekatı destekleyebilecek karayolu ve demiryolu yoktur. Arazi
ve Hava Şartları doğuda hızla ilerlemeyi engeller, ama Batı da durum böyle
değildir. Dağların denize dik olarak uzanması ve demiryolu bulunması bölgede
Yunanistan'ın askeri harekata girişmesine olanak vermiştir. Balkanlar Türkiye'nin
Avrupa'ya açılan kapısıdır. balkanları bir duvar gibi kullanarak onu Avrupa'dan
soyutlamak isteyen güçlere karşı Türkiye 1919-1939 yılları arasında aktif
bir politika izlemiştir. Balkan yarımadası, güneydoğu Avrupa'da büyük güçlerin
sıcak denizlere inmelerini, siyasi ve ekonomik güç oluşturmalarını sağlayabilecek
bir coğrafi yapıya sahiptir. Avusturya, Macaristan İmparatorluğu, İtalya
ve Rusya'nın Balkanlardaki faaliyetlerini, İngiltere ve Fransa siyasi ve
ekonomik önlemler alarak engellemeye çalışmışlardır. Yaklaşık 800.000 km2
lik bir alanda çeşitli din, dil ve ırk farklılıklarına sahip toplumların
oluşturduğu, adeta etnik bir mozaikler demetinde çeşitli nedenlerle sonu
gelmeyen hem kendi aralarında hem de diğer ülkelerle kavgalar meydana gelmiş
ve bunlardan birisi 1.Dünya Savaşına neden olmuştur. Jeopolitiğin ortaya
koyduğu gerçek, Kafkaslarda, Ortadoğu'da ve balkanlar'da kilit ülkenin
Türkiye olduğudur. Bu gerçeğin ışığı altında, Balkanlar'daki tarihi gelişmeleri
çok iyi incelemek zorunluluğu nedeniyle, türkiye-Balkan İlişkileri (1919-1939)'ni
konu olarak seçtik. Etüd edilen bu yirmi sene, bazı özellikler taşımaktadır.
Bunların en önemlisi, anılan süre içerisinde Türkiye'nin Balkan Politikasını
Mustafa Kemal Atatürk'ün yönlendirmesidir. Büyük Önderin uyguladığı balkan
Dış Politikası, bugüne ışık tutabilecek niteliklere sahiptir.
SUMMARY
Geographical structure of Turkey
determines main lines of foreign politics that Turkey should carry out.
Opposing a military operation a natural protection provide by Karadeniz
mountains in north and Toros mountains in south. There were not sufficient
road and railway to support any military operation against Turkey which
would be occured by Iraq and Syria in south. Land and weather provisions
obstacled rapid movement in east. But same conditions were different in
west. Railway and mountains that stretched out upright through the sea,
gave possibility to Greece perform a military operation. Balkans is the
door for Turkey which opens to Europe. Turkey had followed an active politcs
in 1919-1939 against the powers who wanted to abstract Turkey from Europe
by using Balkans such as a wall. In the area approximately 800.000 km2,
many endless quarrels had become a reality between themselves and others
by many various reasons in an ethnic mozaic bunch which constituted by
communities that had different religion, language and race and ona of them
had caused the world war! Jeopolitical reality explains that Turkey is
thekey country in Caucasia, Middle East and Balkans. In the light of this
truth and absolute necessity to well examine historical development in
Balkans we chose this topic. This twenty years which was studied had some
peculiarity. Most important of them is, her Balkans politics had leaded
by Mustafa Kemal Atatürk and this politics has some quality to show the
best way in foreign politics today.
CEMALETTİN TAŞKIRAN
TARİHİ AKIŞ İÇİNDE KARABAĞ
MESELESİ VE TÜRKİYE'NİN KARABAĞ POLİTİKASI
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ
Bu günkü Dağlık Karabağ'ın bulunduğu
bölge çok eski zamanlardan beri bir Türk yurdudur. Urartuların hâkimiyetindeyken
Batı'ya doğru akın eden Türk boyları bölgeye gelmeye başlamışlardır. MÖ
8 nci yüz yılda tarih sahnesine çıkan Saka (=İskit) Türkleri Kafkaslara
gelmişler ve bu bölgenin sakinleri olmuşlardır. Sakaların bir kolu olan
Partlardan sonra bölgede Albanları görüyoruz. Albanlar da Türk menşelidir
ve Sakaların bir kolundan gelen Arşak sülâlesi tarafından kurularak Karabağ'ın
bulunduğu bölgeye hükmetmişlerdir. VIII.yüzyılda Arapların bölgeyi işgal
etmeleri sonucu Alban Çarlığı'nın da varlığı sona erer. Albanların bölgede
yaşayanlarından bir kısmı "Grigoryanlaşarak" Ermeni kimliğini benimsemiştir.
Böylece de Karabağ Ermenileri denilen topluluk ortaya çıkmıştır. Albanların
bölgede yaşayanlarının büyük çoğunluğu İslâmlaşarak bu günkü Azeri Türklerini
oluşturmuşlardır. Daha sonra bölgeye Selçuklu Türklerinin geldiğini görüyoruz.
Moğolların hakimiyetinde kalan Karabağ daha sonra "İlhanlılar"ın yönetimine
girmiştir. XIV. Yüzyıl sonlarında ise Karabağ'da Timur hükümranlığı başlamıştır.
Onu Karakoyunlular ve Akkoyunluların yönetimi izlemiştir. Zaman zaman,
İran'da hüküm süren Türk Safevilerin hâkimiyetine girmiştir. XVIII. Yüzyıla
kadar Safevilerle Osmanlılar arasında sıkça el değiştiren Karabağ daha
sonra tekrar İran'a terk edilmiştir. XVIII. Yüzyılda bölgede Karabağ Hanlığı
kurulmuştur. XIX. Yüzyılın başlarından itibaren ise bölgeye Ruslar hâkim
olmaya başlamışlardır. Karabağ'da ilk Türk-Ermeni çatışması ciddi olarak
Rusya'daki 1905 ihtilalinden sonra meydana gelmiştir. 1905 yılında Karabağ'da
Ermenilerin saldırılarıyla başlayan olaylar Gence ve Tiflis'e de sıçramış,
Ermeniler Karabağ ve Tiflis'teki Rus askeri garnizonları tarafından da
destek görmüştür. 1918 yılında bölgedeki istikrarsızlıktan yararlanan Karabağ
Ermenileri Karabağ'da daha büyük çapta bir isyan çıkarmışlar ve Türklerin
evlerine, iş yerlerine saldırmışlardır. Ancak Türk ordusunun Baku'yü alması
ve Karabağ harekatına girişmesi sonucu katliam durdurulabilmiştir. Mondros
Mütarekesi sonrasında Türk Ordusu bölgeyi terk ederken, İngilizler bölgeye
girmişlerdir. Önceleri bölgede Ermeni ve Gürcülere dayalı bir politika
izleyen İngilizler 1920 yılında Karabağ'ın Azerbaycan'a bağlı olmasını
kabul ve ilan etmişlerdir. 1920 yılında Karabağ Ermenileri tekrar büyük
katliamlara girişmişler ve Karabağ'ı Ermenistan'a bağlamak istemişlerdir.
Daha sonra Sovyet Kızıl Ordusu Bakü'ye girmiş ve Azerbaycan Cumhuriyeti'ni
ortadan kaldırmıştır. Karabağ'ı da Sovyetleştiren Ruslar 1923 yılında Karabağ'ın
Azerbaycan'a ait olduğunu kabul ve ilan etmişlerdir. Sovyetler Birliği'nin
parçalanması ile Ermeniler önce Karabağ'daki Türk yerleşim yerlerine saldırmış,
kanlı katliamlar gerçekleştirmek suretiyle Karabağ'ın tamamını işgal etmiş;
Karabağ'ın Ermenistan'la kara yolu irtibatını sağlayacak bölgelere saldırarak
Karabağ dışındaki Azerbaycan topraklarının da önemli bir bölümünü (1/15)
işgal etmişlerdir. Türkiye ekonomik yetersizlikleri, bir türlü çözemediği
güneydoğu problemi ve dış politikada gerçekçi ve istikrarlı bir politika
izleyememiş olması nedeniyle "Karabağ meselesi"nin çözümüne büyük bir katkıda
bulunamamıştır.
ŞERAFETTİN ZEYREK
TEK PARTI DÖNEMİ TÜRKİYE'DE
KÖY, KÖYLÜ VE KÖYCÜLÜK POLİTİKASI
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ
Adından da anlaşılacağı gibi,
araştırmamız 1923-1945 yılları arasını içermektedir. Amaç; Cumhuriyet öncesi
köylünün durumunu ortaya koyduktan sonra, Cumhuriyet Dönemi'nde köylü için
nelerin yapılıp-yapılamadığını ve geçmişle yeni dönem arasındaaki farklı
ortaya koymaktır. Tez 680 sayfa olup, istatistik ve resimlerle de donatılmıştır.
Tezin bölüm başlıkları özetle şöyledir: 1. Cumhuriyetten Önce Köy ve Köylü
2. Savaş İçinde Köy ve Köylü 3. 1923-1929 Yılları Arasında Köy ve Köylü
4. Tek parti öne gelenlerinin Köy ve Köylü ile ilgili düşünce ve anıları
5. 1930-1938 yılları arasında Köy ve Köylü 6. 1938-1945 yılları arasında
Köy ve Köylü 7. Özelliği olan Köy ve Köylüler 8. Köylüyü Yerleştirme Politikası
9. Köylünün Sermayesi, Gelir-Gideri, Geçimi ve Yaşam Pahalılığı 10. Köylüye
Kredi veren Kuruluşlar ve Krediler 11. Tarım ve Hayvancılık alanında yapılan
Islah Çalışmaları 12. Köylünün Sağlık Durumu ve Sağlık alanında Yapılan
Çalışmalar 13. Köylüyü ilgilendiren Tekniğin Köylere Girişi 14. Köylü için
Toprak ve Orman Davası 15. Köylünün Önemli Sosyal Sorunları ve Bunlara
Karşı Devletin İzlediği Politika 16. İç Ayaklanmalarda Köylü 17. Doğal
Afetler Karşısında Köylü ve Devlet 18. Yayınlardaa Köy ve Köylü 19. Köylüye
Bazı Sosyal ve Siyasal Hakların Verilmesi 20. Tek Parti Döneminde Köy ve
Köylüde Ortaya Çıkan değişimler Sonuç olarak, bu politikada bazı eksiklikler
olmasına karşın, Tek Parti Yönetimi'nin köylü için çok şeyler yaptığı ve
bu politikada başarılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
AHMET YEŞİL
TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NDE İLK
TEŞKİLATLI MUHALEFET HAREKETİ: TERAKKİPERVER CUMHURİYET FIRKASI
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ
Milli Mücadele ve Müdafaa-i Hukuk
Hareketi, asıl olarak bağımsız bir Türk Devleti'nin son kez tarih sahnesine
çıktığı devredir. Devletin kurucularının karşılaştıkları en önemli mesele
silahlı olarak "düşman"a karşı verilen mücadele yanında siyasi olarak geçici
kaydıyla açılan B.M.M. ve onun Hükümeti'nin kalıcı olması konusudur. Bu
iise T.B.M.M.'nin ilk devresinde olabildiğince geniş ölçülerde bir rejim
tartışması, bir demokratik ortam yaratmıştır. Müdafaa-i Hukuk Hareketi'nin
başlangıçta amacı Kongrelerde deklere olunan, Meclislerde tasdiklenen amacı;
anayasal-meşruti-monarşi çizgisinde bir siyasal modeli vatanla birlikte
korumaktı. Bu amaç, Sevr'le birlikte M.Kemal Paşa'nın belirlediği yeni
zemine; demokratik-lâik bir devlet oluşumuna yönelmesi meclis içerisinde
M.kemal Paşa'nın liderliğindeki yenilikçiler ile Osmanlı'dan devralınan
son siyasal modeli benimseyen gelenekçiler arasında bir mücadele ekseni
doğurdu. Bu oluşum, Lozan'da elde edilen bağımsız bir devlet olma hakkının
onaylandığı ikinci devre T.B.M.M.'nde de kendini kısa bir süre sonra buldu.
Bu kez birinci devredeki "asıl gaye"nin amansız savunucusu bir muhalefet
yerini, irade-i milliyye'yi vazgeçilmez dustur, demokratik hak ve talepleri
sınırsız ölçülere benimseyen daha çok da iktidardaki siyasi iradenin otoritesini
sınırlamayı amaçlayan bir muhalefete bırakmıştır. Kişilerden fikirlere
kadar Cumhuriyet Taarihimizin ilk ciddi muhalefet hareketi ve onun iktidarla
mücadelesini konu alan çalışmamız ağırlıklı olarak T.B.M.M. İstiklal Mahkemeleri
dökümanlarına dayalı olarak hazırlanmış Türkiye'deki ilk çalışmadır. Beş
bölüm ve bir ek'den oluşan çalışmanın bölüm başlıkları şu şekildedir. I.Bölüm:
"Milli Mücadele'de Siyasi Rejim Meselesi". Bu bölümde Milli Mücadele'nin
başlangıcından Kongrelerde aranan siyasi yaklaşımlar, Milli egemenliğe
dayalı yeni model arayışları ve T.B.M.M. içinde ortaya çıkan gruplaşma
ve fıkralaşmaya yöneliş sergilenmiştir. 2.Bölüm: "Terrakkiperver Cumhuriyet
Fırkası"nın Kuruluşu". İkinci dönem T.B.M.M. ile başlayan bu bölüm, dönembaşı
cereyan eden siyasi olaylar ve Cumhuriyetin ilanı ile halolunan rejim meselesini
önce vermektedir. Bu bölümün sonu Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kuruluşu
öncesi siyasi ortamı detaylı olarak aktarmaktadır. 3.Bölüm: "Terakkiperver
Cumhuriyet Fırkası"nın Siyasi Hayata Girişi ve Yükselişi". Terakkiperver
Cumhuriyet Fırkası'nın siyasi kimliği, teşkilatlanışı ve iktidarla olan
ilişkileri bu bölümde bulunmaktadır. 4.Bölüm: "Terakkiperver Cumhuriyet
Fırkası'nın Kapatılışı". Kapatılma öncesi Ankara ve Şark İstiklal Mahkemelerinde
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'yla alakalı görülen davalar mahkeme zabıtları
ve belgelerine dayanılarak verilmektedir. Ayrıca bu bölümün sonunda Şeyh
Sait İsyanı ve bu isyanla Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın alakası
araştırılmaktadır. Sonuç bir bölüm olarak ele alınmış ve Terakkiperver
Cumhuriyet Fırkası'nın "Kapatılma Sebepleri ve Sonrası" bu bölümde mütelâ
edilmiştir.
YUSUF SARINAY
TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN TARİHİ
GELİŞİMİ VE TÜRK OCAKLARI (1912-1931)
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ
Tezde, Türk milliyetçiliğinin kaynakları,
doğuş ve gelişme safhaları anahatları ele alınarak konuya tarihi bir perspektif
kazandırıldıktan sonra; Türk toplumunun imparatorluktan milli devlete,
ümmet yapısından millet yapısına geçiş süreci ile Türkiye Cumhuriyeti'nin
1931 yılına kadar olan döneminde Türkçülük-Milliyetçilik düşüncesinin merkezi
durumunda olan Türk Ocakları'nın yeri ve fonksiyonu ortaya konulmuştur.
Bir diğer açıdan Türkiye Cumhuriyeti'nin ideolojik temelleri belli bir
açıdan aydınlatılmaya çalışılmıştır. Özellekle Türk Ocakları çevresindeki
aydınların II.Meşrutiyet dönemindeki millet, milliyetçilik, vatan, Turan,
iktisat, halkçılık ve çağdaşlaşma gibi fikirleri ile Türk Ocakları'nın
Cumhuriyet dönemindeki ideolojik açıdan geçirdiği değişiklikler, inkılaplara
bakış açısı, yürüttüğü sosyal ve kültürel faaliyetler ile kapatılmasının
sebepleri devrin şartları içerisinde tahlil edilerek değerlendirilmiştir.
ADİL DAĞISTAN
TÜRK-FRANSIZ İLİŞKİLERİ (1918-1939)
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ
1918-1939 dönemi; Türk-Fransız
ilişkilerinde, 400 yıllık köklü sorunlara çözüm aranması bakamından çok
çetin çatışmalara sahne olmuş olan bir dönemdir. Bunların en önemlilerini;
Kapitülasyonlar, Osmanlı Borçlarının Tasfiyesi, Fransız Okullarının Statüsü,
Osmanlı Bankası'nın geleceği ve nihayat 1936 yılında ortaya çıkan Hatay
sorunu gibi sorunları kapsamaktadır. Mustafa Kemal Paşa liderliğinde başlayan
milli mücadelenin temel hedefi, Misak-ı Milli sınırları içerisinde her
alanda taam bağımsız bir devlet kurmaktı. Bu hedefini gerçekleştirebilmesi
için askeri malzemelere ve ayrıca diplomatik desteğe ihtiyacı vardı. Bu
strateji ile yola çıkan Mustafa Kemal Paşa Moskova Hükümeti ile ilişkileri
geliştirirken, İtilaf Devletlerinin kendi aralarındaki çıkar çatışmalarından
da faydalanmıştır. Diğer taraftan Türk-Fransız entelektüel yakınlık ve
Fransa'nın Çukurova'da karşılaştığı şiddetli direnişler Türk-Fransız yakınlaşmasında
önemli rol oynamıştır. İşte bu şartlar sonucunda, Türkiye-Fransa arasında
imzalanan ankara İtilafnamesi (20 Ekim 1921) ile ihtiyaç duyulan askeri
yardım Fransızlar tarafından karşılanmış ve bu bölgede bulunan birlikler
Yunanlılar üzerine sevkedilmiştir. Ne var ki, bu iyi ilişkiler Lozan Konferansı'nda
bozulmuştur. Özellikle Kapitülasyonların Kaldırılması ve Osmanlı Borçlarının
ödenmesi konusunda her iki ülke ilişkileri tekrar gerginleşmiştir. Ankara
İtilafnamesinde alınan kararla bir ay sonra kurulacak bir komisyonla İskenderun-Suriye
sınırı belirlenmesi gerekirken, ancak 1925 yılında komisyon kurulabilmiştir.
Nihayet 18 Şubat 1926 tarihli Dostluk ve İyi Komşuluk Sözleşmesi ile sınır
tespit edilirken, yeni bir dostluk dönemi de başlamıştır. 1936 yılında
ortaya çıkan İskenderun Sancağı (Hatay) sorunu tekrar iki ülke ilişkilerini
çıkmaza sokmuşsa da, İkinci Dünya Savaşı'na doğru gidilmekte olan bu konjonktörden
yararlanmasını çok iyi bilen Atatürk, Hatay'ı bağımsızlığına kavuşturmuştur.
Sonuç olarak denilebilir ki, beşyüz yıllık Türk-Fransız ilişkileri her
iki ülkenin jeopolitik konumları, Avrupa'da güçler dengesini bozmak isteyen
devletlere karşı işbirliğini gerektirmiştir.
ŞEFİKA KURNAZ
II.MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE TÜRK
KADINI
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ
Türkiye'de kadın haklarıyla ilgili
gelişmelerin tarihi boyutunu anlatan araştırmalar yok denecek kadar azdır.
Bu ihtiyacı göz önüne alarak Cumhuriyet Öncesinde Türk Kadını (1839-1923)
konulu bir yüksek lisans tezi hazırlamıştım. Bu çalışmam sırasında, Osmanlıların
son yılları olan II.Meşrutiyet dönemi (1908-1918)'nin kadın hareketleri
açısından oldukça renkli ve canlı olduğunu gördüm. Bu dönemdeki kadın faaliyetlerinin
daha ayrıntılı olarak incelenmesi gereğine inandım. Gerçekten "Meşrutiyet",
Cumhuriyetin laboratuvarı mıydı? Cumhuuriyet, Meşrutiyet döneminden neleri
devr almıştır? Bunların tesbit edilmesi gerekiyordu. Böyle bir çalışmayı
gerçekleştirebilmek için o yıllarda çıkan kadın gazete ve dergileriyle,
çeşitli siyasi görüşlerin yayın organı niteliğindeki gazeteleri taradım.
Cumhuriyet ve Başbakanlık Arşivlerinden ve TBMM, Mikrofilm arşivinden yararlandım.
Konuuyla ilgili kaynakları inceledim. Tez, üç ana bölümden oluştu. Birinci
bölümde, devrin siyasi yapısı verilerek, Türkçü, İslamcı ve Batıcı aydınların
kadın meselesiyle ilgili görüşlri gözler önüne serildi. İkinci bölümde,
iktidar partilerinin kadınlarla ilgili uygulamaları incelendi. Bu bölüm
kendi içinde eğitim, hukuk ve çalışma hayatı olmak üzere üç ana başlık
altında ele alındı. Üçüncü bölümde, bu dönemde yayınlanan kadın gazete
ve dergileriyle kadın cemiyetleri değerlendirildi. Kadın dergilerinin büyük
çoğunluğunun Batıcılar ve Türkçüler tarafından çıkarıldığı, İslamcıların
ise böyle bir faaliyetlerinin olmadığı tesbit edildi. Kadın cemiyetlerinin
de daha çok yardım, kültür ve siyasal amaaçlı kuruluşlar olduğu görüldü.
Sonuçta, kadın faaliyetlerinin artışında en çok siyasal ortamın etkili
olduğu anlaşıldı. II.Abdülhamid'in sıkı rejiminden sonra gelen II.Meşrutiyet'in
nisbeten demokratik ortamı, bu canlılığın önemli faktörüdür. Bu yıllarda
ardarda gelen savaşlar da, kadıa duyulan ihtiyacı artırmıştır. Savaşın
getirdiği zaruretler, kadınların ekonomik hayata girişini kolaylaştırmıştır.
Genelde, öncelikle büyük şehirlerde görülen bu gelişmelerin taşraya yeterince
yansıdığı söylenemez. Ancak, bu dönemde elde edilen tecrübe ve birim, Cumhuriyet
dönemindeki uygulamalar için bir hazırlık niteliği taşımaktadır. Cumhuriyet
döneminde, o yıllarda tartışılan konular az çok boyut değiştirmekle birlikte,
güncelliğini sürdürmektedir.
ADNAN SOFUOĞLU
KUVAY-I MİLLİYE DÖNEMİNDE KUZEY-BATI
ANADOLU
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ
Bilindiği gibi Milli Mücadelenin
önemli bir kısmı gerek stratejik konumu gerekse sosyal yapısı itibarıyla
ilginç bir çatışma sahası durumunda bulunan Kuzeybatı Anadolu olarak tespit
ettiğimiz, günümüz vilayet teşkilatına göre Balıkesir-Bursa-Bilecik-Sakarya-Kocaeli
ile İstanbul'un Anadolu yakası ve Bolu'nun Düzce ilçesini kapsayan bölgede
cereyan etti. Nitekim bölge Milli Mücadele liderlerinin de belirttiği gibi
hem iç hem de dış cephe özelliği taşımıştır. Bu bakımdan bölge hem İstanbul
yönetimi, hem de itilaf Devletleri ve onların desteklediği Megali İdea
peşinde koşan Yunanlıların yoğun bir şekilde faaliyetlerine ve bunlara
karşı koymaya çalışan Milli kuvvetlerin mücadelesine sahne oldu. Bu çalışmada
Mondros Mütarekesinden sonra bölgedeki gelişmeler ve Kuvay-ı Milliye'nin
teşekkülünden düzenli orduya kadar geçen süre içinde bölgede gelişen olaylar,
Milli Mücadele hareketinin bütünü içinde değerlendirilerek ele alınmış
bu bağlamda konu beş ana bölümde incelenmiştir. Buna göre birinci bölümde
Milli Mücadele başlarında Kuzeybatı anadolu'nun genel durumu incelenmiştir.
İkinci bölümde Mütarekenin ilk dönemlerinde bölgedeki gelişmeler İzmir
işgali ve sonrası olaylar Yunan işgaline karşı oluuşturulan sivil direniş
yani Kuvay-ı Milliye ile bu gelişmelere karşı İstanbul Hükümetinin tavrı
incelenmiştir. Üçüncü bölümde de Heyet-i Temsiliye'nin teşkilatlanma döneminde
yani Erzurum ve Sivas Kongreleri döneminde bölgelerdeki gelişmeler ortaya
konmuştur. Dördüncü bölümde ise Meclis-i Meb'usan'ın faaliyeti sırasında
ve İstanbul işgali ile sonrası dönemde meydana gelen bölgedeki gelişmeler
incelenmiştir. Son bölüm olan beşinci bölümde de M.M.döneminde 23 Nisan
1920'den Kuvay-ı Milliye'nin düzenli orduya çevrilmesine kadarki geçen
dönemde bölgede gelişen iç ve dış (Yunan işgali) olaylar ele alınmıştır.
Bu çalışmada telif eserler ve konu ile ilgili makaleler, hatıratlar dönemin
genel ve bölgesel basının yanı sıra Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Genel Kurmay
ATASE arşivi, Türk Tarih Kurumu Arşivi; ile Ankara Üniversitesi Türk İnkılap
Tarihi Enstitüsü Arşivinden geniş ölçüde yararlanılmıştır.
MEHMET KAYIRAN
TÜRK TARIMINDA MODERNLEŞME
ÇABALARI (1923-1950)
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ
Araştırmanın amacı, "Tek Parti
Dönemi" olarak da adlandırılan 1923-1950 devresindeki tarımsal yapıyı tarihsel
bir bütünlük içerisinde ele alarak Türkiye'nin yakın dönemlerdeki iktisadi
tarihinin anlamlandırılabilmesine katkıda bulunmaktır. Türkiye'deki tarımsal
yapıyı açıklama ve anlama uğraşında belirleyici olanı olmayandan ayırma
çabası temel çalışma ilkemizi oluşturmuştur. Sayısal veriler ise çalışmamızın
temel dayanağını teşkil etmiş ve tahlillerde güvenilir sonuçlara ulaşmanın
ancak ölçülebilir bulguulardan yola çıkmakla mümkün olabileceğini göstermiştir.
Tez beş ana bölümden oluşmakla beraber birbirinden ayrılmaz bir bütündür.
Her bölümün ve ara bölümlerin başında amacımız, sonunda ise özet niteliğinde
birer değerlendirme yapılmıştır. Birinci Bölüm'de, Türkiye Cumhuriyeti'nin
devraldığı tarımsal yapı, Birinci Dünya Savaşı döneminde tarımın genel
görünümü, Milli Mücadele yıllarında Türk tarım sektörünün sorunları ve
yapılan çalışmalar ele alınmıştır. Ikinci Bölüm'de, Cumhuriyet'in ilk yıllarında
tarımsal gelişmeler (1923-1929), Üçüncü Bölümde, Büyük Buhran'ın Türk tarımı
üzerindeki etkileri, 1929 Buhranı ve ekonomik politika değişikliği incelenmiştir.
Dördüncü ve Beşinci Bölümlerde, 1930'lu ve 1940'lı yıllarda Türkiye'de
izlenen tarım politikaları, Türkiye'nin tarımsal yapısı, sorunları, çözüm
yolları, üretim düzeyi, tarımı teşvik tedbirleri ve alınan sonuçlar değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin devraldığı geri tarımsal yapıyı değiştirmek
için 1920'li, 1930'lu ve 1940'lı yıllarda hukuki, mali, teknik ve örgütsel
önlemler başlatılarak tarımda yapısal değişim gerçekleştirilmeye çalışılmış,
Cumhuriyet'in kuruluşuyla birlikte belirlenen "besin maddelerinde kendine
yeterlilik" hedefine Atatürk döneminde ulaşılmış, Türk tarımında modernleşme
çabaları, 1950'li yılların hızlı tarımsal hamlesine temel teşkil etmiştir.
Başta Atatürk olmak üzere Cumhuriyet hükümetleri köylüyü güçlendirmenin
devleti güçlendirmek anlamına geldiği kanısını benimseyip hareket etmişler
ve Türk tarımını modernleştirmek için çaba harcamışlardır.
MUSTAFA ALBAYRAK
TÜRK SİYASİ TARİHİNDE DEMOKRAT
PARTİ (1946-1960)
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ
Cumhuriyet yönetiminin ilk yirmiüç
yıllık döneminde iki defa çok partili demokrasiye geçiş denemesi yapılmış
ancak bunlar sürekli olamamıştır. Tek parti yönetiminin çoğulcu demokrasiye
karşıt olmayan tutumu, siyasal bir muhalefetin zaman zaman ortaya çıkmasında
etkili olmuştur. Atatürk Türkiyesi'nin en büyük amacı çağdaş ve demokratik
bir yönetimin kurulmasıydı. Türkiye İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Batılı
demokratik yönetimlerin yanında yer alarak bu amacını kanıtlamıştır. Türkiye'nin
çok partili sisteme geçmesinde, bu tercihinin yanı sıra, kendi toplumsal,
ekonomik ve siyasal nedenleri de etkili olmuştur. Dış nedenler arasında
ise, Sovyet tehdidinin rol oynadığı söylenebilir. Savaş sonuna doğru ortaya
çıkan ve Toprak Kanunu sırasında şekillenen mühalefet, "Dörtlü Takrir"
diye bilinen belge ile önemli bir adım atmıştır. Cumhurbaşkanı İnönü ve
CHP ileri gelenleri de bu muhalefeti adeta bir parti kurmaya mecbur bırakmışlardır.
Demokrat Parti 7 Ocak 1946'da; Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü
ve Refik Koraltan tarafından kurulmuştur. Parti programında liberal düşüncenin
derin izleri dikkati çeker. Partinin kısa sürede güçlenmesinde; Türkiye'de
daha çok özgürlük yanlısı olan aydınların, ticaret kesimi, toprak sahipleri,
eşraf, işçiler ve daha önceki otoriter yönetime tepki duyanların katkıları
fazladır. Parti 1946 seçimlerinde 64 milletvekilliği kazanabilmiştir. 1950
genel seçimlerine kadar başarılı bir muhalefet yapan ve iyi örgütlenen
Demokratlar, siyaseti çok geniş bir toplumsal tabana taşıyarak, büyük halk
kitlelerinin desteğini sağlamışlardır. Bu arada kendi iç sorunlrını da
en az kayıplarla çözmeyi başarmışlardır. Iktidarın kendilerine karşı gösterdiği
uzlaşmacı tutum da, partinin güçlenmesinde etkili olmuştur. Parti, Hürriyet
Misakı ve Milli Teminat Misakı gibi belgelerde öngördüğü hedeflere bu uzlaşma
ortamında varabilmiştir. 1950 yılında yapılan genel seçimlerde, çoğunluk
sisteminin de etkisiyle, DP. Büyük bir zafer kazanmış ve iktidarı ele geçirmiştir.
DP'nin 1950-1954 yılları arasında izlediği ekonomik, siyasi ve toplumsal
anlamdaki popülist politikalar, halkı memnun etmiştir. Bu dönemde özel
girişime önemli destekler verilmiş, tarım kesimi, küçük esnaf, işçiler
gibi toplumun büyük bölümünü oluşturan nüfusunun gelir düzeyi yükseltilmiştir.
Ayrıca bu dönemde yapılan bazı düzenlemelerle basın özgürlüğü gibi konularda
olumlu gelişmeler sağlanmıştır. Arapça ezan yasağının kaldırılması, okullara
zorunlu din derslerinin konulması gibi konularda da yapılan düzenlemeler,
daha önceki iktidara tepki duyan kesimleri mutlu etmiştir. Bu dönemde kalkınma
hızının % 13'leri bulması, DP'ye olan desteği arttırmıştır. 1954 seçimlerinde
bu gelişmelerin bir sonucu olarak Demokratlar 503 milletvekilli kazanmayı
başarmışlardır. Bu dönemden sonra ekonomik alanda başlayan sorunlar giderek
artmış, bunu eleştiren, basın, Üniversite ve muhalefete sınırlamalar getiren
yasal düzenlemelere gidilmiştir. Millet Partisi'nin kapatılması, Halkevlerinin
çalışmalarına son verilmesi ve CHP'nin mallarına el konulması gibi olaylar
dönemin çarpıcı örneklerindendir. Bu dönemde yüksek enflasyon, mal darlığı,
karaborsa, özel kesime büyük kısıtlamalar getiren Milli Korunma Kanunu
gibi sorunların yarattığı sıkıntılar DP'ye verilen desteği azaltmaya başlamış,
bu durum 1957 seçimlerinde belirginlik kazanmıştır. Bu seçimlerde DP'nin
milletvekili sayısı 424'e düşerken; ana muhalefet partisi CHP ise, milletvekili
sayısını 31'den 178'e çıkarmıştır. Bu gelişmeler DP'de istenen ve beklenen
olumlu gelişmeleri sağlayamamıştır. Basın ve üniversite üzerindeki baskılar
arttırılmış, işçilere grev hakkı verilmemiş, yüksek enflasyon önlenememiş,
muhalefet rahat çalışma olanaklarından yoksun bırakılmıştır. Bu gelişmeler
DP içinde de tepkilere yol açmış, partiyi daha önce destekleyen aydın ve
liberal grupların desteğini çekmelerine neden olmuştur. Bu gelişme DP'nin
programındaki çizgisinden uzaklaşmasına yol açmıştır. Türkiye'de siyasal
muhalefet TBMM içinde ve dışında engellenmiştir. DP liderlerinin izledikleri
uzlaşmazlık toplumsal kesimleri çok rahatsız etmeye başlamıştır. Son olarak
ise, Tahkikat Komisyonlarının kurulması ile bu rahatsızlık adeta bir siyasal
çatışmaya dönüşmüştür. İçine düşülen uzlaşmazlık ortamından çıkılamaması,
bir süreden beri gelişmeleri yakından izleye hatta siyasal iktidarın uygulamalarını
onaylamayan ve bu iktidardan kurtulmak gerektiğine inanan genç subayların
örgütlenmelerine yol açmıştır. Bu örgütler, 27 Mayıs 1960 tarihinde siyasal
iktidara el koyarak DP yönetimine son vermişlerdir.
TEMUÇİN FAİK ERTAN
KADROCULAR VE KADRO HAREKETİ
(GÖRÜŞLER, YORUMLAR VE DEĞERLEDİRMELER)
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ
Kadro Dergisi, 1932 yılının ilk
ayında yayın hayatına atılan ve üç yıl boyunca Türk Devriminin ideolojisi
olan Kemalizmi sistematik hale getirmeyi amaç edinmiş olan bir yayın organıdır.
Bu dergi, ortaya koyduğu ekonomik, politik, toplumsal ve kültürel görüşler
ve sunduğu özgün çözümlerle kısa zamanda bir basın-yayın hareketi olmaktan
öte bir niteliğe bürünmüş ve entelektüel bir hareket haline gelmiştir.
Derginin sahibi Atatürk'e yakınlığı ile tanınan Yakup Kadri (Karaosmanoğlu)
iken, Şevket Süreyya (Aydemir), Vedat Nedim (Tör), Burhan Asaf (Belge)
ve İsmail Hüsrev (Tökin) ise yazdıkları yazılar ve ortaya koydukları ideolojik
içerikli görüşlerle diğer Kadrocular olarak literatüre geçmişlerdir. Kadrocular,
iç politikada önerdikleri devletçilik ve planlama ve dış politikada önerdikleri
merkez-çevre kuramıyla özgün bir akımın temsilcileri olmuşlardır. Yakup
Kadri dışındaki Kadrocu yazarların geçmişte kominist hareketlere olan yakınlıkları
ve tarihsel materyalist dünya görüşleri nedeniyle Kadro Hareketi bazı çevreler
tarafından komünist olmakla suçlanmış ve devamlı kuşkuyla karşılanmıştır.
Bununla birlikte komünist hareketten ayrılmış olmaları ve otoriter eğilimleri
nedeniyle de faşist ve dönek gibi olumsuz yakıştırmalarla karşılaşmışlardır.
Kadrocular tarihsel materyalizmi benimsemekle birlikte sınıf kavramına,
sınıf çatışmasına ve proleterya diktatörlüğüne karşı çıkarak Marksist düşüncenin
hedeflerinden farklı bir toplum yaratmayı amaçlamışlardır. Aynı şekilde
ulusal kurtuluş savaşlarını Marksizmden farklı olarak ilk planda ele almışlardır.
Kapitalizmi de tüm ulusal ve uluslararası eşitsizliklerin sorumlusu olarak
gören Kadrocular, kapitalizmin bir sonucu gördükleri faşizme de tepki göstermişlerdir.
Devletçilik anlayışı ile İş Bankası ve çevresinden, devrim ideolojisi oluşturmak
gayreti nedeniyle de CHP'deki bazı gruplardan büyük tepkiler alan Kadro
Dergisi 1935 yılının Ocak ayında yayın hayatından çekilmek zorunda kalmıştır.
M.DERVİŞ KILINÇKAYA
ARAP MİLLİYETÇİLİĞİ VE MİLLİ
MÜCADELE'DE TÜRKİYE-SURİYE İLİŞKİLERİ
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ
Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılma
süreci, çağdaşı olan diğer çok uluslu imparatorluklara nazaran daha uzun
bir zamana yayılmıştır. Çalışmada, Osmanlı İmparatorluğunun müslüman çoğunluğunu
teşkil eden Türklerle Arapların birbirlerinden kopuş süreçlerinin incelenmesi
ana ekseni teşkil etmektedir. Bu konunun seçilmesi, imparatorluğun dağılma
sürecinde din ve milliyetçilik olgularının iki toplumdaki milletleşme sürecinde
üstlendiği işlevi anlamaya çalışmak amacını taşımaktadır. Tez, kaynakların
tanıtıldığı bir Önsöz; Giriş ve Problemin incelendiği Yedi Bölümden oluşmaktadır.
Giriş bölümünde XIX.yüzyıldan itibaren milliyetçiliğin üstlendiği siyasal
işlevin bir "ümmet toplum" olan "Osmanlı toplumu"nu nasıl etkilediği ortaya
konulmaktadır. Bunu takibeden I.Bölümde çevre ve insan faktörü üzerinde
durularak, çalışmanın coğrafi sınırları içindeki toplumsal yapı, "devlet-toplum"
ve "halk-aydın" ilişkileri üzerinde fikir yürütülmüştür. İkinci bölümde;
Türk ve Arap aydınlarının birlikteliklerini sürdürmek için harcadıkları
"Osmanlıca" çabalardan "Milliyetçiliği" yönelmeleri süreci üzerinde durulmuştur.
Üçüncü Bölümde bu fikri hazırlık devresinin siyasal eyleme ve örgütlenmeye
yönelişini incelemektedir. Çalışmanın dördüncü bölümü Hicaz'daki "Arap
Ayaklanması" ve Osmanlı topraklarının "büyük güçler" tarafından paylaşılmasından
doğan problemleri ele almaktadır. Doktora Tezinin V.Bölümünde Mondros Mütarekesinin
hemen öncesinde başlayan Türk ve Arap önderleri arasındaki uzlaşma arayışlarının
batı diplomasisinin Ortadoğu'daki uygulamalarından doğan bir yakınlaşma
olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın orjinal kısmını teşkil eden
ve tamamen arşiv belgelerine dayalı olan altıncı ve yedinci bölümlerinde
TBMM hükümetinin Arap ve Suriye politikalarının inşa süreci ve bölgedeki
Fransız karşıtı direnişin örgütlenmesi incelenmiştir. Çalışmanın ortaya
koyduğu sonuçlar; Batı diplomasisinin Ortadoğu'daki uygulamalarının Arap
Milliyetçiliğini bir mukavemet ideolojisine dönüştürdüğünü; devlet geleneği
ve yöneticilik yeteneği dolayısıyla Türk Milliyetçiliğinin daha farklı
laik milliyetçilik çizgisine yöneldiğini göstermektedir.
M.MURAT HATİPOĞLU
1923-1938 YILLARI ARASINDA
TÜRK-YUNAN İLİŞKİLERİ
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ
Türkiye ve Yunanistan uzun ve çatışmalı
yüzyıllardan sonra, 24 Temmuz 1923 Lausanne Barış Andlaşması ile ilk defa
iyi komşuluk, işbirliği ve hatta dostluk ilişkileri kurabilmişlerdir. Adı
geçen barış andlaşması, bir taraftan Türkiye'nin artık imparatorluk tipi
bir beklenti içinde olmadığını ortaya koyarken, Yunanistan'ın da bilinmeyen
bir zaman için tarihi "Megali İdea" emellerinden vazgeçtiğini belgelemişir.
Böylece, o tarihlerde her iki ülkenin başında bulunan siyasiler Türk-Yunan
ilişkilerine bir çeki düzen vermek üzere masaya oturmuşlardır. Lausanne'ın
hemen ardından etabli sorunu, patriklik sorunu gibi bazı sıkıntılar yaşanmışsa
da, Atatürk ile Venizelos'un akılcı ve gerçekçi yaklaşımları sonucunda
iki ülke arasında 1934 Balkan Paktı'na örnek olacak dozda iyi ilişkiler
kurulabilmiştir. Aralarında Romanya, Yugoslavya gibi Balkan ülkelerinin
de yer aldığı Balkan paktı'na Arnavutluk ve Bulgaristan hem revizyonizm
hem de İtalya'nın etkisiyle katılmamıştır; bütün bu Balkan ülkelerinin
içinde bulundukları özel durumları ve bunların beklentileri adı geçen tezde
ayrı ayrı serimlenmektedir. Sonuç itibariyle, 1923-1938 yılları arasında
Türkiye ile Yunanistan hem iç hem de dış politikaları itibariyle işbirliğine
yönelmişler, bunda dünyanın siyasi konjonktürü de önemli bir rol oynamıştır.
İkili yakınlaşma göstermiştir ki, Türkiye ile Yunanistan bölgesel işbirliğinden
yola çıktıkları zaman, bütün bölgeyi ve Doğu Akdeniz'i etkileyebilecek
bir istikrar ortamı yaratabilmektedirler.
AYTEN SEZER
ATATÜRK DÖNEMİ'NDE YABANCI
OKULLAR (1923-38)
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ
Yabancı Okullar konusu Cumhuriyet'in
Osmanlı'dan devraldığı önemli meselelerden biridir. Çalışma girişten sonra
beş bölümden meydana gelmektedir. Birinci Bölümde Cumhuriyet'ten Önce Yabancı
Okullar, İkinci "Atatürk Dönemi Mili Eğitim Politikası ve Bu Dönemde Yabancı
Okullara Getirilen Düzenlemeler ele alınmıştır. Üçüncü Bölümde ise Yabancı
Okullara Getirilen düzenlemelerin Uygulanması üzerinde durulmuştur. Dördüncü
Bölümde, Yabancı Okuların Bulundukları Yerler, Öğrenci ve Öğretmen Duumları,
Müfredat Programları ve Bütçeleri incelenmiş, Son Bölümde ise Yabancı Okulların
Türk Toplumuna Etkileri üzerinde durulmuştur. Kuruluş tarahleri oldukça
eskiye dayanan yabancı okulların büyük çoğunluğu misyonerler tarafından
açılmıştır. Kendi ifadeleriyle "dinsiz dünyayı hıristiyanlaştırmak maksadıyla
kendi dinlerini diğer insanlara yaymayı amaçlayan misyonerler, gerek bu
amaçla gerekse Osmanlı topraklarında kendi dil, din ve kültürlerini serbestçe
kullanarak yaşayan gayrimüslim tebaa ile yabancı çocukların eğitim ve öğretimlerini
sağlamak maksadıyla Osmanlı topraklarında okullarını açan misyonerler kapütilasyonların
da sağladığı haklardan da yasaklanmış, 1931 tarihli bir kanunla Türk çocuklarının
yabancı okulların ilk kısımlarına gitmelerine engel olunmuştur. Sıkı denetime
rağmen açıkça emellerini gerçekleştiremeyeceğini anlayan misyonerler niyetlerini
"isimsiz hıristiyanlık" adı altında örtülü olarak gerçekleştirmeye karar
verdiler ve daha çok insani ve ahlaki boyutu ile etkilerini göstermeye
çalıştılar. Daha çok yabancı dil öğretmeleri meslek bilgisi vermeleri,
ülkelerinden sağladıkları maddi destekle daha iyi imkanlarda eğitim yapmaları
açılarından tercih edilirken bu kurumlara rağbetin azaltılabilmesi için
bu düzeyin üzerinde yeni eğitim kurumları açılarak sayılarının arttırılması
ile hem sözkonusu kurumların olumsuz etkilerinden kurtulabilir hem de Cumhuriyet
prensipleri doğrultusunda nesillerin yetiştirilmesi sağlanmış olacaktır.
OĞUZ AYTEPE
MİLLİ MÜCADELE BAŞINDA MUSTAFA
KEMAL PAŞA (ATATÜRK) VE HEYET-İ TEMSİLİYE'NİN İÇ SİYASETİ
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ
Tezimizde; ileride Türkiye Cumhuriyeti'ni
kuracak olan kadroların kurduğu kurumlar, cemiyetler, kongreler, İstanbul
hükümetleri, basınla olan ilişkiler, karşılaşılan güçlükler ve mücadeleleri
incelenmiştir. Osmanlı Meclis-i Mebusanı'na alternatif olarak kurulan Heyet-i
Temsiliye Kurtuluş Savaşı'nı başlatması, ulusal iradeye dayanan yeni bir
Meclis kurması bakımından çok önemlidir. Devletimizin temellerini oluşturan
bu kurul, Erzurum Kongresinden sonra kurulmuş, Sivas Kongresi'nde üye sayısı
ve yetkileri arttırılarak Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyet-i
Temsiliyesi adını almıştır. Heyet kurulduğu tarihten itibaren Anadolu'da
fiilen yönetimi ele almış ve hükümet etmiştir. Trakyada dahil bütün cephelerle
temas kuran Heyet-i Temsiliye bütün olanaksızlıklara rağmen iyi bir organizasyonla
her türlü yardımı cephelere ulaştırmaya çalışmıştır. Sivas'ta Damat Ferit
Paşa hükümeti ve İstanbul ile ilişkilerini kesen heyet daha sonra kurulan
ali Rıza Paşa Hükümeti ile ilişkilerini geliştirmiş ve kendi egemenliğine
müdahaleyi önleyerek bağımsız hareket etmiştir. Heyet-i Temsiliye haklı
bildiği her işte akıllara hayret verecek bir cesaretle direnmiş ve savaşmış;
fakat hiçbir zaman aşırılığa kaçmamış, sağduyunun klavuzluğunu asla bırakmamıştır.
Gerçekçilik onun en belirgin niteliği olmuştur. Hiç şüphe yok ki Heyet-i
Temsiliye'nin ruhu ve sürükleyicisi
kurulun başkanlığını yapan Mustafa
Kemal'in kendisidir. O baştan beri Ulusal hareketin ruhu ve önderi olmuştur.
Kuvay-i Milliye ruhunun iman ve coşkusu içinde hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan
ulusun büyük çoğunluğu gibi yanındaki arkadaşları da fikir ve hareketleri
ile başkana destek olmuşlar ve ulusal dava elele verilerek başarıya ulaşmıştır.
MEHMET ÇANLI
MİLLİ MÜCADELE DÖNEMINDE TÜRK-YUNAN
ESİRLERİ VE MÜBADELESİ (1920-1923)
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ
Bu çalışmada Türk-Yunan ilişkilerinin
siyasi ve askeri ilişkilerinin farklı bir kesiti incelenmiştir. Türk-Yunan
esirlerinin her türlü işlemleriyle ilgili bilgiler verilmiş olup, bununla
ilgili dönemin Türk-Yunan askeri politikası ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Çalışma dört ana başlık altında toplanmıştır. Önce esir ve esirliğin genel
bir tarihçesi verilerek, uluslararası statüsü üzerinde durulmuştur. Daha
sonra yine Türk-Yunan ilişkileri üzerinde durulduktan sonra dönemin Türk
askeri sistemi içersinde esir teşkilatı ve işlemleri üzerinde durulmuştur.
En son olarak da Türk ve Yunan esirlerinin mübadelesi incelenmiştir. Çalışma,
yayınlanmış bilgi ve belgelerin yanında Kızılay Arşivi, ATASE Arşivi ve
dönemin yerli basınından faydalanılarak hazırlanmıştır.
ORHAN AVCI
TÜRK ORDU TEŞKILÂTİ: IRAK CEPHESI:
(1914-1918) KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETI
Bu tez, Türk Ordusu'nun, Birinci
Dünya Savaşı'nda görev yaptığı harp cephelerinden biri olan Irak'daki teşkilat
ve hayatını incelemektedir. 1914 -1918 arasında devam eden savaş boyunca,
bölgesel gelişmelerin orduya yaptığı etkiler de konunun tamamlayıcı unsurlarıdır.
Bu esaslar üzerine kurulan tez, iki bölümden oluşmuştur. Çalışmanın ilk
bölümünde, askerî teşkilatın Irak'da bulunan Türk birliklerindeki yapısı
araştırılmıştır. Kurum olarak silahlı kuvvetler hakkında genel bilgiler
verilerek, bu kuvvetlerin lojistik çalışmalarına temas edilmiştir. Ordunun;
haberleşme, ulaştırma başta olmak üzere, istihkâm, sağlık, eğitim, teftiş,
askerî kurallar ve sansür teşkilatları bu bölümün ana başlıklarıdır.
İkinci Bölüm'de ise, askerî
hayatı şekillendiren noktalara değinilmiştir. Türkiye'nin müttefiki Almanya
ve Avusturya - Macaristanlı askerî personelin Irak'da görevlendirilmeleri,
savaşlarda ele geçen esirler, bütün Müslümanlar'ın kutsal savaşa davet
edildikleri cihat ilanı, bölgesel güvenlik, Iraklı Arap aşiretlerinin siyasî
davranışları, bölge halkı ile ordunun etkileşimi, başarılı görülen ordu
personeli ve aşiret üyelerinin ödüllendirilmeleri, savaş bölgesindeki iktisadî
ve malî gelişmeler, ordunun sağlık hayatının ana hatları, askerlerin ve
ulaştırma işlerinde kullanılan hayvanların beslenmeleri ve ordu personelinin
giydirilmesi konuları başlıca işlenen hususlardır.
Anlaşılacağı üzere, bu çalışmanın
amacı, Türk Ordusu'nun düzeni ve yaşayışının 1914 - 1918 arasında Irak'daki
yapısını ortaya koymaktır. Dolayısiyle, muharebelerin yapılış şekilleri
ve safhaları, tezin kapsamına girmemiştir. Askerî tarih çalışmalarında
hâlâ, öncelikle ele alınmakta olan muharebelerin izahının savaşın bütünü
içerisindeki rolü, genellikle kalıcı olmayabilmektedir. Harp tarihi bakımından
önemli husus ise, meydana gelen olayların oluşum şartları ve tarihî tecrübelere
katkıları olmalıdır.
Zira, bu cephede görev yapan
asker ve subayların, Türk Millî Mücadelesi'nde fiilî hizmette bulundukları
tarihî bir vakıadır. Irak Cephesi'nde kazanılan savaş tecrübelerinden yararlanıldığının
işareti, subaylar tarafından kaleme alınan ve Askerî Mecmua'nın muhtelif
sayılarında yayınlanan bu cephe ile ilgili makalelerdir. Bu yazılar, Kurtuluş
Savaşı sonrasında ve bu savaşa katılan subaylar tarafından yazıldığından,
Irak'a ait tecrübelerin etkileri anlaşılabilir. Askerî olayların incelenmesinde
bu yöntem uygulanarak, bu gelişmelerin sosyal boyutu da yapılan çalışmada
ortaya konulan hususlardan biri olmuştur.
SUMMARY
This thesis deals with the organization
and social conditions of the Turkish Army, functioned in the Iraqi front
which was one of the fronts of the Turkish Army during the First World
War. The effects of the local developments to the army during the war,
extended from 1914 to 1918, are the suplementary elements of the subject.
The thesis, organized on these bases, forms of two chapter. In the first
chapter of the study, the structure of the Turkish military ünits in Iraq
is examined. General informations are given about the armed forces as an
institution and the logistics works of these forces are mentioned. The
institutions of the army, namely communication, transportation, military
engineering, healt, training, inspection, military laws and censor are
the main topics of this chapter.
In the second chapter, it
is mentioned about the points which shaped military life. Charge of military
staff from Germany and Austria-Hungary, allies of Turkey, in Iraq, prisoners
of war, declare of holy war in which whole müslims are invited to fight,
regional security, political attitudes of the Iraqi Arabs, relations between
native people and the army, reward of successful military members and the
Arabs, economic developments in the war area, the main features of the
army's health life, feed of the soldiers and the animals used in transportation
and clothing of the military staff are the principal subject which are
studied.
As it is understood, the
aim of this study is to bring up the order and the manner of living of
the Turkish army and its structure in Iraq between 1914-1918. For this
reason, the thesis doesn't contain the topics dealing whit the types and
phases of the battles. The Battles' occurrence manners, which are studies
first in military history studies, can't have a lasting role inside of
complete war. In respect of the war history, the important point should
be occurence conditions of the events and their contributions to the historical
experiences.
However, it is a historical
truth that the soldiers and officers, charged in this front, adually served
in the Turkish National Struggle. The mark of using the war experiences
gained from the victory in the Iraqı front, are the articles written by
officers about the Iraqı front. They were published in various issues of
the military review. As, these articles were written after the Independence
War by the officers joined the war, the effects of Iraqi experiences are
obvious.
By using this method in
the study of military wents, bringing up the social dimensions of mentioned
developments in this study is another objective case.
SÜLEYMAN TÜZÜN
İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI YILLARINDA
TÜRK İÇ POLİTİKASINDA DIŞ TÜRKLER MESELESİ (1939-1945) KONULU DOKTORA TEZİ
ÖZETİ
“Dış Türkler meselesi,” Türkiye
Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olmayan “Türkler” ile “Türkiye
Türkleri”nin aralarındaki ilişkilerin her türlü boyutunu ve bu boyutun
ne şekilde değerlendirileceğini ele alan bir konudur. Daha geniş bir anlamıyla,
Türk toplumları arasındaki ilişkilerde siyasî, ekonomik ve kültürel boyutlardan
hangisinin ne derece yer alacağı meselesi, dış Türkler meselesi’dir.
Bu anlamda dış Türkler meselesi,
II. Dünya Savaşı yıllarında Türkiye’de çok yoğun bir şekilde tartışılmıştır.
II. Dünya Savaşı yıllarındaki tartışmanın tarafları; iktidar çevreleri,
dış Türkler’e yakınlığı savunan çevreler, dış Türkler’e yakınlığı savunmayan
çevreler olarak başlıca üç gruba ayrılabilir. Ancak, her grubun üyelerinin
tamamen benzer görüşleri taşımadığını da özellikle vurgulamak gerekmektedir.
Bu gruplar, II. Dünya Savaşı
yıllarında, seslerini kamuoyuna basın yoluyla duyurmaya çalışmışlardır.
Ancak, bu alanda iktidarın belirleyici bir rolü olmuştur. İktidar, yasal
olanakları ile tartışmanın taraflarını gerektiğinde, gerek gördüğü kadar
bir süreyle susturmaktan kaçınmamıştır. İktidar, politik tercihini, Türkiye’nin
savaşa katılmaması yönünde yapmıştır ve düzenlemelerini de bu tercihe göre
belirlemiştir.
Dış Türkler’e yakın bir
politika izlenmesini istemeyenler, genel olarak, etnik temele dayanan bir
milliyetçiliğin bilimsel olmadığını ve Türkiye’nin koşullarına uymadığını
savunmuşlardır. Buna karşılık, dış Türkler’e yakın bir politika izlenmesini
isteyenler ise, savaş koşullarının Türkiye’ye tarihi bir fırsat sunduğunu,
enerjik davranılırsa esaret altındaki Türklerin kurtulabileceklerini düşünüyorlardı.
Esaret altındaki Türklerin kurtulması, Türkiye ile birleşsinler veya birleşmesinler,
Türkiye’ye büyük avantajlar sağlayacaktı.
II. Dünya Savaşı’nda dış
Türkler’le ilgili olarak yapılan tartışmaların, 1930’larda yapılan ve savaş
sırasında da en yoğun haline ulaşan ideolojik tartışmalarla yakın ilgisi
vardı. Tartışmalar dünyadan kopuk tartışmalar değildi ve konuyu asıl ilginç
kılan ve renklendiren de dünya ile kurulan bağlantı idi. Tartışmanın bütün
tarafları, dünyayı kapsayan ideolojik mücadeleden etkilenerek dış Türkler
meselesini yorumlamışlar ve böylece dış Türkler meselesi kısır bir döngü
içinde kalmamış, bir bakıma siyasi, ekonomik ve kültürel boyutları ile
ideolojik bir tartışmaya dönüşmüştü.
ABSTRACT
“The Question of Out of Turks”
is subject dealing with dimension and evaluation of dimension of the relationship
between the “Turks” who are not conected to Republic of Turkey by a citizenship
concern and “Turkey Turks.” In a more commen meaning, The Question of Out
of Turks is the political, economical and culturel dimensions and which
one to lead the first.
The Question of Out of Turks
have been discussed intensively in Turkey in the years of The Second World
War. The parties of the discussion in the years of The Second World War
divided mainly into three groups as goverment surroundings, Out of Turks
close defending surroundings. Buti it is needed to point that the members
of all group do not lead similar points of wiew.
In the years of The Second
World War, these groups tried to loud their voice to the public by tha
press. But the goverment had an effective role in this area. The goverment
kept quiet the parties of the discussion for a period of time as much as
they liked, when ever found to be necessary. The goverment used its political
chose as Turkey not attending the war. And determined its developments
accordingly.
The own who wanted to lead
a polical place not being close to Out of Turks, generally, defended a
nationalisation based on ethnic is not scientific and is not scientific
and is not suıtable for Turkey coditions. Against this, the ones who wanted
the policy to be close to Out of Turks, defended that the conditions of
war represent a historical change for Turkey and the Turks could be gathered
if a certain courage be gatherid if a certain courage is presented. The
concurrence of Turks who are not free will lead great advantages for Turkey.
The discussions performed
about Out of Turks in the years of The Second World War, dealth with ideological
discussions intensively performed in 1930 is and during the war. The discussions
were not apart from the world. And the point that lead the subject to be
interesting wan the connection with the world. All the parties of the discussions,
effected from the ideological war and interpreted Out of Turks so that
the Question of Out of Turks was not stuck in a circle and turned into
an ideological discusses by its dimensions of political, economical and
cultural.
NERİMAN TONGUL
TÜRK TOPLUMUNUN SİYASAL, SOSYAL
VE EKONOMİK GELİŞİMİ (1974-1983)
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ
Kıbrıs Türk Toplumu, Kıbrıs’ın
Türkler tarafından alındığı 1571 yılından beri adada varlığını sürdürmektedir.
Adanın İngiliz yönetimine
geçmesi (1878) ve bu tarihten sonra Kıbrıs Rumlarının Enosis faaliyetlerine
başlaması, Kıbrıs Türklerini huzursuz etmiştir. Türklerin bir kısmı adadan
ayrılmış, kalanlar ise köylerde tarımla, küçük el sanatları ile uğraşarak
ve memurluk yaparak yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Kıbrıs Türklerinin Rumların
Enosis faaliyetlerine karşı, Birinci Dünya Savaşı’na kadar ciddi bir örgütlenmesi
olmamıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Rumlar Enosis faaliyetlerini
artırınca Türkler de örgütlenmeye başlamışlardır. 1955 yılında Enosis’I
gerçekleştirmek için EOKA’nın İngilizlere ve Türklere karşı terör eylemlerine
başlaması karşısında Türkler, başta TMT olmak üzere silahlı ve siyasi örgütler
kurarak kendilerini savunmuşlardır. Bu dönemde Türklerin bir kısmı, Rumlar
yüzünden yaşadıkları yerleri terketmek zorunda kalmış, ekonomik durumları
giderek bozulmuştur. Türklerle Rumların ortak çalıştığı kurumlar yavaş
yavaş Rumların eline geçmeye başlayınca, Türkler de, kendi kurumlarını
oluşturmuşlardır.
1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nde,
Türklerin ekonomik durumu Rumlardan daha kötü olmasına rağmen kendi Cemaat
Meclislerine ve diğer anayasal haklarına kavuşmaları onları rahatlatmıştır.
Cumhuriyet’in Türklere tanıdığı hakları fazla bulan Rumlar, 1963 sonunda
Türklere saldırmaya başlamış, saldırılar karşısında Türkler kendilerini
korumak için “anklav” denilen küçük bölgelerde toplanıp birarada yaşamak
zorunda kalmışlardır. Türk Toplumunun Rumlardan tamamen koparak küçük bölgelerde
ve çok zor koşullarda bu şekilde yaşamaları 1974’e kadar sürmüştür. Bu
süre içinde toplum düzenini ve güvenliğini sağlamak için önce “Genel Komite”
daha sonra “Geçici Türk Yönetimi” oluşturulmuş ve Türkleri yönetmiştir.
1974 Türk Barış Harekatı’ndan
sonra, Türklerin can ve mal güvenliği sağlanmış, sahip oldukları Kuzey
Kıbrıs topraklarında 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti kurulmuştur.
Devlet, önce halkın ev, toprak,
işyeri ve sağlık ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmış, birkaç yıl içinde
Türkiye’nin de yardımlarıyla, Türk Toplumunun sorunlarını büyük ölçüde
çözmüştür. Siyasi, ekonomik ve sosyal yapılanma hızla tamamlanmış, Türkler
normal yaşamlarına dönmüşlerdir. Diğer yandan Rum tarafı ile ortak bir
devlet kurma konusunda anlaşmazlık yıllarca devam etmiş ve uzlaşma sağlanamamıştır.
Olaylar Türkler aleyhine gelişince, Türk tarafı, egemen bir devlet olduğunu
ilan etmek zorunda kalmış, 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni kurmuştur.
Türklerin egemenliklerini ilan etmeleri, çeşitli ülkeler ve uluslararası
kuruluşlar tarafından tepkiyle karşılanmış, Türkiye dışında KKTC’yi tanıyan
ülke olmamıştır. Rum tarafı ile ortak devlet kurma girişimleri ve görüşmeleri
günümüze kadar sürdürülmüştür.
ABSTRACT
Cyprus Turkish community
has been living on the island since it was conquered by the Ottomans in
1571.
The Turkish Cypriots felt
uneasy after the beginning of the British administration on the island
in 1878, which increased the Enosis activities of the Greek Cypriots.
Some of the Turkish people
left the island, and the rest survived on agriculture, minor handicrafts
and worked as government officers. Turkish Cypriots didn’t have any serious
organization against the Enosis until World War I. After World War II,
as the Greeks increased their activities, Turks set up an organization,
as well. In order to enforce the Enosis, EOKA started terrorist activities
against the British and Turkish in 1955. Turkish people, primarily Turkish
Resistance Organization, set up militant and political acts to protect
themselves. In this period, some of the Turkish people had to leave their
lands and their economic situation got worse in time because of the Greeks.
Since the common institutions where Turkish and Greek Cypriots worked together
were captured by the Greeks, Turks established their own institutions.
In 1960, of Cyprus Republic
was established. Even though the economy of the Turks was in a worse condition
than the Greeks’, having their own council and constitutional rights relieved
the Turkish community. The Greeks, who couldn’t put up with the rights
owned by the Turks, with the establishment of the Republic, started to
attack the Turkish community in 1963. In order to protect themselves, Turks
had to gather in small areas called “inclave”, and tried to survive there.
Isolated from the Greeks, the Turkish Community had to live under these
hardships in small areas until 1974. In this period, first the General
Committee and then the Temporary Turkish Government were set up and administrated
the Turks.
After the Turkish Military
Peace Operation in 1974, the security of Turkish people and their property
were obtained. In 1975, the Turkish Federated State of Cyprus was established
in Northern Cyprus.
Initially, importance was
given to accommodation, land and health needs by the state. In a few years,
thank to the aid of Turkey, many problems of the Turkish Community
were solved. Political, economic and social institutions were rapidly established
and Turks returned to their normal lives. On the other hand, the negotiations
to build up a common republic of the Turks and Greeks have been going on
for years but still they haven’t reached any consensus. As the developments
took up a contrary position, the Turkish side had to declare their sovereignty
in 1983 and it established the Turkish Republic of Northern Cyprus. At
the praclamation of their sovereignty, some countries and international
institutions reacted against this, except for Turkey no other country officially
recognised the Turkish Republic of Northern Cyprus. The talks between the
Turkish and Greek Cypriots to build up a joint state are continuing up
to this day.
ALİ GÜRSEL
CUMHURİYET DÖNEMİ SAĞLIK POLİTİKALARI
1920-1960
KONULU DOKTORA TEZ ÖZETİ
Cumhuriyetimizin kurulus yillarinda
saglik alaninda en büyük sorun bulasici hastalik ve salginlarin önlenebilmesi
idi. Bu yillarda savaslarin neden oldugu sosyo-ekonomik yipranma, her sorun
gibi saglik sorununu da güçlestiriyordu. Saglikli insan gücü yetersizligi
de ayri bir sorun idi.1927 yilinda 555 hekim, 139 hemsire ve 347 ebe bulunuyordu.
Hükümetler hekimlik hizmetlerini
özellikle salgin hastaliklarla savas için kurduklari örgütleri genel bütçeden
finanse etmislerdir. Hükümet tabiplerinin temel görevi tifo,tifüs,çiçek,trahom
ve frengi ile savas olmustur. Ankara’da Hifzissihha Enstitüsü kurularak,
laboratuarlarda asi ve serum üretilmeye baslanmistir. Bu dönemde hastane
hizmetler yerel yönetimlere birakilmistir. Bakanlik sadece örnek olsun
diye 5 tane Numune Hastanesi kurmustur. Bu dönemde birinci basamak saglik
hizmetlerinde çok ileriye gidilememis, fakat genelde saglik alaninda çok
seyler yapilmistir. Hekim açigini kapatmak için Leyli Tip Talebe Yurtlari
açilmis, buradaki tip ögrencilerine zorunlu hizmet görevi verilmistir.
Ebe, hemsire gibi personelin yetistirilmesine de büyük önem verilmis, saglik
personelinin maas ve ücret durumunda da iyilestirmelere gidilmistir. Sitma
mücadelesindeki personelin maas durumu daha da iyiydi. Vali ve kaymakamlar,
il ve ilçelerdeki saglik personelinin amiri idiler. 1955’te kurulan Hifzissihha
Okulu saglik personeline kisa süreli kurslar veriyordu.
1946’da Behçet Uz saglik bakani
olunca, her 20 köye birinci basamak koruyucu ve tedavi edici hizmetleri
birlikte götürmek istemistir. Bu çok basarili bir uygulama idi. Fakat,
yalniz ilçe düzeyinde kalmistir. Daha ileriye gidememistir. Bu plan, ekonomik
nedenlerden dolayi uygulanamamistir. Demokrat Parti döneminde saglik alaninda
önemli degisiklikler olmustur. Yerel idareye bagli olan hastaneler dogrudan
Saglik Bakanligi’na devredilmis, genel saglik sigortasi uygulamasina gidilmis,
UNICEF ve Dünya Saglik Örgütü ile iliskiye girilmis ve bu kurumlardan yardim
saglanmasina çalisilmistir. 1960’ta hekim sayisi 9826, hemsire sayisi 2440
ve ebe sayisi 3126’ya yükselmistir.
1961 yilindan itibaren saglikta
büyük bir reform baslamistir; Saglik hizmetlerinin sosyallestirilmesi yasasi
kabul edilmis ve bununla herkesin saglik hizmetlerinden ücretsiz ve esit
bir sekilde yararlanmasi esasi kabul edilmistir. Bu yasa 15 yil içinde
tüm yurtta uygulanacakti. Ancak, personel ve finansman sikintisi
nedeniyle bu konuda basarili olunamadi. Ilk uygulama Mus Ilinde baslamistir.
Daha sonraki dönemlerde de saglik alaninda önemli ilerlemeler olmustur.
Türkiye’nin bu konuda da digerlerinde oldugu gibi gelismis ülke düzeyine
varmasi, nitelikli personele ve giderlerinin karsilanmasi için genel bütçeden
sagliga daha fazla pay ayrilmasina baglidir.
ABSTRACT
The biggest problem in the early
period of Turkish Republic was the prevention of infectious diseases.
socio-economic disorders which were caused by the wars were constraining
the health problems waiting to be solved. The insufficiency of health laborer
was another problem in these years. There were 555 nurses and 347 midwives
in 1927.
In these years, governments financed
medical services, especially, the organizations for prevention of infectious
diseases by the state budget. The main duties of doctors were to fight
against syphilis, typhoid, typhus, trachoma and smallpox. Viccine against
these diseases were tried to be produced by the Institute of Hıfzısıhha
which was established in Ankara. During that period, hospital services
were left to local governments. The Ministry established 5 hospitals to
present samples. In this period, no real advances had been realized in
the medical services at first instance but many things were achieved in
the general health field. Dormitories for medical students were opened
to remove the insufficiency in the number of medical doctors. In addition
to that, students from those schools were assigned with compulsory services.
The training of nurses and midwives gained importance and the salaries
of personnel in medical services were increased. Salaries of personnel
fight against malaria were better.
Governor of the city was the executive
officer of the medical staff. The Personnel of Hıfsısıhha which was established
in 1955 were trained in short-term courses. In 1946, when Behçet Uz became
the Minister of Health, he wanted to present first class medical services
to every 20 villages. This was a successful application, it could be carried
out in towns not nationally-wide.The reason for this insufficient application
was economic problems.
During the period of Democratic
Party, some rearrangements were realized. Hospitals which were under the
control of local authorities were transformed to Ministry of Health and
also general health insurance application was put into action. The connection
with UNICEF and World Health Organization was realized and aid was received
from these institutions. In 1960, the number of medical doctors increased
up to 9826, nurses 2420 and midwives 3126.
The biggest reforms were realized
in the medical sector, specially following 1961 and onwards. The socialization
of medical services were accepted and these free services were presented
equally to the usage of every citizen.
The first application started
in Muş. In the following period, several important advances were realized.
Today, since there are still problems
in the field of health, Turkey should train more qualified personnel and
allocate more money from the state budget for the expenses of health.
SABİT DUMAN
FİLİSTİN SORUNU VE TÜRKİYE'NİN
İSRAİL POLİTİKASI (1947-1967)
KONULU DOKTORA TEZİ
Türkiye’nin komşuları arasında
yer alan İsrail devletinin Filistin’le sorunu ve Türkiye’nin İsrail’e ilişkin
Politikasının incelendiği bu çalışmada Ortadoğu’da 1948’de başlayan süreç
ve sonrası incelenmektedir.
Sekiz bölümden oluşan tezin
ilk bölümünde Osmanlı İmparatorluğu’nda Yahudilerin ve Filistin’in durumuna
ilişkin genel bir değerlendirme yapılmaktadır. İkinci bölümde, İngiltere’nin
Mandaterlik Dönemi başlığı altında Filistin’de İngiliz mandaterliğinin
kurulması, Yahudilerin Filistin’e yerleştirilmesi ve 1920-1939 arası dönem
incelenmektedir. Üçüncü bölümde Türkiye’nin Ortadoğu politikası ve oluşan
kamuoyundan söz edilmekte, bir sonraki bölümde ise İsrail’in kuruluşu ve
bu durum karşısında Türkiye’nin takındığı tutum anlatılmaktadır. Türkiye’nin
Arap politikasına yön veren faktörlerden NATO’ya giriş, çok partili politikaya
geçiş ve Arap milliyetçiliğinin uyanışının da anlatıldığı bu bölümden sonra
beşinci bölümde Bağdat Paktı karşısında Türkiye ve İsrail, altıncı bölümde
ise Ortadoğu’da yaşanan krizler incelenmektedir. Yedinci bölümde, Türkiye’de
yaşanan 1960 darbesinin Arap ve İsrail politikalarındaki etkisi anlatıldıkta
sonra son bölümde de 1967 Arap-İsrail savaşı ve Türkiye’nin aldığı vaziyete
bakılmaktadır.
Konumu gereği Arap dünyasına
karşı İsrail’e tam destek vermesi zor olan Türkiye’nin diplomatik ilişkilerden
ziyade ticari ve sosyal ilişkileri geliştirmeye önem verdiği vurgulanmaktadır.
NECATİ AKSANYAR
ÇAĞDAŞLAŞMAYA GİDEN YOLDA CELAL
NURİ VE FİKİR ALANINDA ETKİNLİĞİ
KONULU DOKTORA TEZİ
Bir Cumhuriyet aydını olan Celal
Nuri’nin belli başlı görüşlerini içine alan monografik bir inceleme olan
bu çalışmada, Osmanlı Meclis-i Mebusanında görev almış, TBMM’de beşinci
döneme kadar milletvekilliği yapmış, otuz üç adet kitabı ve çok sayıda
makalesi bulunan bu aydının hayatı ve görüşleri detaylı bir biçimde incelenmektedir.
Beş bölümden oluşan tezin ilk
bölümünde Celal Nuri’nin hayatı ve eserleri, siyasi faaliyetleri ve gazeteciliği
de ele alınarak incelenmektedir. İkinci bölümde, Meşrutiyet dönemi fikir
hayatı anlatılarak, Celal Nuri’nin çeşitli konulardaki fikirleri ve dönemin
fikir adamlarına bakışı anlatılmaktadır. Bir sonraki bölümde Osmanlı İmparatorluğuna
bakışı, eğitim-öğretim, hukuk, dil, edebiyat ve kültür başlıkları altında
toplanmıştır. Dördüncü bölümde mütareke ve milli mücadeleye bakışı, ülkedeki
iç siyasi durum ve dış ülkelerle olan ilişkiler kapsamında ele alınmıştır.
Son bölümde ise, Celal Nuri’nin Cumhuriyet dönemindeki fikirleri Tarih,
millet ve milliyetçilik anlayışı, devlet şekilleri ve Türk inkılabının
temel meselelerine ilişkin yaklaşımları şeklinde değerlendirilmiştir.
Türk milletinin önemli tarihi
olaylara şahit olduğu bir dönemde yaşamış olan, zamanından ileri düşünen
batıcı ve inkılapçı bir bilim adamı olduğu vurgulanmaktadır.
SUAT AKGÜL
RUSYA'NIN DOĞU ANADOLU POLİTİKALARI
(1918’E KADAR)
KONULU DOKTORA TEZİ
Rusya’nın Doğu Anadolu üzerinde
yürüttüğü politikayı çeşitli yönleriyle inceleyen bu çalışmada, başlangıcından
1918 yılına kadar olan Türk-Rus ilişkileri kapsamlı bir şekilde anlatılmaktadır.
Altı bölümden oluşan tezin birinci
bölümünde Türkiye’nin jeopolitik ve stratejik durumu dahilinde Doğu Anadolu’nun
coğrafi ve stratejik durumu ele alınmaktadır. İkinci bölümde Doğu Anadolu’nun
Türk-Rus ilişkileri içindeki yeri, Rus politikasının Doğu Anadolu’ya yönelmesi,
Rusya’nın Kürt politikası oluşturmaya çalışması ve çeşitli ayaklanmalarda
Rusların rolü alt başlıklarıyla incelenmektedir. Sonraki bölümde Rusya’nın
Doğu Anadolu ve Kürt politikasındaki yeni dönem olarak adlandırılan (1889-1913)
yıllarındaki gelişmeler anlatılmaktadır. Dördüncü bölümde Rus ve Kürt gizli
örgütlerinin faaliyetleri ve bunların aralarındaki ilişkiler ortaya konmaktadır.
Bir sonraki bölümde Bitlis ve civarında çıkan isyanlarda Rusya’nın etkisi
ve rolü ayrıntılarıyla anlatılmaktadır. Altıncı bölümde Birinci Dünya Savaşında
Rusya’nın Doğu Anadolu üzerindeki faaliyetleri, isyanlar ve Ermenilerden
kurtulma mücadelesi ortaya konmaktadır.
Türkiye ve Rusya bu coğrafyada
bulunduğu sürece Rusya’nın Doğu Anadolu üzerindeki emellerinin değişik
şekil ve çehrelerle devam edeceği ve Türkiye’nin buna yönelik politikalar
geliştirmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
NEVZAT GÜNDAĞ
TÜRK-YUNAN İLİŞKİLERİ İÇERİSİNDE
GİRİD PROBLEMİ (1821-1913)
KONULU DOKTORA TEZİ
Bu çalışmada Yunanistan’ın bir
devlet olarak ortaya çıkışından, Balkan Savaşlarını bitiren anlaşmaların
imzalanışına kadar geçen sürede, Yunanistan’ın Megali İdea hedeflerini
gerçekleştirebilmek için hangi iç ve dış dinamiklere dayandığı ve bu dinamiklerin
geçerliliğini koruyup korumadığı ortaya konmaktadır.
Üç bölümden oluşan tezin
birinci bölümünde Osmanlı idaresinin Girit’te sükunet dönemini başlatması
ve ardından da Girit sorununun başlamasının nedenleri anlatılmaktadır.
İkinci bölümde Yunan bağımsızlığının sonuçlandırılmasıyla birlikte Megali
İdeanın gerçekleştirilmesi için oluşturulan yeni ortam ve Girit’in bu ortamdaki
yeri incelenmektedir. Son bölümde ise Girit Adasının Osmanlı Devleti’nin
elinden kesin olarak çıkması ve adanın Yunanistan’a ilhakı değerlendirilmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin
Girit örneğinden hareketle kendi üzerindeki emperyalist emelleri, Atatürk
dönemi dış politikalarındaki sağlam temelleri bularak ekonomik, sosyal
ve iç politikadaki dalgalanmaları asgari seviyeye indirerek frenlemesi
gerektiği vurgulanmaktadır.
ALİ DENİZLİ
KORE HARBİNDE TÜRK TUGAYLARI
KONULU DOKTORA TEZİ
Yapılan çalışmada Kore ile ilgili
genel bilgi verildikten sonra, bölgedeki Sovyet politikası, Kuzey Kore
ve Çin’in harbe katılması ve buna karşı Amerika’nın tutumu anlatılmaktadır.
Takip eden bölümde 1950 öncesi Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi durum
hakkında bilgi verilmekte ve I. Türk Tugayının Kore’ye intikali, aldığı
görevler, savaşın aşamaları, dört Türk Tugayının savaştaki görevleri ve
başarıları ayrıntıları ile anlatılmaktadır. Ayrıca savaşta uygulanan
psikolojik harp ve harp esirlerine uygulanan muameleler, verilen zayiat
ve savaştan sonra gönderilen Türk birlikleri hakkında bilgi verilmektedir.
SAİME YÜCEER
MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE TÜRK
SOVYET İLİŞKİLERİ 1919-1923
KONULU DOKTORA TEZİ
Çalışmanın birinci bölümünde Bolşevik
İhtilali’nden Milli Mücadele’nin başlangıcına değin Türk-Rus ilişkileri
incelenmektedir. İkinci bölümde Heyet-i Temsiliye döneminden Moskova Antlaşması’na
kadar ki süreçte ilişkilerin gelişimi anlatılmaktadır. İlişkileri etkileyen
Mustafa Suphi olayı, İttihat Terakki ve diğer faktörler ile bunların etkisi
altında ilişkilerin gelişimi üçüncü bölümde ele alınmaktadır. Son bölümde
ise Moskova Antlaşması’ndan Lozan Antlaşmasına değin geçen süreçte Türk-Sovyet
ilişkileri ele alınmaktadır.
A.KÜRŞAT GÖKKAYA
TÜRK SİYASİ TARİHİNDE MUHALEFET
ÖRNEKLERİ VE BİR ÖRNEK: CUMHURİYET HALK PARTİSİ MUHALEFETİ 1950-1960
KONULU DOKTORA TEZİ
Bu çalışmada, Türk siyasi
hayatında kaydedilen muhalefet hareketleri ve bu hareket içerisinde Cumhuriyet
Halk Partisi örneği seçilerek bu partinin 1950-1960 yıllarında iktidardaki
Demokrat Partiye karşı yürüttüğü muhalefet politikası incelenmiştir.
Araştırma üç bölüm altında
derinleştirilmiştir. Birinci bölümde genel anlamıyla Türk siyasi hayatında
muhalefet olgusuna değinilmiş, bu bağlamda Osmanlı İmparatorluğu’ndaki
Türk Siyasi Tarihinin önemli dönüm noktalarını oluşturan Tanzimat, Birinci
Meşrutiyet ve İkinci Meşrutiyet Dönemleri mercek altına alınmış ve sonrasında
Milli Mücadele Dönemi irdelenmiştir.
İkinci bölüm Türkiye Cumhuriyeti’nin
kurulmasından sonraki siyasal gelişmeleri kaydetmektedir. Burada özellikle
Cumhuriyet Halk Partisinin kuruluşu ve faaliyetleri yanında bu partiye
muhalif olarak kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve sonrasında Serbest
Cumhuriyet Fırkasının siyasi yaşamları değerlendirilmiş ve çok partili
hayatın başlangıcı ile Türk demokrasi hayatının filizlenmesi ve Demokrat
Parti’nin gelişim seyri hakkında bilgiler verilmiştir.
Üçüncü ve son bölümde ise
Cumhuriyet Halk Partisinin ilk kez düştüğü muhalefet konumunda yürüttüğü
mücadeleyi, parti içinde yaşanan gelişmeyi görebilmenin yanı sıra Türkiye’nin
yaşadığı sosyo-ekonomik ve siyasal sorunlara da tanık olmak mümkündür.
MUHİTTİN GÜL
ATATÜRK DÖNEMİNDE TÜRKİYE’NİN
SANAYİLEŞME POLİTİKASI (1923-1938)
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ
Bu çalışmada Türkiye Cumhuriyeti’nin
kuruluşundan Atatürk’ün ölümüne dek geçen süre içerisinde izlenen sanayileşme
politikası ve bu politika çerçevesinde kaydedilen gelişmeler incelenmiştir.
Araştırma üç bölümden oluşmuştur. Birinci bölüm 1923-1930 yıllarını kapsayan
liberal dönem olarak adlandırılmış ve bu başlık altında Kurtuluş Savaşı
yıllarından itibaren Türkiye’nin ekonomik yapısı değerlendirilerek, sanayileşmenin
zorunluluğu vurgulanmıştır. Bu çerçevede Atatürk’ün olaylara yön verici
çalışmaları ile sanayileşme konusunda karşılaşılan sorunlar, alınan önlemler
ve önemli uygulamalara değinilerek, dönemin önemli kuruluşları mercek altına
alınmıştır.
1930-1933 dönemi başlığını
taşıyan ikinci bölümde bütün dünyayı saran ekonomik kriz karşısında gen
Türkiye Cumhuriyeti’nin çözüm arayışlarına yer verilmiş, bunun bir sonucu
olarak devletçilik düşüncesinin ağırlık kazanması ile birlikte 1931 yılında
devletçilik modelinin CHF programına girişi ve bundan sonraki uygulamaların
yanı sıra dönemin önemli sanayi ve malî kuruluşları hakkında bilgiler verilmiştir.
Araştırmanın üçüncü ve son
bölümü 1933-1938 yılları arasındaki planlı ve devletçi modeli kapsamaktadır.
Bu bölümde plan ve planlı kalkınma hakkında genel bilgiler verildikten
sonra Atatürk’ün bu konudaki çalışmalarına ve buna bağlı olarak birinci
ve ikinci beş yıllık sanayi planlarına yer verilerek dönemin önemli kuruluşları
ve faaliyetleri aktarılmıştır.
ERDAL İLTER
TÜRKİYE'DE SOSYALİST ERMENİLERİN
FAALİYETLERİ (1890-1923)
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ
Bu çalışmada 1890- 1923 yılları
arasını kapsayan dönem içerisinde dönem içerisinde Türkiye’de yaşayan sosyalist
Ermenilerin yürüttükleri faaliyetlere yer verilmiştir. İki bölüm halinde
hazırlana araştırmanın birinci bölümü, asırlarca Osmanlı İmparatorluğu’nun
bünyesinde barış içerisinde yaşayan Ermenilerin, Osmanlı Devleti’nin güçsüzleştiği
dönem içerisinde ayrılıkçı bir politika izleyerek, silahlı faaliyetlere
girişmelerini, Ermeni komitelerinin ortaya çıkışından itibaren ihtilalcilik
ruhu ile Ermeni meselesini alevlendirmesini, Birinci Dünya Savaşı’ndaki
tutumlarını ve büyük devletlerin Ermeni meselesini çözme yolundaki gayretlerini
gözler önüne sermektedir.
Araştırmanın ikinci bölümünde
ise Milli Mücadele döneminde Türkler ve Ermenileri kapsayan ancak bunların
gerisinde bulunan İtilaf Devletlerinin de dahil olduğu bir dizi mücadele
anlatılmaktadır. Bu mücadele Mondros Mütarekesi ve sonrasındaki işgalleri,
Ermeni isteklerini, Sevr Antlaşması’nı, Doğu Cephesindeki Ermenistan’daki
kazanılan zaferi ve nihayetinde Lozan Barış Antlaşmasıyla Türkiye’de yaşayan
Ermenilerin de konumunu belirleyen azınlıklar meselesinin çözüme kavuşturulmasını
içermektedir.
Çalışmanın kapsadığı dönemle ilgili
olarak çok sayıda belgeye de ulaşılmış ve araştırmanın sonunda bu belgelere
yer verilmiştir.
YAŞAR KALAFAT
ŞARK MESELESİ IŞIĞINDA ŞEYH
SAİT OLAYI, KARAKTERİ, DÖNEMİNDEKİ İÇ VE DIŞ OLAYLAR
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ
Bu çalışma, Türkiye Cumhuriyeti’nin
ilk yıllarında yaşadığı ve kendisini epeyce uğraştıran bir ayaklanma hareketini,
bu hareketin iç ve dış dinamikleri ve bağlantılarını birlikte değerlendirerek
sonuçlarının nelere yol açtığını araştırmak üzere kaleme alınmıştır. Araştırma
ayrıntılı bir giriş haricinde iki bölümden oluşmuştur. Giriş kısmında olayın
geçtiği bölgenin etnik yapısı üzerinde durularak, Cumhuriyetin ilanından
sonra gelişmeye başlayan muhalefet olgusu ve bu çerçevede Terakkiperver
Cumhuriyet Fırkası’nın kurulması aktarılarak konunun içsel bağlantıları
ortaya konmuştur.
Birinci bölümde Şeyh Sait’in
kimliği ve kişiliği hakkında bilgiler verilmiş, ayaklanmanın başlangıcında
etken olan organizasyonlar ve örgütler ve bunlar arasındaki ilişkiler gözler
önüne serilmiş, ayaklanmanın seyri ve sonucu ile Türkiye’deki iç politika
alanında yaşanan değişiklikler aktarılmıştır.
Çalışmanın ikinci ve son
bölümü Şeyh Sait ayaklanmasının karakterini inceleme altına almıştır. Bu
bağlamda İngiltere faktörü ve Musul sorununa dikkat çekilmiş, ayaklanmada
rol oynayan sosyal, ideolojik, kültürel ve dinî faktörler göz önünde tutulmuş
ve olaya çeşitli çevrelerin bakış açıları yansıtılarak geniş çaplı bir
değerlendirme yapılmıştır.
İ. CEYHAN KOÇ
TEK PARTİ DÖNEMİNDE BASIN-İKTİDAR
İLİŞKİLERİ (1929-1938)
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ
Bu çalışma 1929-1938 yılları
arasında Türkiye’deki tek parti dönemi ve bu dönemdeki basın ve iktidar
arasındaki ilişkiler ele alınmıştır. Çalışma dört bölüm halinde sürdürülmüştür.
Birinci bölümde 1929-1938 arası dönemde basın alanındaki mevzuat ve kurumlaşmalar
anlatılmıştır. Bu çerçevede basın ile ilgili çıkan yasalar, yönetmelikler
ve Meclis içi ve dışındaki etkileri yansıtılarak konu ile ilgili çeşitli
kesimlerin değerlendirmeleri aktarılmıştır.
Çalışmanın ikinci bölümü
Serbest Cumhuriyet Fırkası döneminde basın-iktidar ilişkileri başlığı altında
devam etmektedir. Bu bölümde SCF’nin kuruluşunu basındaki yankıları ve
basının SCF’ye yönelik değerlendirmeleri ile bu dönemde yaşanan belli başlı
olayların basında nasıl yer aldığı örneklerle incelenmiştir.
Üçüncü bölümde 1929-1931
yılları arasında Cumhuriyet Halk Fırkası ile basın arasındaki ilişkiler
anlatılmış ve bu dönem partili olan ve olmayan basının ayrı ayrı irdelenmesi
ile aktarılmış ve basında tek parti-çok parti kavramlarının tartışılmaya
başlanmasına dikkat çekilmiştir.
Dördüncü ve son bölümde
ise Matbuat Kanunu sonrasındaki basın-iktidar ilişkileri anlatışmış, dönemin
basın politikası ile birlikte güdümlü bir basın yönetiminin oluşturulmasının
altı çizilmiş, bu dönemde yaşanan Cumhuriyet ve Tan Gazeteleri arasındaki
tartışmalar ve faşizm suçlamalarına yer verilmiş, daha sonra İsmet İnönü’nün
Başvekillikten ayrılmasının basındaki yankıları aktarılmış ve nihayetinde
Anayasa değişikliklerine basının bakış açısı yansıtılmıştır.
BAYRAM SAKALLI
MİLLİ MÜCADELEDE TEŞKİLATLANMA
DÜŞÜNCESİ MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETLERİ VE SOSYAL YAPILARI
KONULU DOKTORA TEZİ ÖZETİ
Bu çalışma Birinci Dünya
Savaşı sonrasında Türkiye’nin yaşadığı işgallere karşı başlatılan Milli
Mücadelede teşkilatlanma düşüncesinin ortaya çıkışı, bu mücadelenin bir
ürünü olan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri ve cemiyetlerin sosyal yapılarını
ortaya koymayı hedeflemiştir. Çalışma beş bölümden oluşmuştur. Birinci
bölümde Türkiye’nin Mondros Mütarekesi döneminde içinde bulunduğu siyasi
ve iktisadi durumun ve Osmanlı Hanedanlığının işgaller karşısındaki tutumu
izah edilmiştir.
Çalışmanın ikinci bölümü
direniş duygusu ile birlikte teşkilatlanma düşüncesinin ortaya çıkışını
ve bu çıkışın geri planındaki fikirsel tartışmaları ortaya koyarken, Müdafaa-i
Hukuk ismiyle cemiyet kurma girişimlerinin başlamasını aktarmıştır. Bunu
takip eden üçüncü bölümde ise yurdun çeşitli bölgelerinde işgallere karşı
oluşturulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri birer birer tanıtılarak faaliyetleri
hakkında bilgiler verilmiştir.
Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerindeki
sosyal yapı başlığını taşıyan dördüncü bölümde bu cemiyetlerde faaliyet
gösteren kişiler, sivil memurlar (bürokratlar), askerler (subaylar), din
adamları (ulema), eşraf, halk ve köylüler şeklinde sınıflandırılmış ve
bu sınıfların içinde bulundukları konum belirtilmiştir.
Beşinci ve son bölümde ise
cemiyetlerdeki değişiklikler, gruplaşmalar ve partilileşmeye doğru bir
gidiş başlığı altında Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin kurulması,
Kuvva-yı Milliyeyi ve cemiyetleri resmî otoriteye bağlama faaliyetleri,
Büyük Millet Meclisi’nde gruplaşma ve partilileşme çalışmaları anlatılmıştır.
ALİ OSMAN AKALAN
IX.DÖNEM TBMM
KONULU YÜKSEK LİSANS TEZİ ÖZETİ
Bu çalışmada, Osmanlı dönemindeki
çağdaşlaşma hareketleri çerçevesinde başlayan süreç incelenmiş ve Türkiye'de
çok partili sisteme geçilen 1950-54 yılları arasındaki T.B.M.M.'nin durumu
ortaya konulmaya çalışılmıştır. Özellikle bu dönemde Türkiye'nin gündeminde
yer alan siyasi, ekonomik, iç ve dış olaylar T.B.M.M. bağlamında irdelenmiştir.
IX. Dönem'in en büyük özelliği yirmiyedi yıllık C.H.P.'si iktidarının halk
oyu ile değiştirilerek D.P.'nin iktidara gelişidir. Bu açıdan da IX. Dönem
T.B.M.M.'nin Türk Demokrasi Tarihi açısından ayrı bir yeri vardır.
Bu çerçevede Tezimiz genel bir
girişten sonra altı bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Milli egemenlik
ilkesinin tarihi gelişimi çerçevesinde Türkiye'de çok partili hayata geçiş
ele alınmıştır. İkinci bölüm tezimizin ağırlık noktasını teşkil etmektedir.
Bu bölümde IX. Dönem Milletvekillerinin siyasi, sosyal ve ekonomik durumları
ile eğitim ve kültür seviyeleri tablolar ortaya konularak değerlendirilmiştir.
Tezin üçüncü ve dördüncü bölümlerinde, iktidar değişikliğine paralel olarak
Türkiye'nin iç ve dış politikası önceki dönemle karşılaştırılarak incelenmiştir.
Beşinci bölümde, IX. Dönemde uygulanan ekonomik politikalar ele alınmıştır.
Son bölümde ise D.P. hükümetlerinin eğitim ve kültür politikaları incelenmiştir.
Sonuç bölümünde ise dönemle ilgili genel bir değerlendirme yapılarak teze
son verilmiştir.
ABSTRACT
In this study, it is tried to evaluate
the position of the Turkish Grand National Assembly in the time of transition
period from one party system to the multi - party system in 1950-54 and
the developments of this period is examined carefully in connection with
the modernization movements of the Ottoman period. The political, economic,
internal and foreign developments and the policies of the Turkish Grand
National Assembly are also studied in this thesis. the IX. th. Period,
the power of the Republican People's Party which had been continued since
24 years was changed with the votes of the Turkish citizens and the
Democratic Party came to the power. Because of that reason, IX. th. Period
of the Assembly has an important place in the history of the Turkish Democracy.
In this respect, the thesis, with
an introduction has six chapters. In the first chapter, the transition
period from one party system to the multi - party system is studied in
the respect of the development of the principle of the national sovereignty.
The second chapter is the focus of the thesis and in this chapter, the
political, economic, social and educational positions of the deputies of
the IX. th. Period are showed in the tables. In the third and the fourth
chapters, the internal and foreign policies of this transition period are
studied in comparison with the preceeding period of the assembly. In the
last chapter, the educational and cultural policies of the Democratic Party
are examined carefully. At the conclusion there is a general evaluation
of the IX. th Period of the Turkish Grand National Assembly.
ARZU ÇALTIK
HAMDULLAH SUPHİ TANRIÖVER’İN
TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ TARİHİNDEKİ YERİ
KONULU YÜKSEK LİSANS TEZİ ÖZETİ
Seçkin bir aileye sahip olan
Hamdullah Suphi Tanrıöver’in (1885-1966) babası Abdullâtif Suphi Paşa,
annesi Ülfet hanımdır. I. Abdülhamid aleyhine şiirler yazmıştır. Türkçülük
hareketinin teşkilâtlanmasında Türk ocağı başkanı olarak rol oynamıştır.
1912 yılında resmen kurulan Türk Ocakları Türkçülük fikrinin etkin bir
müessesesidir. Türk Ocakları başkanlığı gibi önemli bir konuma ulaşan
Hamdullah Suphi, çalışkanlığı ve hitabet yeteneğiyle ocakların gelişimine
katkı sağlamıştır. Millî mücadele döneminin önemli bir şahsiyeti olan Hamdullah
Suphi, Misak-ı Millî’nin kabulünde rol oynamıştır. T.B.M.M’de Atatürk’ün
yanında yer alarak, matbuat ve istihbarat umum müdürlüğü, iki kez de maarif
vekilliği görevlerinde bulunmuştur.
Cumhuriyet’in ilanıyla beraber,
milliyetçilik modern Türkiye’nin dayandığı temel ilkelerden biri olmuştur.
I. Meşrutiyet ortamında müesseseleşen Türkçülük fikrinin halk kitlelerine
ulaştırılmasında, Türk Ocakları başkanı Hamdullah Suphi’nin önemli bir
rolü olmuştur. Türk Ocakları 1931 yılında kapatılmış ve Tanrıöver’de
Bükreş elçiliğine atanmıştır. Elçilik vazifesini yerine getirirken bu bölgedeki
Türklerle de alakadar olmuştur. Bükreş’ten döndükten sonra, 1945 yılında
C.H.P’den istifa ederek, Demokrat Parti’ye geçmiştir. 1949 yılında Türk
Ocaklarını yeniden açmıştır. 1954 yılında Hürriyet partisine geçmiş ancak
milletvekili seçilememiştir.
Hamdullah Suphi faşizm,
komünizm, irticai fikirleri tehlikeli akımlar olarak değerlendirmiştir.
Ona göre Komünizm, İrticai hareketlerden daha da tehlikelidir. Bu bakış
açısısıyla Atatürk ilke ve inkılâplarına sahip çıkmış ancak türbelerin
kapatılmasına karşı bir tutum sergilemiştir. 1930 yılında yazdığı “Bu Sesi
Koruyacaksın” adlı makalesinde, kitleleri muhalefete sahip çıkmaya davet
etmiştir. Kültür temeline dayanan bir milliyetçilik anlayışını benimsemiş
ve ırkçılığı reddetmiştir. Millet anlayışının esasları din, dil ve dilek
birliğidir. Çağdaşlaşma meselesinde ise batı medeniyetine dahil olunmasını,
ancak bunun Türk kültürünü muhafaza etmek suretiyle gerçekleşmesi gerektiğini
öne sürmüştür.
Türk Ocaklarıyla özdeşleşen
Hamdullah Suphi 10 Haziran 1966’da vefat etmiştir.
SUMMARY
Hamdullah Suphi Tanrıöver
(1885-1966), whose father is Abdullâtif Suphi Pasha and mother
is Mrs. Ülfet, has a distinguished family. He writes poems that are against
I. Abdülhamid, During the organization of Pan-Turkism act, he takes role
as the president of the Turkish Association. The Turkish Associations -built
officially in 1912- are the active institutions of the trend: Pan-Turkism.
Hamdullah Suphi, who attains a remarkable status like the president of
Turkish Associations, contributes to the development of the associations
through his diligence and skill of rhetoric. Having a strong personality
in the period of the national struggle, Hamdullah Suphi takes role in the
acceptance of the National Pact. Siding with Atatürk in the Turkish National
Assembly, he takes part as the general administrator of press and intelligence
and he becomes representative of instruction twice.
Together with the declaration
of republic, nationalism has become one of the fundamental principles
an which modern Turkey depends. As the president of the Turkish Associations,
Hamdullah Suphi plays important role in conveying the idea of Pan-Turkism
-that is institutionalized during the circumstances of the second constitution-
to the public masses. The Turkish Associations are closed in 1931 and Tanrıöver
is appointed to the embassy of Bucharest. while he is fulfilling
his mission as an ambassador, he deals with Turks in this region. After
turning back from Bucharest, he resigns from C.H.P. (The political
party of the people in Republic of Turkey) in 1945 and transfers into Democrat
Party. In 1949, he opens the Turkish Associations again. In 1954 He transfers
into the party of Liberty but he is not elected as deputy.
Hamdullah Suphi evaluates
the ideas like; fascism, communism and reactionary thoughts, as dangerous
trends. From his point of view, communism is more dangerous than the reactionary
activities. Hence, he advocates Atatürk’s principles and revolutions
but he points out that he is against the banning of the mausoleums. In
his article titled as; “You Will Assert This Voice”, that is written
in 1930, he invites the masses to advocate the opposition (parties). He
assumes a nationalistic mentality that depends on cultural
foundation and he rejects racism. The principles of the concept of a nation
are the unity of religion, language and wish. As for the question of modernization,
he advocates that the western civilization should be included but this
will only come true, provided that the Turkish culture is preserved.
Hamdullah Suphi who identifies
himself with the Turkish Associations dies in 10 June 1966.
ETHEM KERİM
TÜRKİYE’DE NÜFUSUN TARİHSEL
GELİŞİMİ (1923-1990) KONULU YÜKSEK LİSANS TEZİ ÖZETİ
Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde
toprak kayıpları sonucu Balkanlar ve Kafkasya’dan Anadolu’ya çok sayıda
Türk göçü olmuştur.Göçler sonucu Anadolu’da Türk nüfusu hâkim unsur hâline
gelmiştir.Bu durum Mustafa Kemal Atatürk’ün “Millî Devlet” politikası
izlemesinde etkili bir husus olmuştur.
Türkiye’de Cumhuriyetin
kuruluşundan 1965 yılına kadarki dönemde nüfus artırıcı politika izlenmiştir.Ekonomik,
demografik, siyasî ve askerî nedenler, bu politikanın izlenmesinde etkili
olmuştur.Nüfusu artırmak için sağlık alanında çalışmalar yapılarak ölüm
oranları düşürülmüştür.Alınan yasal önlemlerle bu politika desteklenmiştir.Nüfusu
artırmak için alınan bir diğer önlem, ülkeye göçmen kabul edilmesidir.1927-35
döneminde binde 21.10 olan yıllık nüfus artış hızı, 1955-60 döneminde binde
28.53’e yükselmiştir.Cumhuriyetin kurulduğunda yaklaşık 12-13 milyon olan
nüfus, 1965 yılında 31 milyona ulaşmıştır.
Özellikle ekonomik nedenlerden
dolayı 1965 yılında politika değişikliğine gidilmiştir.Nüfus artışını yavaşlatıcı
politika ile birlikte nüfus plânlaması çalışmaları başlamıştır.1965 yılında
binde 25.19 olan yıllık nüfus artışı hızı, 1990 yılında binde 21.71’e gerilemiştir.1990
yılında Türkiye nüfusu 56 milyon olmuştur.
Nüfus artışını yavaşlatıcı
politika ve nüfus plânlaması çalışmaları başarılı olamamıştır.Nüfus artış
hızı, gelişmiş ülkelere göre hâlâ yüksek seviyededir.1993 yılında doğurganlık
hızı 2.7, bebek ölüm hızı binde 52.6 düzeyindedirler.Bu oranlar da gelişmiş
ülkelere göre yüksektir.Türkiye’de ise Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde
doğurganlık ve çocuk ölüm hızı, ülke ortalamasının üzerindedir.Nüfus artışını
yavaşlatıcı politika, günümüzde de devam etmektedir.
SUMMARY
The fact that Ottoman
Empire has lost land in its last period caused many Turkish people
to migrate into Anatolia from Balkans and Caucausus. As a result of migrations
Turkish population has become a powerful factor in Anatolia. This situation
was an effective point for Mustafa Kemal Atatürk to follow the policy of
“national state”.
After the Republic has ben established in Turkey, population increase policy
was followed until 1965. The factors related with economic, demografic,political
and military had a great influence in following these policies. Death
rates have ben reduced to a minimum level by doing studies in medical science
in order to increase population. With the help of the legal preventions
this policy has ben supported. Another precaution taken to increase population
is to let migrates entering into country. Annual population increase rate
which was %o 21.10 betwen 1927-1935 has risen %o 28.53 in 1955-1960
period.In the Republic has ben the population which was about 12-13 million
became 31 million in 1965.
Particularly, because of the economic reasons in 1965 a change of policy
was required. In the near time, along with the population diminishing policy,
the population planning policy were began. Annual population increase rate
which was %o25.19 in 1965 decreased to the rate of %o 21.71 in 1990.
Turkey’ s population has reached 56 million in 1990.
Population diminishing policy and population planning studies never became
successful. Compared with the developed countries our population increase
rates are far more greater than them. In 1993 the rate of population
growth rate was % 2.7 and infancy death rate was %o 52.6 . These rates
are also higher than the rates of the developed countries. But in
Turkey,in East and South East Anatolia regıons the population growth rate
and infancy death rates are above the avarage. Population diminishing policy
has still ben followed today.
TEOMAN GÜL
TÜRK SİYASAL HAYATINDA RECEP
PEKER
KONULU YÜKSEK LİSANS TEZİ ÖZETİ
1888 yılında, İstanbul’da
doğan Recep Peker, Kara Harp akademisini bitirdikten sonra, subay olarak
göreve başladı. Trablusgarp ve Balkan savaşında, ayrıca Kafkasya cephesinde
görev yaptı. Millî mücadelenin başlamasıyla birlikte, ankara’ya gelerek
bu harekete katıldı. 23 Nisan 1920’de ilk Meclis’te Genel Sekreterlik görevine
getirildi. 1924-1946 yılları arasında, üç defa CHP Genel Sekreterliği,
iki defa CHP grup başkanvekilliği yaptı. ayrıca Millî Savunma, İçişleri,
Maliye, Bayındırlık, İmar ve İskan Bakanlığı görevlerinde bulundu. 1946
yılında çok partili hayata geçilen dönemde, başbakanlık görevine getirildi.
Parti İçi ve Demokrat Partinin muhalefeti sonucunda 1947 yılında başbakanlıktan
istifa etti. 2 Nisan 1950’de vefat etti.
Recep Peker’in Türk siyasi
hayatına damgasını vurduğu görevi, tek partili dönemde en uzun süre görev
yaptığı parti genel sekreterliği oldu. Recep Peker CHP’yi örgütsel yönden
ve doktrin bakımından güçlendirmeye çaba harcadı. Partinin devlet ve hükümet
üzerinde denetim kurabilecek ölçüde bir siyasi otorite olması için çalıştı.
Parti ve Kurultay kararlarının, anayasadan üstün olduğunu, anayasanın parti
ve kurultay kararları ışığında yeniden düzenlenmesi gerektiğini savundu.
Türkiye Cumhuriyetinin ilk parti devleti olduğunu söyledi. CHP’nin ismi
ve altı ok işareti Atatürk’e yaptığı öneriyle kabul olunduktan sonra, partinin
altı ilkesinin, 1935 anayasasına girmesini sağladı. 1932 yılında İtalya
ve Almanya’ya yaptığı geziler sonucunda, faşist partilerdeki örgütlenmeyi
CHP içinde yapmak istedi. Liberal devlet tipine karşı olan Recep Peker,
herşey ulusallaşmışken, partinin de ulusal ve tek olması gerektiğini savundu.
İnkılabı; sosyal bünyeden geri, eğri, fen, eski... şeyleri birden bire
yerinden söküp, onların yerine ileriyi, doğruyu koymaktır. eskiyi vurup
devirmedikçe inkılâp uzun süre devam etmez şeklinde açıkladı.
Yeni Türkiye Cumhuriyeti
ve Atatürk İnkılâplarına iman derecesinde bağlı olan Recep Peker, çağdaş
Türkiye’yi oluşturmanın ancak, otorite ve disiplin sayesinde sağlanacağına
inandı. CHP, disiplin, otorite ve bağımsız Türkiye Recep Peker’in yaşam
prensibi olmuştur.
SUMMARY
Recep Peker who was born
in 1888 began to work as military officer after he had finished Land War
Academy. He was on duty in Tripoli and Balkan War, in addition to Caucasus
front. When “national struggle” had begun, he took part in this action
by coming to Ankara. He has ben charged with a duty of General Secretariat
in the first assembly on April 23 nd, 1920. He did General Secretariat
of CHP (Republic People’s Party) betwen the years of 1924-1946 thre times
and Chp group vicepresidency twice and in addition he has ben appointed
with Minister of National Defence, Minister of Interior, Minister of Finance,
Minister of Public Works, and Minister of Development and Settling. He
has ben charged with the duty of Prime Minister in the transition period
to the multi-parties period in 1946. He has resigned in 1947 as a result
of contrariety of his party and the democrat party. He died on April 2
nd, 1950.
Recep Peker’s duty which
has a great effect on the Turkish Political Life is the general secretariat
of the party which is the longest term in his work life in the single party
period. Recep Peker tried to make the CHP powerful in terms of organization
and doctrine. He attempted for the party in order to be a powverful political
authority as a control mechanism on the state and the goverment. He justified
that the decres of the party and the congress are superlor of the Charter
and tehe Charter should be rearranged under the light of party and congres’
decisions. He said that Turkish Republic is the first part state. After
his propasals made to Atatürk about the name of the CHP and the six-arrow
symbols accepted, he ensured to enter the six principal of the party to
the Charter of 1935. He tried to do same organization of the fascist parties
that he observed during his visit to İtaly and Germany in 1932 for the
CHP. Recep Peker who was oppose to the liberal state justified that the
party should be national and unique when everything have ben nationalized.
He explained the constructive
revolution as the discharge of posterios, unjust, bad and old things sudenly
from the social structure and placing of future and the truths instead
of them. He also said that the constructive revolution can not be continuous
for a very long time unless the old ones are upsetted.
Recep Peker who trusted
to the new Turkish Republic and Atatürk’s revolutions at the level of faith
believed that the contemporary Turkey should only be ensured by authority
and discipline. CHP, discipline, authority and independent Turkey were
the principles of Recep Peker’s life.
NUMAN YEDİYILDIZ
VI. DÖNEM TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET
MECLİSİ (1946-1950) KONULU YÜKSEK LİSANS TEZİ ÖZETİ
TBMM’nin incelenmesi iki
bakımdan önemlidir. Açıldığı tarih olan 23 Nisan 1920’den itibaren Atatürk
ilke ve inkılâplarının ve Türk demokrasisinin gelişim sürecini bu çatı
altında net bir şekilde takip edebiliriz. VII.Dönem TBMM (1946-1950), Türk
Siyasi hayatının nirengi noktalarındandır. Çok partili demokrosinin hazmedilmesi
bu dönemde gerçekleşmiştir. Diğer dünya devletlerindeki demokrasiye geçiş
dönemleriyle karşılaştırıldığında, Türkiye’de çok daha uyumlu bir değişim
süreci yaşanmış olduğu görülür.
1946-1950 yılları arasında
Türkiye’nin iç ve dış siyasi gelişmeleri, ekonomisi ve kültür politikaları,
TBMM’nin mesaisi ve yasama çalışmaları çerçevesinde incelenmiştir. Memleketin
her tür meselesi Meclis’e, Meclis’in gündemi de halka yansımıştır. Bu durum
incelenen dönemde halk ve Meclis ilişkilerinin sağlıklı olduğunu göstermektedir.
VII.Dönem TBMM milletvekillerinin
şahsi bilgilerinden oluşturulan veri tabanının bilgisayar yardımıyla sorgulaması
yapılmıştır. Bu sorgulama milletvekillerinin tahsili, bildikleri yabancı
dil, meslekleri, yaşları ve çocuk sayıları gibi veri birimleriyle gerçekleştirilmiştir.
Meclis’te başlıca iki parti: CHP ve DP bulunmaktadır. Çok partili demokrasiye
geçilen bu dönemde tahsil seviyesinin nispi olarak düştüğü, meslek dağılımının
arttığı, hukukçuların çoğaltığı ve Meclis’in gençleştiği gözlenmiştir.
VII.Dönem TBMM’nde, I.Dünya
Savaşı sonrası iki kutuplu (ABD-SSCB) dünya dengesinde yer bulma gayretlerine
yönelik yasama çalışmaları dikkat çekmektedir. Bu çalışmalar ekonomi ve
kültür politikalarında liberalleşme ve esneklik şeklinde kendini gösteriştir.
Bütçe görüşmeleri dış yardımların etkin kullanımı endişesi ve muhalefetin
varlığı sebepleriyle fonksiyonel hale gelmiştir. Dış politikada VII. Dönem
TBMM teksesli ve istikrarlıdır. Atatürk’ün temelini attığı ve dünyaya paralel
gelişmelerin yaşandığı bu dönemde O’nun ilke ve inkılâpları yine rehber
olmuştur.
SUMMARY
The examination of Turkish
Grand National Assembly is important in two aspects. From 23 April 1923,
the process of development of the Turkish democracy and Atatürk’s principles
and revolutions can be sen clearly through this examination. The VII.Term
of the TGNA (1946-1950) is one of the turning points in Turkish political
life. Adaptation to multi-party democracy has ben established during this
term. The process of transition to multi-party system in Turkey was smoother,
compared to that of other countries.
The internal as well as
external political developments concerning Turkey betwen 1946-1950. its
economic and cultural politicies have ben studied within the framework
of the legislatilative efforts of the TGNA. All kinds of problem with whish
the country was facing, sem to have found reflection in the TGNA. The agenda
of TGNA in turn was reflected in the daily lives of the public. This shows
that the relationship betwen people and Assembly had a healthy character.
The computer database containing
the biographical information concerning the deputies has ben interrogated
using the fields such as party affiliation, the education. foreing language,
profession, age and number of children. The result of this interrogation
has shown the following: There were two major parties in the assembly,
RPP and DP: there was a relative decrease in the level of the education
of the deputies, the occupational variation was a relative decrease in
the level of the education of the deputies; the occupational variation
was increased; the number of deputies coming form legal profession was
on the rise; and on average, the deputies had a younger age.
The legislation directed
towards finding a place in two bloc world (USS-URSS) formed after World
War I was notable in work carried out by VII.Term of the TGNA. This legislation
manifested itself in the form of liberalisation and flexibility of the
economic and cultural politicies. The budget discussion has become more
functional because of the existence of the opposition and the concern to
use the foreign aid efficiently. The TGNA in this period had a stable foreign
policy and spoke with one voice. The principles and revolutions of Atatürk
had once again guided Turkey during such a period as this in which development
were taking place parallel to the other parts of the contemporary world.
YASEMİN DOĞANER
27 MAYIS İHTİLALİ VE KURUCU
MECLİS
KONULU YÜKSEK LİSANS TEZİ
ÖZETİ
Türkiye’de çok partili hayata
geçildikten sonraki ilk iktidar partisi olan Demokrat Parti’nin yönetimi,
27 Mayıs 1960’ta yapılan ihtilal ile sona ermiştir. Ordu’nun bu hareketiyle,
çok partili demokrasi bir süre için kesintiye uğramıştır.
Kurucu Meclis, ordunun yönetime
el koyduktan sonra oluşturduğu Millî Birlik Komitesi hükümetinin direktifiyle
kurulmuştur. Türkiye’nin bütün illerinin, meslek dallarının ve belli
bir güçteki partilerinin temsilcilerinin bulunduğu meclis, cumhuriyet tarihinde
bu nitelikteki ilk meclistir. Temsilcilerden ve on sekiz MBK üyesinden
oluşan Kurucu Meclis, 1961 bütçesini, 1961 Anayasasını ve Seçim Kanununu
hazırlamıştır. İhtilalden yedi ay sonra, 4 Ocak 1961’de açılan meclis,
dokuz ay görev yapmış, Türkiye’de ilk kez Anayasa’nın referandumla onaylanmasına
da zemin hazırlamıştır. Temsilciler Meclisi üye seçimlerinde, kitlelerin
eşit bir şekilde temsilinin sağlanabilmesi için titiz davranılmaya çalışılmış
ancak, Temsilciler Meclisinde DP Kurucu Meclis’in yaptığı 1961 Anayasası,
DP dönemi uygulamalarına tepki olarak gelişmiş ve daha önceki anayasalardan
farklı olarak “hukuk d6evleti, sosyal adalet gibi kavramlar anayasaya girmiştir.
Bundan başka egemenlik anlayışında bir değişiklik olmuş ve parlamento,
egemenliği kullanan tek güç olmaktan çıkarak, Anayyasa’da sözü edilen yetkili
organlardan biri durumuna gelmiştir. 1961 Anayasası’nın getirdiği parlamenter
sistemle, yasama organı iki meclisli bir parlemento olmuş, Türkiye Büyük
Millet Meclisinden başka 150 üyeden oluşan Cumhuriyet senatosu kurulmuştur.
Kurucu Meclis dönemi, ordunun
Türkiye’de siyasi iktidara el koyduktan bir süre sonra MBK’nin insiyatifiyle
oluşturulan ve tekrar çok partili demokratik sürece geçmek için hazırlıkların
yapıldığı bir ara dönemdir. Bu ara dönem, DP’nin siyasi faaliyetlerine
son vermekle birlikte, yeni siyasi partilerin oluşumunu ve tekrar çok partili
siyasi hayata geçilmesini sağlamıştır.
SUMMARY
The administration of the
Democratic Party, which was the first powerful political party after the
transformation to the Polymer System of parties, ended with the revolution
which occured on 27th May, 1960. This democracy of the Polymer System stopped
for a while with the action of the army.
The Establishing Council
was built with the order of the Comitte of National Union which was performed
after the army had brougt about a revolution. The comitte, which was made
up the representatives of the all cities, branches of occupations and the
powerfur parties of Turkey, was the first comitte in the history of the
Turkish Republic. The Establishing Council which was formed by the representatives
and the 18 members of the Committe of National Union prepared the budget
and Constitutional of 1961 and the Election Law. Seven months later after
the revolution, the council, which was established on 4 th January, 1961,
worked for nine months and prepared the background of Constitutional being
accepted by the referandum. The Committte of the Representatives tried
to be careful for represanting the societies equally in the elections of
members, but the majority of the opposing party - CHP, which took a place
in the period of Democratic Party in the Comitte of Representatives, could
not be stopped. The Constitutional of 1961, made by Establishig Council,
developed against the actions of the time of Democratic Party and the Constitutional
included some concepts such as “the government of law or social justice”
differing from the former constitutionals. Moreover, the concept of sovereignty
changed an the parliament stopped being the only authority which had the
sovereignty and became ona of the responsible organs mentioned in the Constitutional.
With the Parliamentary System of the 1961 Constitutional, the legislative
body turned to a parliament of two councils and besides from the Turkish
Grand National Assembly, the Senate of Turkish Republic, which was made
up 150 members, was established.
The period of the Establishing
Council was a period which was performed with the allowence of the Committe
of National Union after the army brougt about a revolution and inwhich
the preperations were made in order to transform to the Polymer System
again. In this period, the actions of the Democratic Partyended, some new
political parties were established and it was made possible to transform
to the Polymer System again.
AYDIN TUĞ
KIBRIS SORUNUNDA 1994 SONRASI
SİYASİ GELİŞMELER KONULU YÜKSEK LİSANS TEZİ ÖZETİ
Coğrafi konumu nedeni ile
Kıbrıs, tarih boyunca bölgede güç dengelerinin ve medeniyetlerin kültür
ve ticaretin, çeşitli din ve dillerin etkisi altında kalmıştır. Böylece
hem zaman zaman bölgedeki, çeşitli rekabetin, siyasi ve askeri üstünlük
mücadelesinin yer aldığı bir alan, hem de üç kıtanın medeniyetlerinin kesiştiği
bir kavşak noktası olarak Asya, Mısır ve Anadolu uygarlıklarının buluşup
kaynaştığı bir ada olmuştur.
Kıbrıs, ayrıca Türkiye’nin
güvenliği ve savunması açısından da hayati bir konuma sahiptir. Coğrafi
ve stratejik yeri itibariyle, Dünya ve Orta Doğu Ticaret yollarının olduğu
kadar Orta Doğu Petrol belgelerinin ikmal yollarını da kontrol edecek bir
öneme sahiptir.
Kıbrıs jeo stratejik ve
jeo politik önemini, Büyük Atatürk de Antalya’dan yapılan bir askeri tatbikatta,
kurmay subaylara açıkça ifade etmiştir.
Türkiye açısından önemi
tartışılmaz olan bu ada son 40 yıldır dış politika gündemimizin en önemli
sorunu olarak güncelliğini devam ettirmiştir.
Yapılan bu çalışma ile Kıbrıs
sorununda, 1974 yılından bu yana siyasi gelişmeler makro bir perspektif
içinde, kronolojik bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Giriş bölümü ile
başlayan kısımda sorunun nereden kaynaklandığı izaha çalışılmıştır. ayrıca;
bu sorunu belirleyen iç ve dış koşullar nelerdir? İçeride ve dışarıda bu
çatışmayı ideoloji haline getiren unsurlar neler olmuştur? Bu çatışma işbirliği
haline dönüşebilir mi? Dönüşebilirse nasıl dönüşebilir? Bölgesel koşullar
ne ölçüde bu değişime yardımcı olabilir? Hangi aşamalardan geçilmiştir?
Şimdi bu sorun hangi safhadadır? Geçen yıllarda ne gibi gelişmeler olmuştur?
Üç bölümden oluşan bu çalışmada
ülkelerin izledikleri politikalara ve görüşlere de yer verilmiştir. Bunlara
ilaveten, alternatifli çözüm şekilleri ile yeni gelişmeler ışığında yeni
çözüm önerilerine temas edilmiştir.
Her bölümde kendi yorumumuz
da belirtilmiştir. Sonuç bölümünde ise bu konu ile ilgilenen kişilerin
düşünceleri ve tamamen kişisel görüşlerime yer verilmiştir.
SUMMARY
In the course of histor,
Cyprus, because of her geographical position has ben under the influnce
of regional balances of power and civilizations, culture and trade, and
various, religions and languages.
Thus, at times it has ben
the area for variars competition and political and military dominance disputes;
and at other times, being at the cross-roads of intersection of civilizations
of thre continents, it has ben in İsland on which civilizations of Asia,
Egypt and Anatolia met and unite.
In addition, Cyprus, also
posseses a vital position from Turkeys secuarity and defence point of view.
Due to its geographical and strategic location, it is endowed with importance
for being able to control the worlds trade routes with the middle east,
as well as a supply routes of middle east and regions.
Atatürk has also clearly
expressed the geostrategic and geo-political importance of Cyprus to staff
officers during a military maneuvre in Antalya.
This ısland which its importance
for Turkey ned not to be discussed, has continued to maintain its actuality
as the most important problem in our foreing policy agenda for the last
40 years.
With the condut of this
study, the political developments in the Cyprus problem since 1974 has
ben evaluated chronlogicaly within a macro perspactive.
Under true part beginning
with the introduction section, it has ben attempted to explain the source
of the problem, in addition the following issus have ben explained: What
are the internal and external conditions determing this problem?; What
have ben the inside and outside factors, that caused this confict to become
an ideology?
May this confict turn into
a cooperation? If so, how may it be realized? To what extent regional conditions
may assist this transformation? Which stages we have gone through? What
stage are we now? Have passed years, worked for or against us?
Within this, study consisting
of IV parts, policies and views of countries have also ben brouht forward.
In addition to these, discussions are presented on the forms of alternative
solutions, and in light of recent developments, on new solution proposals.
Our comments are also presented
under each part.
As for the conclusion part,
comments, of individuals who are connected with this topic and my exclusive
personal views have ben brought about.
ESEN ÜNALAN
KARA KUVVETLERİ HAVACILIĞININ
KURULUŞ DÖNEMİ KONULU YÜKSEK LİSANS TEZİ ÖZETİ
Türk Havacılık Tarihi içinde
Kara Kuvvetleri Havacılığının yerini ve önemini ortaya koyan bu araştırma,
1909-1913 yılları arasını kapsayarak aynı konuda yapılacak olan diğer çalışmalara
temel teşkil edecek niteliktedir. araştırma, Kara Kuvvetleri Havacılığının
kuruluş dönemi içinde karşılaştığı teknolojik, askeri, mali ve idari güçlükleri
ve yetersizlikleri belirterek, henüz kuruluş aşamasında iken I. ve I. Balkan
Harbi gibi iki büyük sınav veren Türk Askeri Havacılığının geçirdiği evreleri
oytaya koymaktır. Bu çalışmada, incelenen konunun sağlam bir temel üzerine
oturması için özellikle Genelkurmay Harp Tarihi Arşivi’ndeki belgeler esas
alınmıştır. arşiv belgelerinin yetersiz kaldığı durumlarda, şimdiye kadar
üzerinde yeterli incelemenin yapılmadığı Kara Kuvvetleri Havacılığının
kuruluş dönemiyle ilgili olarak ortaya çıkan boşluklar, Türk Havacılık
Tarihi hakkındaki, diğer yazılı eserler olan kitapve dergilere başvurularak
kapatılmaya çalışılmıştır. Bu araştırmaya Osmanlı Devleti’nde yapılan ilk
balon ve tayyare uçuşları hakkında bilgi verilerek başlanmış. Yüzbaşı Fesa
ve Teğmen Kenan Efendiler’in Avrupa’ya uçuş eğitimine gönderilmeleriyle
devam edilmiş, Trablusgarp Harbi ile I. ve I. Balkan Harbi’ndeki havacılık
olaylarının anlatımıyla geliştirilen araştırma, I.Dünya Harbi öncesine
kadar getirilen Kara Kuvvetleri Havacılığının son durumu ile sona erdirilmiştir.
SUMMARY
This research which is introducing
the importance and place of Army Aviation in Turkish Aviation History has
the quality to lead other studies to be conducted at the same field by
including 1909-1913 years. By pointing technological, military, fiscal
and administrative difficulties and insufficiencies that Army Aviation
has faced in its establishment period, the research brings out the evolutions
of Turkish Military Aviation who has taken two great examinations such
as Balkan War I and I while it was still in its establishment phase. In
this study, documents form General Staff Archive of War History has ben
considered especially in order to put the study which has ben conducted
a remarkable investigation until today, were tried to compensate by scaning
other written documents as books and magazines, concerning with the Turkish
Aviation History. It has ben commenced to this study by giving information
about the first balloon and aeroplane flights carried out in Ottoman State,
continued by sending Capt. Fesa Efendi and Lt. Kenan Efendi to Europe for
flight training. Research, enhancing with aviation events in Trablusgarb
War, Balkan War I and I, ended up with final position of Army Aviation
carried until just before World War I.
H.MURAT ARABACI
MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE HALİDE
EDİB ADIVAR KONULU YÜKSEK LİSANS TEZİ ÖZETİ
Osmanlı Devleti, özellikle
18. ve 19. yy.larda bir takım iç ve dış faktörlerin etkisiyle önemli bir
gerileme dönemine girmiş ve toprak kaybetmeye başlamıştır. Uzun süren siyasi,
sosyal, ekonomik buhran sonunda devleti bir dünya harbine kadar sürüklemiş
ve harbin neticesinde, devletin filen sonunu hazırlayan bir mütareke imzalanmasına
kadar gidilmiştir.
Mondros Mütarekesi’nin imzalanması
ve uygulanmaya başlaması ile birlikte, Osmanlı Devleti’nin bir paylaşılma
tehlikesi ile karşı karşıya kalması ve zaten varolan sıkıntılarının had
safhaya ulaşması Aydınlar arasında çözüm arayışlarının artmasına sebep
olmuştur. işte bu dönemde yazdıkları, düşündükleri ve yaptıklarıyla dikkatimizi
çeken bir aydın da Halide Edib Adıvar’dır.
Halide Edib Adıvar, 1882
yılında İstanbul’da doğmuştur. O günün şartlarında oldukça iyi bir eğitim
gören Halide Edib , Amerikan Kız Koleji’nin mezun ettiği ilk Türk öğrencidir.
Bunun yanısarı Rıza Tevfik, Salih Zeki gibi devrin ünlü isimlerinden özel
dersler almıştır. İşte bu eğitimin sonucunda Adıvar, henüz 15 yaşına gelmeden
yazı hayatına atılmış, bir yandan gazetelerde yazarken, bir yandan da İngilizceden
çeşitli klasik eserleri Türkçeye çevirmeye başlamıştır.
1910-1912 yıllarında Türk
Ocağı ile temasta olan Halide Edib, Ziya Gökalp, Yusuf Akçura gibi kimselerle
Ocak’ta çeşitli faaliyetlere katılmaktadır. Türk Ocağı’nın ilk kuruluş
yılları olan bu yıllarda Halide Edib Hanım oldukça aktif roller üstlenmiştir.
Bir süre eğitimcilik yapan
Halide Edib, Cemal Paşa’nın davetiyle Suriye’ye gitmiş bir süre orada çalışmıştır.
Suriye’de Araplara Türkiye’yi sevdirmek ve savaştan dolayı yetim kalan
çocuklarla meşgul olmak için çeşitli okullar açan Halide Edib, döndükten
sonra tekrar öğretmenlik yapar.
Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından
sonra, devletin içine düştüğü durumdan kurtuluş için çare arayan aydınlar
arasında ön saflarda gördüğümüz Halide Edib Hanım, bu yıllarda Amerikan
Mandası taraftarıdır. Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durumdan tek
başına kurtulmasının imkansız olduğunu, bu sebeple ancak Amerika gibi büyük
ve sömürgeci olmayan bir devletin mandası ile kurtuluşun mümkün olacağı
iddiasındadır.
Bu maksatla 1918 yılı sonlarında
Wilson Prensipleri Cemiyeti adıyla bir dernek kuran Halide Edib, bir yandan
gazeteci, idareci, aydınlar gibi entellektüel zümreyi bu konuda ikna etmeye
çalışırken, bir yandan da Amerika Birleşik Devleti yetkilileriyle bu konuları
görüşmektedir.
Bu derneğin kapanmasından
sonra, Halide Edib’i, İzmir’in işgalini protesto etmek için tertiplenen
tel’in mitinglerinde görmekteyiz. Türk Ocağının daveti ile bu mitinglere
katılan Halide Edib, buradaki konuşmalarıyla (mitinglerin ateşli hatibi)
olarak anılacak ve her zaman bu mitinglerle birlikte onun adı da geçecektir.
M.Kemal Paşa’nın Anadolu’ya
geçmesinden sonra, fikir alışverişi yapmak için mektuplaştığı aydınlar
arasında Halide Edib de bulunmaktadır. Halide Edib, M.Kemal’in bu mektubuna
verdiği cevapta, memleketin kurtuluşu için mutlaka Amerikan Mandası altına
girilmesi gerektiğini belirterek, bunun nasıl olacağını da ayrıntılı olarak
ifade etmiştir. Ayrıca Sivas Kongresi’nde manda yanlısı bir karar çıkartabilmek
için büyük gayret sarfetmiş fakat başarılı olamamıştır.
İstanbul’un işgalinden sonra
Ankara’ya, M.Kemal Paşa’nın yanına geçen Adıvar bundan sonra oldukça hareketli
günler yaşamıştır. Bu dönemde karargahta çeşitli görevlerde bulunan Adıvar,
Millî Mücâdele döneminde Atatürk’ün çevresinde İngilizce okuyup yazabilen
yegane kişidir.
Bir süre sonra kendi isteği
ile orduya asker olarak katılan Halide Edib, burada “onbaşı” rütbesi ile
cephe karargahında çalışmaya başlar. Bu yıllarda aynı zamanda cephe gerisindeki
yerleşim yerlerini de görevli olarak dolaşan Halide Edib, buralarda ve
cephede gördüklerinden yararlanarak Millî Mücâdelenin en güzel romanlarından
olarak kabul edilen eserlerini vermiştir.
Zaferden sonra İstanbul’a
dönen Halide Edib, çeşitli gazete ve dergilerde yazı hayatına devam eder.
Bu yıllarda eşi Dr.Adnan Bey’le beraber, başta M.Kemal Paşa olmak üzere
devrin idarecileri ile anlaşmazlığa düşer. 1924 yılında da kocası ile birlikte
yurtdışına çıkar. Onbeş yıla yakın bir süreyi yurtdışında geçiren Halide
Edib Hanım, İngiltere ve Paris’te ikamet eder. ayrıca bu süre zarfında
iki defa Amerika ve bir defa da Hindistan’a gider.
Amerika’ya, düzenlenen bir
toplantıya başkan ve konuşmacı olarak katılan Adıvar burada özellikle yeni
Türkiye hakkında Amerikalılara bilgiler verir. Halide Edib’in bu konuşmaları
Amerika’da büyük ilgi toplamıştır.
Hindistan’da düzenlenen
çeşitli etkinliklere katılmak için giden Halide EdibHanım, burada yaklaşık
iki ay kalır ve çok sayıda konuşma yapar.
Mustafa Kemal Paşa’nın ölümünden
sonra 1939’da yurda dönen Adıvar, İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve
Edebiyatı Bölümü’nde Profesör olarak çalışmaya başlar. 1950 yılında İzmir
Milletvekili olarak meclise giren Halide Edib, buradaki ortama uyum sağlayamadığından
bir daha aday olamaz.
&